Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mustafa Başkır | BN. 2020/19315

Karar Bülteni

AYM Mustafa Başkır BN. 2020/19315

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/19315
Karar Tarihi 30.04.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddiaları ivedilikle soruşturulmalıdır.
  • Devletin şüpheli yaralanmaları açıklama yükümlülüğü vardır.
  • Çelişkili tıbbi bulgular uzmanlarca giderilmelidir.
  • Soruşturmada tüm eksiklikler makul özenle giderilmelidir.

Bu karar, kolluk kuvvetlerinin gözetimi altındayken meydana gelen şüpheli yaralanmaların ve buna ilişkin kötü muamele iddialarının devlet makamları tarafından ne ölçüde titizlikle soruşturulması gerektiğini hukuken çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişinin resmi makamların kontrolü altındayken yaralanması durumunda, olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğünün doğrudan devlete ait olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Özellikle tıbbi raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmemesi ve olay yerinin yanlış tespit edilerek alakasız delillerin incelenmesi, etkili soruşturma yükümlülüğünün ağır bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, Cumhuriyet başsavcılıklarının yürüttüğü ceza soruşturmalarında şekli bir incelemenin ötesine geçerek olayı aydınlatacak tüm delilleri resen ve ivedilikle toplamaları gerektiği kuralını pekiştirmektedir. Uygulamada sıkça rastlanan, mağdurun baskı altındayken verdiği ilk ifadesine veya eksik toplanan güvenlik kamerası delillerine dayanılarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların, kötü muamele yasağının usul boyutunu zedeleyeceği açıktır. Kolluk kuvvetlerinin şiddet uyguladığına dair savunulabilir iddiaların, bağımsız ve kapsamlı bir soruşturmayla aydınlatılması zorunluluğu, hukukun üstünlüğünün teminatı olarak büyük bir öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Mustafa Başkır isimli vatandaş, bir kayıp şahıs soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla emniyet müdürlüğüne götürülmüş ve burada kolluk görevlileri tarafından darbedildiğini iddia ederek şikayetçi olmuştur. Başvurucu, emniyette bulunduğu sırada polis memurlarının kendisine cop ve kemerle vurduğunu, bacağının bir cihazla yakıldığını, hakaret ve tehdit eşliğinde gözlerine biber gazı sıkıldığını öne sürmüştür. Olayın ardından hastanede alınan raporlarda kalça ve uyluk bölgelerinde yaygın morluklar tespit edilmiştir. Ancak savcılık, başvurucunun ilk ifadesinde hayvanlarla uğraşırken düştüğünü söylemesi ve incelenen polis merkezi güvenlik kameralarında darp izine rastlanmaması gerekçeleriyle polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Uyuşmazlık, başvurucunun bu eksik soruşturma ve maruz kaldığı şiddet nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması etrafında şekillenmektedir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile kötü muamele yasağı kurallarını dikkate almıştır. Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 5 ile birlikte yorumlandığında, devletin sadece bireylere yönelik kötü muamele yapmama şeklinde bir negatif yükümlülüğü değil, aynı zamanda iddia edilen kötü muamele vakalarını titizlikle ve etkili bir şekilde soruşturma yönünde bir pozitif usul yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bireyin gözaltı, tutukluluk veya yakalama gibi devletin bizzat gözetim ve kontrolü altındayken meydana gelen yaralanmalarda, yetkili makamlar bu durumun nasıl gerçekleştiğine dair her türlü şüpheden uzak, tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmek zorundadır. Kötü muamele iddialarının kasten yapıldığı yönünde savunulabilir iddiaların ileri sürüldüğü durumlarda ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Bu soruşturma bağımsız olmalı, kamu denetimine açık tutulmalı ve her aşamada makul bir özenle yürütülmelidir.

Olayı tam olarak aydınlatabilecek, sorumluları kesin biçimde tespit edebilecek tıbbi raporlar, kamera kayıtları ve tanık beyanları gibi tüm delillerin eksiksiz toplanması şarttır. Yetkili makamlar, soruşturmayı aceleyle sonlandırmaktan kaçınmalı ve temeli olmayan, yüzeysel varsayımlara dayanarak takipsizlik kararı vermemelidir. Anılan bu kurallar, demokratik hukuk devletinin en önemli gereklerinden biri olarak, kamu görevlilerinin hukuka aykırı ve keyfi güç kullanımının önüne geçmek, böylece mağdurların hak arama hürriyetini etkin bir şekilde korumak amacıyla doktrinde ve evrensel insan hakları içtihatlarında da hassasiyetle vurgulanmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda yürütülen ceza soruşturmasının etkili olup olmadığını kapsamlı bir biçimde incelemiştir. Soruşturma sürecinde adli raporların alındığı, ilgili kişilerin dinlendiği ve bazı kamera kayıtlarının incelendiği görülmekle birlikte, olayı aydınlatacak kritik delillerin toplanmasında ciddi eksiklikler saptanmıştır.

Mahkeme, başvurucunun kalçasındaki kızarıklıkları ilk ifadesinde düşmeye bağlasa da serbest kaldıktan hemen sonra jandarmaya başvurarak polis baskısı altında bu ifadeyi verdiğini ve ağır şiddet gördüğünü detaylıca anlatmasını dikkate almıştır. Buna rağmen savcılığın, adli raporlardaki bulguların düşme sonucu mu yoksa darp sonucu mu oluştuğuna dair uzman tıbbi bir inceleme yaptırmaması son derece önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.

İkinci olarak, olay günü alınan raporlarda sonradan ortaya çıkan kulak ve uyluk bölgesindeki morluklar ile ekimozların büyüklüğündeki farklılıklar hakkında yetkili makamlarca hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu, şiddete ilçe emniyet müdürlüğünde uğradığını iddia etmesine karşın, savcılıkça sadece polis merkezindeki kamera kayıtları incelenmiş, emniyet müdürlüğünde neler yaşandığı ve burada ne kadar süre kalındığı hiç araştırılmamıştır. Başvurucunun olay sonrası aradığını belirttiği 155 ihbar hattı kayıtları da talep edilmemiştir.

Tüm bu hususlar, savcılığın sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri toplama ve olayı aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediğini açıkça göstermektedir. Etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi, kötü muamele yasağının usul boyutunu ağır biçimde zedelemiştir. Raporlardaki çelişkiler tam olarak giderilemediğinden ve deliller eksik toplandığından, kötü muamele yasağının maddi boyutu hakkında ise bu aşamada bir inceleme yapılması olanaklı görülmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: