Karar Bülteni
AYM Ersin Kaya BN. 2022/21165
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/21165 |
| Karar Tarihi | 11.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Belirleyici tanık duruşmada veya SEGBİS'le sorgulanabilmelidir.
- Sorgulanmayan tanık beyanı tek mahkûmiyet delili olamaz.
- Banka hesap hareketleri uzman bilirkişilerce detaylı incelenmelidir.
- Mutat bankacılık işlemleri örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemez.
Bu karar, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkûmiyet hükmüne esas alınan delillerin niteliğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamalarında sanığın aleyhine ifade veren tanıkları sorgulama imkânından mahrum bırakılmasının, yargılamanın adilliğine temelden zarar verdiğini vurgulamıştır. Özellikle tanık beyanlarının mahkûmiyete giden yolda belirleyici bir delil olduğu durumlarda, sanığa bu tanıkla yüzleşme ve beyanların doğruluğunu test etme fırsatı verilmesi anayasal bir zorunluluktur. Bu yönüyle karar, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ceza yargılamalarındaki pratik yansımalarını güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Savunma makamının, iddia makamının sunduğu delillere karşı çıkabilme ve bunları çürütme fırsatına sahip olması, demokratik hukuk devletinin en temel gereklerinden biridir.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. Mahkemeler, yargı çevresi dışında bulunan tanıkları dinlerken mutlaka Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik imkânları kullanarak sanığın savunma hakkını etkin bir şekilde kullanmasını sağlamalıdır. Şayet tanık sorgulanamamışsa, bu eksikliği telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin yargılama sürecine dâhil edilmesi şarttır. Uygulamada sıkça karşılaşılan, tanığın istinabe yoluyla dinlenip ifadelerinin duruşmada sadece okunmasıyla yetinilmesi pratiğinin hak ihlallerine yol açacağı bu kararla bir kez daha tescillenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucu Ersin Kaya'nın silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçlamasıyla yargılandığı ceza davasında adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma sonucunda, bir tanığın ifadeleri, kapatılan bir bankadaki hesap hareketleri ve örgüte ait olduğu belirtilen kurumlarda çalışmış olması gerekçe gösterilerek dava açılmıştır. Yargılama aşamasında, başvurucu aleyhine beyanlarda bulunan en önemli tanık mahkeme huzuruna getirilmemiş ve istinabe (başka bir mahkeme aracılığıyla ifade alma) yoluyla dinlenmiştir. Başvurucu, aleyhindeki iddiaları dile getiren bu tanığa soru sorma, onunla yüzleşme ve beyanlarının doğruluğunu test etme imkânı bulamamıştır. Kendisinin duruşmada dinlenmesini talep etmişse de bu talebi karşılanmamış ve sadece yazılı ifadelerin okunmasıyla yetinilmiştir. Ayrıca, banka hesap hareketlerinin örgütsel bir talimatla değil, günlük mutat işlemler kapsamında olduğunu savunmuştur. Mahkemenin hapis cezası vermesi ve kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu, aleyhindeki tanığı sorgulayamadığı ve savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak ihlal kararı ve yeniden yargılama talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan tanık sorgulama hakkı üzerinde durmuştur. Ceza yargılamasının temel prensiplerinden biri, sanığın aleyhine ifade veren tanıkları duruşmada sorguya çekme veya çektirme hakkına sahip olmasıdır. Bu hak, sanığın tanıkla yüzleşmesini ve beyanlarının güvenilirliğini sınamasını sağlar. Bu noktada 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.180 hükmü önem arz etmektedir. Anılan kanun maddesinin beşinci fıkrası, tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntemin uygulanarak ifade alınmasını emretmektedir.
Bu bağlamda, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, iddia ve savunma makamları arasında adil bir dengenin kurulmasını gerektirmektedir. Mahkemeler, maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delilleri toplarken ve değerlendirirken savunma tarafının itiraz haklarını gözetmekle yükümlüdür.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir mahkûmiyet kararı tek başına veya belirleyici ölçüde sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bir tanığın ifadelerine dayanıyorsa, yargılamanın adilliği zedelenir. Anayasa Mahkemesi bu tür durumlarda üç aşamalı bir test uygulamaktadır: İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeni olup olmadığına bakılır. İkinci olarak, sorgulanamayan tanığın beyanının mahkûmiyete temel oluşturan tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Son olarak, şayet belirleyici bir delil ise, savunma tarafının karşılaştığı bu dezavantajı telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı incelenir. Ayrıca, hukuki uyuşmazlıklarda bankacılık verilerine dayanılması hâlinde, mutat işlemler ile örgütsel faaliyet kapsamındaki işlemlerin kesin sınırlarla birbirinden ayrılması, hesap hareketlerinin uzman bilirkişilerce tüm süreçleriyle analiz edilmesi yerleşik bir içtihat kuralı olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında, aleyhine ifade veren A.İ. İsimli tanığın istinabe yoluyla ifadesi alınmış ve bu ifadeler duruşmada sadece okunmakla yetinilmiştir. İlk derece mahkemesi, tanığın duruşmada bizzat veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik vasıtalarla dinlenmesi için hiçbir çaba göstermemiş, tanığın mahkeme huzuruna getirilmemesine dair geçerli bir hukuki mazeret de sunmamıştır. Başvurucu, tanığın beyanlarının alındığı sırada hazır bulunmadığından ona soru soramamış, beyanların güvenilirliğini mahkeme heyeti önünde test etme imkânından tamamen mahrum bırakılmıştır.
Derece mahkemesinin, tanığın neden SEGBİS ile dahi dinlenemediğine dair hukuken geçerli hiçbir mazeret sunmaması, adil yargılanma hakkının usuli güvencelerinin ihlali anlamına gelmektedir. Ayrıca, başvurucunun bankacılık işlemlerinin salt örgütsel bir motivasyonla yapılıp yapılmadığının, dönemin rutin bankacılık işlemleri çerçevesinde uzmanlarca denetlenmeden hükme esas alınması, kararın hukuki denetime elverişliliğini de zayıflatmıştır.
Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde, sorgulama imkânı verilmeyen bu tanığın beyanlarının, başvurucunun örgüt hiyerarşisi içindeki konumunun belirlenmesinde ve mahkûmiyet kararının verilmesinde belirleyici nitelikte bir delil olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Mahkûmiyete dayanak yapılan diğer delillerden olan banka hesap hareketleri incelendiğinde ise, bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, hesabın açılışından itibaren tüm hareketlerin analiz edilmediği ve işlemlerin mutat bir bankacılık faaliyeti olup olmadığı hususunda Yargıtay içtihatlarına uygun, tatmin edici bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.
Sorgulanmamış tanık beyanının mahkûmiyette belirleyici rol oynamasına rağmen, savunma tarafının maruz kaldığı bu kısıtlamayı telafi edecek hiçbir karşı dengeleyici güvence mekanizması işletilmemiştir. Tanığın mahkeme huzurunda gösterdiği reaksiyonlar ve tepkiler mahkeme heyeti tarafından doğrudan gözlemlenememiş, yargılamanın hakkaniyeti ciddi şekilde zedelenmiştir. Tüm bu eksiklikler, başvurucunun anayasal güvence altındaki haklarının kısıtlanmasına yol açmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.