Anasayfa Karar Bülteni AYM | Orhan Altınışık vd. | BN. 2019/37927

Karar Bülteni

AYM Orhan Altınışık vd. BN. 2019/37927

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2019/37927
Karar Tarihi 30.04.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamu görevlileri devlete sadakat yükümlülüğü altındadır.
  • Memurların ifade özgürlüğü statüleri gereği sınırlandırılabilir.
  • Öğretmenlerin toplumsal olaylardaki söylemleri özel öneme sahiptir.
  • Sendika üyeliği devlete sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
  • Terör eylemlerini öven memura verilen ceza orantılıdır.

Bu karar, kamu görevlilerinin, özellikle de eğitim ve öğretim hizmeti veren öğretmenlerin ifade özgürlüğü ile devlete sadakat ve tarafsızlık yükümlülükleri arasındaki hassas dengeyi net bir biçimde ortaya koyan oldukça önemli bir içtihattır. Anayasa Mahkemesi, memurların da diğer vatandaşlar gibi ülke sorunlarıyla ilgilenme ve düşünce açıklama hakkına sahip olduğunu ilkesel olarak kabul etmekle birlikte, bu hakkın kullanımında kamu hizmetinin doğasından kaynaklanan özel sınırlamalara tabi olduklarını özellikle vurgulamıştır. Hukuken, terörle mücadele gibi devletin bekasını ve kamu güvenliğini doğrudan ilgilendiren hayati konularda, bir kamu görevlisinin devletin eylemlerini katliam olarak nitelendirmesi ve terör örgütünün eylemlerini meşrulaştırıcı bir algı yaratması ifade özgürlüğünün koruma şemsiyesi altında değerlendirilmemiştir.

Bu karar, gelecekteki benzer idari yaptırım uyuşmazlıkları ve bireysel başvurular açısından idare ve mahkemeler için güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Karar, sendikal faaliyetlerin veya sivil toplum örgütü üyeliklerinin, memurların Anayasa'ya sadakat ve tarafsızlık ödevlerini esnetemeyeceği kuralını açıkça hukuki zemine oturtmuştur. Öğretmenlerin toplumdaki ve özellikle öğrenciler üzerindeki otorite figürü olma özelliği dikkate alındığında, sosyal medya paylaşımlarında kullandıkları dilin ve verdikleri siyasi mesajların çok daha sıkı bir denetime tabi tutulabileceği yargısal bir ilke olarak pekişmiştir. Uygulamada idare mahkemeleri ve kurumların disiplin kurulları, kamu görevlilerinin terör olaylarına ilişkin söylemlerini değerlendirirken bu karardaki liyakat, devlete sadakat ve kamu hizmetinin itibarını koruma kriterlerini doğrudan temel alarak içtihat birliği sağlayacaklardır. Ayrıca, tüzel kişi sendikaların sırf üyelerinin aldığı cezalar nedeniyle doğrudan mağdur sayılamayacağı yönündeki tespit de usul hukuku açısından yol gösterici bir kılavuz olmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Mardin'in Midyat ilçesinde lise öğretmeni olarak görev yapan başvurucu, Türkiye'nin belirli bölgelerinde yaşanan ve hendek olayları olarak bilinen terör olayları döneminde şahsi sosyal medya hesabından çeşitli paylaşımlarda bulunmuştur. Söz konusu paylaşımlarda, devletin yürüttüğü güvenlik operasyonlarını sivillerin katledilmesi olarak nitelendiren ve güvenlik güçlerini hedef alan sert ifadeler kullanılmıştır. İlgili idare, başvurucunun bu paylaşımlarıyla devletin itibarını zedelediği, terör eylemlerini desteklediği ve kamu görevlisi sıfatıyla bağdaşmayan yüz kızartıcı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle kendisini devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırmıştır. Başvurucu, söz konusu ağır disiplin cezasının iptali istemiyle açtığı davanın idare mahkemesince reddedilmesi üzerine, sendikal faaliyet kapsamında tamamen insani duyarlılıkla yaptığı paylaşımlarının cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Aynı davada yer alan sendika ise üyesinin cezalandırılması nedeniyle tüzel kişilik olarak kendi haklarının da ihlal edildiğini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle disiplin cezasına dayanak teşkil eden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 hükmünü temel almıştır. İlgili yasal düzenlemede, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak eylemi, devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller arasında açıkça sayılmıştır. Mahkeme, bu kuralın kanunilik ölçütünü net bir biçimde karşıladığını ve anayasal düzlemde kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığını ifade etmiştir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kamu görevlileri Anayasa'ya sadakat, devlete bağlılık ve tarafsızlık ödevleriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Kişinin kendi iradesiyle girdiği kamu hizmeti statüsü, ona belirli güvenceler ve ayrıcalıklar sağlarken aynı zamanda sıradan vatandaşların tabi olmadığı bir takım külfetler ile kısıtlamalar da getirmektedir. Kamu hizmetlerinin yeknesak, tarafsız ve etkin şekilde toplumun tüm kesimlerine sunulması için memurların mesai saatleri dışında ve özel hayatlarında da bu güveni zedeleyecek davranışlardan özenle kaçınmaları hukuki bir zorunluluktur. Herhangi bir sendikaya üye olmak veya temsilcilik yapmak, memurun devlete olan sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldıran veya hafifleten bağımsız bir kimlik sağlamamaktadır.

Bununla birlikte, doktrin tanımları ve mahkeme kabullerine göre özellikle eğitim öğretim hizmetini yürüten öğretmenlerin durumu farklılık arz eder. Öğretmenler, toplumda ideal bireyi sembolize eden ve genç zihinler üzerinde ciddi etkileri olan bir otorite figürü olmaları sebebiyle mesleki ve sosyal hayatlarındaki söylemlerinde çok daha dikkatli olmalıdır. Terörle mücadele gibi hayati konularda kamu görevlilerinin, cebir ve şiddeti teşvik edici veya terör örgütünün eylemlerini meşrulaştırıcı söylemlerden kaçınma yükümlülüğü demokratik anayasal düzenin korunması bakımından vazgeçilmez bir hukuki kural olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda öncelikle öğretmenin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımların içeriğini, dilini ve genel bağlamını kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Paylaşımların yapıldığı dönem, Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinde terör örgütü tarafından kazılan hendekler, kurulan silahlı barikatlar ve yaşanan ağır şiddet olaylarının bulunduğu, toplumun oldukça gergin ve kutuplaşmış olduğu kritik bir zaman dilimidir. Bu olağanüstü ve hassas dönemde, başvurucunun devletin yürüttüğü hukuki güvenlik operasyonlarını kasıtlı olarak sivillerin öldürülmesi şeklinde nitelendirmesi, kamu makamlarının terör estirdiğini iddia etmesi, kamu görevinden beklenen mutlak sadakat ve tarafsızlık yükümlülükleriyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.

Yüksek Mahkeme değerlendirmesinde, başvurucunun bir lise öğretmeni olması olgusuna özel bir ağırlık ve önem atfetmiştir. Öğretmenlerin, gelecek nesilleri şekillendiren ve toplumda açık bir rol model olarak kabul edilen kişiler olması nedeniyle, sosyal medya paylaşımlarında kullandıkları suçlayıcı dilin, bilhassa öğrenciler üzerinde doğrudan, tek taraflı ve uygunsuz etkiler yaratma potansiyeline sahip olduğu kesin olarak tespit edilmiştir. İdarenin, devlet yöneticilerini haksızca suçlayan ve terörle mücadeleyi kamuoyu nezdinde sekteye uğratmayı amaçlayan bu tür pervasız paylaşımları, kamu görevlisinden beklenen özel ve üstün güvenin sarsılması olarak değerlendirip yaptırım uygulaması hukuken makul ve haklı bulunmuştur.

Ayrıca, başvurucunun eylemlerinin tamamen sendikal faaliyet ve insani duyarlılık kapsamında korunması gerektiği yönündeki iddiaları da titizlikle incelenmiş; sendika üyeliğinin kamu görevlisine Anayasa'ya ve kanunlara sadakat ödevinden herhangi bir muafiyet sağlamayacağı kuralı somut olaya uygulanmıştır. Başvurucunun kullandığı şiddetli, suçlayıcı ve tereddüt barındırmayan dilin, toplumda büyük bir infial yaratma riski taşıdığı göz önüne alındığında, idarenin uyguladığı devlet memurluğundan çıkarma cezasının ölçülü olduğu ve demokratik toplumda zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığı kanaatine varılmıştır. Son olarak, başvurucu sendika yönünden yapılan usul incelemesinde, tesis edilen disiplin cezasının yalnızca gerçek kişi başvurucuya uygulandığı, sendika tüzel kişiliğinin güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan etkilenmediği saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, tüzel kişi başvurucu yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna, gerçek kişi başvurucu yönünden ise müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: