Anasayfa Karar Bülteni AYM | Eylem Arzu Kayaoğlu | BN. 2020/17496

Karar Bülteni

AYM Eylem Arzu Kayaoğlu BN. 2020/17496

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/17496
Karar Tarihi 11.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddiaları derhâl ve etkili soruşturulmalıdır.
  • Şüphelilerin tutanakları tek başına hükme esas alınamaz.
  • Kolluğun güç kullanımı kesin bir zorunluluğa dayanmalıdır.
  • Yaralanma olaylarında ispat yükü yetkili makamlardadır.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan bedensel gücün sınırları ile bu tür iddialara yönelik yürütülmesi gereken soruşturmaların niteliği bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, devletin gözetimi ve kontrolü altındayken meydana gelen yaralanma vakalarında, güç kullanımının zorunlu ve orantılı olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün kamu makamlarında olduğunu bir kez daha net bir şekilde ortaya koymuştur. Güç kullanmaya yetkili personelin yalnızca kendi düzenlediği tutanaklara dayanılarak, olay yeri kamera kayıtları ve tanık beyanları gibi objektif deliller toplanmadan takipsizlik kararı verilmesi, hukuken kabul edilemez bulunmuştur.

Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında, savcılık makamlarının kötü muamele iddialarını soruştururken kolluk tutanakları ile yetinmemesi, resen ve derinlikli bir araştırma yapması gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Karar, avukatların ve vatandaşların kolluk eylemleri neticesinde maruz kaldıkları fiziksel müdahalelerde bağımsız, tarafsız ve hızlı bir soruşturma yürütülmesinin hukuk devletinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu göstermektedir. Şüphelilerin bizzat hazırladığı evrakın doğruluğunun sorgulanmadan kabul edilmesi, soruşturmanın bağımsızlığı ilkesine aykırı görülerek uygulamadaki hatalı pratiklerin düzeltilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu yönüyle karar, benzer soruşturmaların yürütülüş biçiminde savcılık makamlarına yol gösterici bir kılavuz niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, İstanbul Barosuna kayıtlı bir avukat olan başvurucunun, Bakırköy Kapalı Kadın Ceza İnfaz Kurumu önünde açlık grevindeki tutuklu ve hükümlülere destek amacıyla toplanan bir gruba dâhil olması ve ardından gelişen olaylar etrafında şekillenmektedir. Kolluk kuvvetlerinin gruba müdahalesi esnasında başvurucu gözaltına alınmıştır. Başvurucu, yakalama işlemi sırasında ve gözaltı aracına götürülürken polis memurları tarafından yoğun bir şekilde darbedildiğini, boğazının sıkıldığını ve hakarete uğradığını belirterek ilgili kamu görevlileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde olay yerindeki kamera kayıtlarının incelenmesini ve tanıkların dinlenmesini talep etmiştir. Ancak savcılık, talep edilen delilleri toplamadan ve yalnızca şikâyet edilen polislerin tuttuğu tutanakları dikkate alarak takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığı) kararı vermiştir. Başvurucu, kendisine uygulanan şiddetin ve bu şiddete yönelik etkisiz soruşturmanın temel haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan "kişinin dokunulmazlığı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı" ile insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ilkelerini dikkate almıştır. Devletin, kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma yükümlülüğü çerçevesinde, kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen bedensel müdahalelerin mutlak bir zorunluluktan kaynaklanması ve orantılı olması gerekmektedir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu kapsamında kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisi bulunsa da, bu yetki keyfî olarak kullanılamaz ve kişinin direnci ile orantılı olmalıdır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bireyin devletin kontrolü altındayken (örneğin yakalama ve gözaltı süreçlerinde) yaralanması hâlinde, bu yaralanmanın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü idareye aittir. Kötü muamele yasağının usul boyutu uyarınca, kamu görevlilerinin kasıtlı bir eylemi sonucu yaralanma meydana geldiği ileri sürüldüğünde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri doğrultusunda derhâl, bağımsız ve etkili bir ceza soruşturması başlatılmalıdır.

Etkili bir soruşturmanın temel şartları arasında; soruşturmanın olaya karışanlardan bağımsız kişilerce yürütülmesi, delillerin eksiksiz toplanması, mağdurun sürece katılımının sağlanması ve şüphelilerin kendi hazırladıkları tutanakların tek başına hükme esas alınmaması yer alır. Savcılık makamı, olayı aydınlatacak kamera görüntüleri, tanık beyanları ve sağlık raporları gibi objektif delilleri toplamalı, güç kullanımının zorunlu ve orantılı olup olmadığını derinlemesine analiz etmelidir. Bu kuralların ihlali, kötü muamele yasağının usul yönünden ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını ve soruşturma dosyasını inceleyerek somut olaya dair önemli tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak, başvurucunun gözaltına alınma süreci sonrasında alınan adli muayene raporlarında sol omzunda kızarıklık ve sağ omzunda ağrı olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar başvurucunun boğazının sıkıldığına ve yoğun şekilde darbedildiğine dair iddiaları raporlarla tam olarak örtüşmese de, kolluk görevlilerinin zor kullanma tutanakları ve savcılığın takipsizlik kararı incelendiğinde, başvurucuya yönelik bir fiziksel müdahalenin varlığı tartışmasız kabul edilmiştir.

Mahkeme, başvurucunun yakalama işlemine direndiği gerekçesiyle güç kullanıldığına dair kamu makamlarının iddialarını incelemiştir. Ancak başvurucunun 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçundan yargılandığı ceza davasında, kamera görüntülerinin incelenmesi sonucunda direnç göstermeden gözaltı aracına bindiği ve fiziksel bir müdahalede bulunmadığı gerekçesiyle beraat ettiği tespit edilmiştir. Bu durum, başvurucuya yönelik güç kullanımının kesin olarak zorunlu olduğu hususunun yetkililerce kanıtlanamadığını göstermektedir.

Soruşturma süreci usul boyutuyla değerlendirildiğinde, başvurucunun sorgusunda şiddet gördüğünü belirtmesine ve adli raporlarda yaralanma bulgularının yer almasına rağmen, savcılığın resen harekete geçmediği ve ancak aylar sonra yapılan şikâyet üzerine soruşturma başlattığı görülmüştür. Ayrıca savcılığın, başvurucunun bildirdiği tanıkları dinlemediği, olay anına ait kamera kayıtlarını ve CD görüntülerini incelemediği tespit edilmiştir. Savcılığın, olay yerindeki polislerin orantılı güç kullandığına dair sonucuna, yalnızca şikâyet edilen kolluk görevlileri tarafından hazırlanan tutanaklara dayanarak ulaşması soruşturmanın bağımsızlığı ve etkililiği ilkelerine açıkça aykırı bulunmuştur. Olayın şüphelilerinin düzenlediği evrakın başka delillerle desteklenmeden tek başına hükme esas alınması, kötü muamele yasağının ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: