Anasayfa Karar Bülteni AİHM | SIEDLECKA | BN. 13375/18

Karar Bülteni

AİHM SIEDLECKA BN. 13375/18

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 13375/18
Karar Tarihi 31.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Kısa süreli tutma özgürlükten yoksun bırakmadır.
  • Özgürlük kısıtlaması ile yoksunluk arasında derece farkı vardır.
  • Kimlik tespiti için alıkoyma kanuni dayanaktan yoksundur.
  • Polis kordonunda bekletme yakalama işlemi sayılır.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen "kimlik tespiti amacıyla kordon altına alma" ve "kısa süreli bekletme" işlemlerinin hukuki niteliğini netleştirmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kişilerin belirli bir alanda tutulması, temel ihtiyaçlarını gidermelerinin veya avukatlarıyla görüşmelerinin engellenmesi durumunda, işlemin süresi nispeten kısa olsa dahi bunun bir "özgürlükten yoksun bırakma" teşkil ettiğini açıkça ortaya koymuştur. Karar, iç hukukta kolluğun salt kimlik sorma yetkisinin, kişileri fiilen yakalama ve hürriyetlerinden yoksun bırakma sonucunu doğuracak şekilde keyfi ve geniş yorumlanamayacağını vurgulamaktadır.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu hüküm, özellikle toplumsal olaylara müdahale eden kolluk kuvvetlerinin yetki sınırlarını çizerken anayasal ve uluslararası insan hakları standartlarına sıkı sıkıya uymaları gerektiğini göstermektedir. Benzer davalarda, kolluğun veya idarenin "yakalama yapılmadı, sadece kimlik tespiti için güvenli alana alındı" şeklindeki savunmalarının, fiili durumun özgürlükten yoksun bırakma boyutuna ulaşması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kabul görmeyeceği kesinleşmiştir. Bu durum, kolluk uygulamalarının ve özgürlük kısıtlayıcı her türlü fiili müdahalenin mutlaka öngörülebilir ve açık bir kanuni dayanağa sahip olması zorunluluğunu pekiştirmekte, aksi uygulamaların doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açacağını teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Ewa Anna Siedlecka, Polonya'da insan hakları ve hukuk alanında tanınmış bir gazetecidir. Olay tarihinde, iktidar partisinin düzenlediği ve kanunla özel bir koruma statüsü verilmiş olan anma yürüyüşüne karşı düzenlenen barışçıl bir karşı gösteriye katılmıştır. Polis, karşı göstericileri kordon altına almış, başvurucu ve diğer protestocular buna tepki olarak yere oturmuştur.

Polis daha sonra başvurucu ve diğer göstericileri zorla alandan uzaklaştırarak yakındaki bir binanın avlusuna götürmüş ve etraflarını çevirerek dışarı çıkmalarına izin vermemiştir. Başvurucu, kimliğini anında ibraz etmesine rağmen yaklaşık iki saat boyunca bu avluda tutulmuş, su almasına, tuvalete gitmesine veya avukatlarıyla görüşmesine müsaade edilmemiştir. Başvurucu, fiilen gözaltına alındığını ve özgürlüğünden haksız yere yoksun bırakıldığını belirterek yerel mahkemelere başvurmuş, ancak mahkemeler bu işlemin bir "yakalama" olmadığını, sadece kimlik tespiti için alandan uzaklaştırma işlemi olduğunu belirterek taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5 (Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı) çerçevesinde yerleşik içtihat prensiplerine dayanmıştır. Mahkeme, Sözleşme'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının kişinin fiziksel özgürlüğünü korumayı amaçladığını, hareket serbestisinin kısıtlanması ile özgürlükten yoksun bırakma arasındaki farkın bir nitelik veya öz farkı değil, tamamen derece ve yoğunluk farkı olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır.

Bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılıp bırakılmadığını belirlemek için, uygulanan tedbirin türü, süresi, ortaya çıkardığı etkileri ve somut uygulanma şekli gibi çok çeşitli bir dizi kritere bir bütün olarak bakılmalıdır. Kişinin sınırlandırılmış olan kısıtlı alandan ayrılma imkanının bulunup bulunmadığı, idare ajanlarının kişinin hareketleri üzerindeki gözetim ve kontrolünün ağırlık derecesi, mağdurun maruz kaldığı izolasyon boyutu ve dış dünyayla iletişim kurma imkanının elinden alınıp alınmadığı bu değerlendirmede büyük ve belirleyici bir önem taşır. Olayın kendine has özellikleri Sözleşme m. 5/1 anlamında bir özgürlükten yoksun bırakmaya işaret ediyorsa, alıkoyma süresinin oldukça kısa olması bu hukuki sonucu hiçbir şekilde değiştirmez.

Ayrıca, özgürlükten yoksun bırakma sonucunu doğuran her türlü zorlayıcı idari tedbirin iç hukukta açık, öngörülebilir ve keyfiliği önleyecek nitelikte bir kanuni dayanağının bulunması mutlak bir şarttır. Hukuka uygunluk ilkesi, sadece iç hukuka şekli bir uyumu değil, aynı zamanda uygulanan kanunun kalitesini de kapsar. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan kurallar, idarenin takdir yetkisinin sınırlarını ve bu yetkinin kullanılma şeklini bireylere yeterli açıklıkta göstermelidir. Olayda uygulanan Polonya Polis Kanunu ve İdari Kabahatler Usul Kanunu hükümleri çerçevesinde, polisin genel asayişi sağlama ve kimlik sorma yetkisinin, fiili bir gözaltı veya yakalama işlemi için tek başına yeterli hukuki zemin oluşturup oluşturmadığı temel bir kural olarak incelenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, ilk olarak başvurucunun durumunun bir özgürlükten yoksun bırakma teşkil edip etmediğini incelemiştir. Yerel mahkemeler, polis kordonunda bekletilmenin İdari Kabahatler Usul Kanunu anlamında bir yakalama olmadığını savunsa da, Mahkeme kendi özerk değerlendirmesini yapmıştır. Başvurucunun akşam saat 20.00'den 22.00'ye kadar bir avluda polis kordonu altında tutulması, tuvalete gitmesinin, su almasının ve avukatlarıyla görüşmesinin engellenmesi ve kimlik belgesinin alıkonulması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, maruz kalınan kısıtlamanın niteliği ve süresi itibarıyla başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakıldığı tespit edilmiştir.

İkinci aşamada Mahkeme, bu özgürlükten yoksun bırakmanın hukuka uygunluğunu, yani iç hukukta geçerli bir kanuni dayanağının bulunup bulunmadığını değerlendirmiştir. Hükümet, polisin eylemlerini Polis Kanunu'nun kimlik tespiti yetkisi veren hükümlerine dayandırmıştır. Ancak Mahkeme, kimlik sorma yetkisi veren bu hükümlerin bir kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmak için yeterli bir yasal zemin sağlamadığına dikkat çekmiştir. Polonya İdari Kabahatler Usul Kanunu, bir kişinin ancak suçüstü halinde ve kimliğinin tespit edilememesi veya hızlandırılmış yargılama şartlarının varlığı durumunda yakalanabileceğini öngörmektedir.

Somut olayda Hükümet, başvurucunun kimliğinin tespit edilemediğini veya hızlandırılmış yargılama prosedürünün uygulandığını iddia etmemiştir. Başvurucu kimliğini polise ibraz etmiş olmasına rağmen, kimlik doğrulaması yapıldıktan hemen sonra serbest bırakılmamış, aksine diğer göstericilerle birlikte yürüyüş bitene kadar avluda zorla tutulmaya devam etmiştir. Hükümet, uygulanan zorlayıcı tedbirler bütününün iç hukukta yeterli bir yasal dayanağa sahip olduğunu kanıtlayamamış ve kimlik tespiti için kişilerin iki saat boyunca kilit altında tutulmasının neden gerekli olduğunu açıklayamamıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uygulanan fiili yakalama ve alıkoyma tedbirinin kanuni dayanaktan yoksun olduğuna ve kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: