Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abdullah Şeker ve Diğerleri | BN. 2024/20347

Karar Bülteni

AYM Abdullah Şeker ve Diğerleri BN. 2024/20347

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2024/20347
Karar Tarihi 11.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal / Kabul Edilemez / Ret
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamulaştırma bedeli enflasyona karşı korunmalıdır.
  • Aşırı değer kaybı mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Ölen kişi adına bireysel başvuru yapılamaz.
  • Ölümü bildirmeyen avukata disiplin cezası verilir.

Bu karar hukuken, kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi veya yargılama sürecindeki uzamalar nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybetmesinin, mülkiyet hakkının ağır bir ihlali anlamına geldiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin mülkiyetine geçirdiği taşınmazların bedelini malike öderken, bu bedelin satın alma gücünün korunması gerektiğini, aksi takdirde mülkiyet hakkının içinin boşaltılmış olacağını güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Ayrıca, başvuru sürecinden önce vefat eden bir kişinin durumu hakkında yüksek mahkemeye bilgi verilmemesi ve vekâlet ilişkisi sona ermesine rağmen sürecin idame ettirilmeye çalışılması, başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiş ve ilgili avukata disiplin para cezası kesilerek usul kurallarının katılığı ve ciddiyeti hatırlatılmıştır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle uzayan kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma davalarında vatandaşların uğradığı enflasyon kaynaklı zararların telafi edilmesi noktasında büyük önem taşımaktadır. İdarelerin ve yerel mahkemelerin, kamulaştırma bedellerini belirlerken ve öderken, paranın reel değerindeki düşüşü dikkate alarak hakkaniyetli bir hesaplama yapmaları gerektiği bu kararla bir kez daha perçinlenmiştir. Uygulamada, avukatların müvekkillerinin hayatta olup olmadığını titizlikle takip etmeleri gerektiği, aksi durumların mesleki sorumluluk ve katı disiplin yaptırımlarıyla sonuçlanacağı yönünde çok güçlü bir pratik mesaj verilmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, idare tarafından gerçekleştirilen kamulaştırma işlemi sonucunda kendilerine ödenen bedelin hem emsallerine göre çok düşük hesaplandığını hem de geçen uzun zaman ve enflasyon nedeniyle ciddi şekilde değer kaybettiğini belirten bir grup vatandaşın idareye karşı yürüttüğü hukuk mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucular, taşınmazlarının ellerinden alınması karşılığında kendilerine ödenen bedelin gerçek durumu yansıtmadığını, yargılama uzadıkça bu tutarın enflasyon karşısında iyice eridiğini iddia ederek mağduriyetlerinin giderilmesini ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesini talep etmişlerdir. Bununla birlikte, uyuşmazlığın usul yönünden bir diğer ilginç boyutu ise, başvuru sürecinde başvuruculardan birinin çok önceden hayatını kaybetmesi, ancak bu ölüm olayının avukatı tarafından Anayasa Mahkemesine bildirilmeden yargılama sürecinin haksız yere devam ettirilmeye çalışılmasıdır. Dolayısıyla dava, bir yandan kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında erimesi ve hakkaniyet talebini, diğer yandan da yargılama usullerinin ve dürüstlük kuralının ihlaline ilişkin önemli konuları barındırmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa m.35 metninde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Anayasa m.46 çerçevesinde yer alan kamulaştırma kurallarını merkeze alarak değerlendirme yapmıştır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kamulaştırma bedeli olarak taşınmazın gerçek değerinin ödenmesi, mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için vazgeçilmez anayasal bir güvencedir. Müdahalenin ölçülü ve anayasaya uygun olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayacak usuli güvencelerin titizlikle işletilmesi gerekmektedir. Ancak kamulaştırma bedelinin teknik mahkemelerce belirlenmesi aşamasında Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığı da her fırsatta sıkça vurgulanan temel bir usul kuralıdır.

Bunun yanı sıra, mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması kapsamında sadece kamulaştırma bedelinin doğru tespit edilmesi yeterli görülmemekte, aynı zamanda bu bedelin hak sahibine ödenmesine kadar geçen sürede enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmaması da esas kabul edilmektedir. Geciken veya uzayan ödeme süreçlerinde kamulaştırma bedellerinin enflasyon karşısında önemli ölçüde erimesi, kişilere şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğinden mülkiyet hakkının ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir.

Diğer yandan mahkeme, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.51 ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri gereğince usuli dürüstlük kurallarına da atıf yapmıştır. Başvurucunun istismar edici, yanıltıcı tutumlarla hakkını kötüye kullanması kesinlikle yasaktır. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce vefat etmesi durumunda, ölüm bilgisinin mahkemeden gizlenerek ölen kişi adına vekâletsiz bir şekilde işlem yapılması, başvuru hakkının açıkça kötüye kullanımıdır. Hukuk sistemimiz, bu gibi yanıltıcı eylemlerde bulunan kişilere disiplin para cezası uygulanmasını yasal bir zorunluluk olarak öngörmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı usul ve esas olmak üzere iki ana eksende titizlikle değerlendirmiştir. İlk olarak, usul yönünden yapılan detaylı incelemede, başvuruculardan Havva Şeker'in bireysel başvuru henüz yapılmadan aylar önce vefat ettiği açıkça tespit edilmiştir. İlgili avukatı tarafından bu vefat durumunun gizlenerek Anayasa Mahkemesini yanıltmaya yönelik, haksız bir başvuru yapıldığı belirlenmiştir. Yüksek Mahkeme, vefat eden bir kişi adına hukuken geçerli bir başvuru yapılamayacağını, bu saklamanın başvuru hakkının açıkça kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu saptayarak, dosyayı yürüten ilgili avukatın disiplin para cezası ile cezalandırılmasına ve bu kişi yönünden başvurunun esasa girilmeden doğrudan reddine hükmetmiştir.

İkinci olarak, hayatta olan diğer başvurucular yönünden esasa ilişkin derinlemesine bir inceleme yapılmıştır. Başvurucuların kamulaştırma bedelinin teknik olarak düşük belirlendiğine yönelik iddiaları, yerel yargılama sürecinde kendilerine yeterli savunma ve itiraz imkânı sunulduğu, derece mahkemelerince ilgili ve yeterli gerekçelerle kararlar verildiği anlaşıldığından açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir. Ancak, ödenmesi gereken kamulaştırma bedelinin geçen süreçte enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğradığı yönündeki iddialar Anayasa Mahkemesi tarafından haklı bulunmuştur. Mahkeme heyeti, enflasyon oranları nedeniyle bedelin aşırı ölçüde erimesinin, mülkiyet sahiplerine olağan dışı ve ağır bir külfet yüklediğini, dolayısıyla kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin vatandaş aleyhine bozulduğunu kesin olarak tespit etmiştir. Bu bağlamda, tespit edilen mülkiyet hakkı ihlalinin ve bu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için davanın ilk derece mahkemesinde yeniden görülmesinde büyük bir hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğuna karar verilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında değer kaybetmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: