Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Raziye Dağ Kararı 2022/57445 B.

Anayasa Mahkemesi Raziye Dağ Kararı 2022/57445 B.

Bu karar, velayet hakkı kendisine bırakılmayan ebeveyn ile müşterek çocuk arasında kurulacak kişisel ilişki davalarında, temel belirleyicinin "çocuğun üstün yararı" olduğunu hukuken tescillemektedir. Anayasa Mahkemesi, çocuk ile ebeveyn arasında kurulacak kişisel ilişkinin sadece ebeveynin kanuni hakkı olarak görülemeyeceğini, bu ilişkinin çocuğun fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişimine zarar vermemesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Somut olayda, çocuğu zorlayıcı nitelikteki uzun süreli ve yatılı görüşmelerin, alternatif ve daha yumuşak yöntemler araştırılmadan doğrudan dayatılması, Anayasa ile güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir. Derece mahkemelerinin, çocuğun açık itirazlarına ve uzman raporlarına rağmen, salt biyolojik bağa dayanarak karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2022/57445
Karar Tarihi 30.04.2024
Taraf Raziye Dağ
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Çocuğun üstün yararı her kararda gözetilmelidir.
  • gavel Kişisel ilişki tesisinde çocuğun görüşü alınmalıdır.
  • gavel Uzman raporları aksine karar verilirken gerekçe sunulmalıdır.
  • gavel Aile bağlarının sürdürülebilirliği adil bir dengeyle sağlanmalıdır.

Bu karar, velayet hakkı kendisine bırakılmayan ebeveyn ile müşterek çocuk arasında kurulacak kişisel ilişki davalarında, temel belirleyicinin "çocuğun üstün yararı" olduğunu hukuken tescillemektedir. Anayasa Mahkemesi, çocuk ile ebeveyn arasında kurulacak kişisel ilişkinin sadece ebeveynin kanuni hakkı olarak görülemeyeceğini, bu ilişkinin çocuğun fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişimine zarar vermemesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Somut olayda, çocuğu zorlayıcı nitelikteki uzun süreli ve yatılı görüşmelerin, alternatif ve daha yumuşak yöntemler araştırılmadan doğrudan dayatılması, Anayasa ile güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir. Derece mahkemelerinin, çocuğun açık itirazlarına ve uzman raporlarına rağmen, salt biyolojik bağa dayanarak karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Bu kararın emsal etkisi, aile mahkemeleri ve bölge adliye mahkemelerinin istinaf incelemelerinde kendisini gösterecektir. İstinaf mercileri, ilk derece mahkemelerinin pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacı raporlarına dayandırdığı, çocuğu bizzat dinleyerek oluşturduğu kararları kaldırırken çok daha dikkatli olmak zorundadır. Yargı mercileri, "baba ile çocuk arasındaki bağın kopmaması" gibi soyut ve genel geçer ilkelere sığınarak, çocuğun ruh sağlığını tehlikeye atacak kararlar veremezler. Çocuğun menfaati ile ebeveynin menfaatinin çatıştığı durumlarda, çocuğun üstün yararına öncelik verilmeli ve gerekirse yatılı olmayan, daha kısa süreli alternatif kişisel ilişki modelleri mahkemelerce resen tartışılmalıdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Raziye Dağ (anne) ile eski eşi A.K. (baba) arasında, 2004 doğumlu müşterek çocuklarının velayeti ve kişisel ilişkisi konusunda uzun süredir devam eden hukuki bir süreç bulunmaktadır. Boşanma sonrasında velayet anneye verilmiş ve baba ile çocuk arasında yatılı olacak şekilde kişisel ilişki tesis edilmiştir. Ancak zamanla babanın çocuğu arayıp sormaması, sonrasında ise icra kanalıyla çocuğu görmek istemesi üzerine çocuk babasıyla görüşmeyi reddederek büyük bir kriz yaşamıştır. Bunun üzerine anne, müşterek çocuk ile baba arasındaki kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması talebiyle dava açmıştır. Yerel mahkeme, çocuğun beyanları ve uzman raporu doğrultusunda babayla kişisel ilişkiyi tamamen kaldırmıştır. Ancak istinaf mahkemesi, baba ile çocuk arasındaki bağın kopmaması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını kaldırmış ve davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay'ın da bu kararı onaması üzerine anne, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı ve Anayasa'nın 41. maddesinde düzenlenen çocuğun korunması ilkeleri çerçevesinde incelemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.182 uyarınca, velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Aynı şekilde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.323 gereğince ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir. Ancak kanun koyucu bu hakka mutlak bir üstünlük tanımamış ve sınırlarını net bir şekilde belirlemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.324 hükmü, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girerse veya ana ve baba bu haklarını yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar ya da çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezlerse kişisel ilişki kurma hakkının reddedilebileceğini veya kendilerinden alınabileceğini düzenlemektedir.

Yerleşik anayasal içtihat prensipleri doğrultusunda, mahkemeler, idari makamlar ve yasama organı tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde "çocuğun üstün yararı" gözetilmesi gereken en temel ilkedir. Anayasa Mahkemesi, ebeveyn ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin düzenlenmesinde mahkemelerin, çocuğun üstün yararını tespit ederken uzman raporlarına ve idrak çağındaki çocuğun kendi beyanlarına özel bir önem atfetmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Derece mahkemelerinin takdirlerinin gerekçelerini, ebeveynin kanun yoluna müracaat imkânını da etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları elzemdir. Mahkemelerin ulaştıkları sonuçları yeterli açıklıktaki bilimsel görüş, uzman raporu ve psikolojik değerlendirme gibi tarafsız ve objektif verilere dayandırmaları anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu yargısal süreci incelediğinde, ilk derece mahkemesinin çocuğu bizzat dinlediğini ve konuyla ilgili uzman bilirkişilerden sosyal inceleme raporu aldığını tespit etmiştir. Alınan raporda, çocuğun babasını bir yabancıdan öte kendisine zarar verebilecek birisi olarak gördüğü, yatılı ve uzun süreli bir zaman geçirme mecburiyetinin çocuğu olumsuz yönde etkileyeceği açıkça ifade edilmiştir. İlk derece mahkemesi de bu veriler ışığında, zorla kişisel ilişki kurulmasının çocuğun psikolojik gelişimine zarar vereceği kanaatiyle kişisel ilişkiyi tamamen kaldırmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, raporda kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması yönünde açık bir görüş bulunmadığına da dikkat çekmiştir.

Buna karşılık istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırırken ve davanın reddine hükmederken, tanıkların ve çocuğun beyanları ile bilirkişi raporlarında belirtilen uzman kanaatlerine niçin itibar etmediğini tatmin edici bir gerekçeyle açıklamamıştır. İstinaf mercii, çocuk ile baba arasındaki duygusal bağın tamamen kopmaması gerektiği gibi genel geçer bir ilkeye dayanmış, ancak yatılı ve uzun süreli kişisel ilişkinin devamının çocuk üzerindeki olumsuz etkilerine dair hiçbir detaylı değerlendirme yapmamıştır. Ayrıca, baba ile çocuk arasındaki ilişkinin tamamen kopmasını engelleyecek, ancak çocuğu da psikolojik olarak yıpratmayacak olan daha kısa süreli veya yatılı olmayan görüşmeler gibi alternatif tedbirlerin çocuğun üstün yararına uygun olup olmayacağı hususunda hiçbir alternatif çözüm yolu tartışılmamıştır.

Yargılama süreci bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, uzman görüşleri ve idrak çağındaki çocuğun ısrarlı beyanları dikkate alınmadan, sadece soyut bir aile bağını koruma düşüncesiyle, yatılı ve uzun süreli görüşmeyi zorunlu kılan bir kararın verilmesi çocuğun üstün yararına aykırı bulunmuştur. Derece mahkemeleri, ebeveynin ve çocuğun hukuki menfaatleri arasında adil bir denge kurmayı sağlayacak yeterli ve ilgili gerekçeler sunamamıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması gerektiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Çocuğum babasıyla görüşmek istemiyor, babası onu zorla yatılı alabilir mi? expand_more
Hayır, kişisel ilişki tesisinde temel belirleyici her zaman çocuğun üstün yararıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, çocuğun açık itirazlarına ve uzman raporlarına rağmen, çocuğu zorlayıcı nitelikteki uzun süreli ve yatılı görüşmeler dayatılamaz. Eğer yatılı görüşme veya zorunlu beraberlik çocuğun ruh sağlığını tehlikeye atıyorsa, mahkemelerce yatılı olmayan veya daha kısa süreli alternatif modeller değerlendirilmelidir.
Çocuğun psikolojisi bozuluyorsa mahkemenin verdiği görüşme kararı iptal edilir mi? expand_more
Evet, iptal edilebilir veya yeniden düzenlenebilir. Türk Medeni Kanunu'na göre, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye giriyorsa bu hak ebeveynden alınabilir veya reddedilebilir. Çocuğun fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişimine zarar veren durumlarda, sadece soyut bir biyolojik bağa veya ebeveynlik menfaatine dayanılarak çocuğun üstün yararına aykırı karar verilemez.
Mahkeme karar verirken çocuğun kime gitmek istediğini sormak zorunda mı? expand_more
Evet, mahkemeler idrak çağındaki çocuğun kendi beyanlarına ve mahkemenin aldığı uzman raporlarına özel bir önem atfetmek zorundadır. Anayasa Mahkemesi, idrak çağındaki çocuğun ısrarlı beyanları ve pedagog, psikolog gibi uzman görüşleri dikkate alınmadan verilen zorlayıcı kararları, aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak kabul etmektedir.
İstinaf mahkemesi çocuğun itirazına rağmen zorla babayla görüştürebilir mi? expand_more
İstinaf mahkemeleri, "baba ile çocuk arasındaki bağın kopmaması" gibi genel geçer ilkelere sığınarak çocuğun ruh sağlığını tehlikeye atacak kararlar veremezler. İstinaf mercileri, ilk derece mahkemesinin uzman raporlarına ve çocuğun beyanına dayanarak verdiği kararı kaldırırken, bu bilimsel verilere neden itibar etmediğini tatmin edici ve ayrıntılı bir gerekçeyle açıklamak zorundadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir