Karar Bülteni
AYM Seher Renkli Çetin BN. 2020/38588
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/38588 |
| Karar Tarihi | 30.04.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İsim hakkı kişiye sıkı surette bağlıdır.
- İsim değişikliği talepleri makul gerekçeyle karşılanmalıdır.
- Farklı ülke kayıtlarındaki çelişki haklı nedendir.
- Kişisel menfaat ile kamu yararı dengelenmelidir.
Bu karar, yurt dışında yaşayıp orada hukuka uygun şekilde isim değişikliği yapan Türk vatandaşlarının, Türkiye'deki nüfus kayıtlarında da aynı ismi kullanma yönündeki taleplerinin anayasal güvence altında olduğunu hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ismin kişiye sıkı surette bağlı, devredilemez ve vazgeçilemez bir kimlik hakkı olduğunu vurgulayarak, bireyin farklı ülkelerdeki resmî kayıtlarında farklı isimlerin bulunmasının yaratacağı hukuki ve fiilî zorlukların haklı bir isim değişikliği nedeni sayılması gerektiğine hükmetmiştir. Derece mahkemelerinin davanın esasına etki eden bu durumu göz ardı edip yalnızca dar bir çevresel tanınırlık araştırması ile yetinmesi ve bireyin şahsi menfaati ile kamu menfaati arasında adil bir denge kurmaması hukuka aykırı bulunmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Özellikle çifte vatandaşlığa sahip olan veya uzun süredir yurt dışında yaşayıp o ülkenin resmî makamları önünde isim ya da soyisim değişikliği yapan vatandaşların, Türkiye'de açacakları nüfus kayıtlarının düzeltilmesi veya isim değişikliği davalarında bu karar doğrudan yol gösterici olacaktır. Uygulamada yerel mahkemelerin, iddiaları bütüncül değerlendirmeyerek salt yüzeysel tanık beyanlarına veya sonuçsuz kolluk araştırmalarına dayanarak ret kararı vermesinin önüne geçilecek; yurt dışı resmî kayıtlarındaki uyumsuzluğun giderilmesi taleplerinin daha esnek ve özgürlükçü bir yaklaşımla, özel hayata saygı hakkı çerçevesinde kabul edilmesi sağlanacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, eşiyle birlikte Danimarka'da yaşayan ve oradaki resmî makamlara başvurarak "Seher" olan ismini "Rojda" olarak değiştiren başvurucunun, Türkiye'deki nüfus kayıtlarında da isminin bu doğrultuda düzeltilmesi talebiyle açtığı davadan kaynaklanmaktadır. Başvurucu, Türkiye ve Danimarka'daki resmî evraklarında isimlerinin farklı olmasının özellikle sınır kapılarındaki giriş çıkışlarda ve resmî kurumlardaki işlemlerde kendisine büyük sıkıntılar yaşattığını belirterek, mağduriyetinin giderilmesi adına Türkiye'deki isminin de "Rojda" olarak değiştirilmesini Nüfus Müdürlüğünden mahkeme kanalıyla talep etmiştir.
Yerel mahkeme, dinlenen tanıkların başvurucuya kendi istekleriyle Rojda diye hitap ettiklerini belirtmesine karşın, resmî kayıtlardaki isminin Seher olmasının sosyal hayatında bir soruna yol açmadığına hükmetmiştir. Ek olarak, kolluk araştırmasında çevresinde hangi isimle tanındığının kesin olarak tespit edilemediği gerekçe gösterilerek dava yerel mahkemece reddedilmiştir. İstinaf başvurusunun da kesin olarak reddedilmesi üzerine uyuşmazlık bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İsim hakkı, bireyin kimliğinin belirlenmesindeki en temel unsurlardan biri olup, kişinin toplum içindeki varlığının ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu kapsamda isim üzerindeki hak, devredilemez ve vazgeçilemez niteliktedir. Anayasa m.20 ile güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı, bireylerin kimliklerini belirleyen isimleri üzerinde tasarrufta bulunabilme özgürlüğünü de zorunlu olarak içerir.
Devletin, kişilerin mevcut hukuki statülerini doğrudan etkileyen bu hakka müdahale ederken her zaman uyması gereken pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülükler çerçevesinde, kamu düzenini bozmadığı müddetçe bireylerin isimlerini değiştirme yönündeki makul taleplerine idari ve yargısal yollarla imkân tanınması esastır. İsim değişikliğine ilişkin uyuşmazlıklarda yargı makamları, bireyin ismini değiştirmesindeki kişisel menfaati ile kamu menfaati arasında her somut olayda adil bir denge kurmak zorundadır.
Kamunun üstün yararının bulunduğu istisnai hâllerde elbette isim değişikliği taleplerinin reddedilmesi makul karşılanabilir. Ancak bu tür ret kararlarının verilmesi hâlinde, yargı ve idare makamlarının ret gerekçelerini ilgili ve yeterli olgulara dayandırması şarttır. Nüfus kayıtlarının en temel işlevi, kişilerin resmî makamlar önünde sorunsuz şekilde tanınmasını sağlamaktır. Bu tanınmanın yalnızca ulusal düzeyde değil, uluslararası boyutta da geçerliliğe sahip olması gerekir. Başvurucunun haklı nedenlerini ortaya koyduğu ve iddialarını delillendirdiği durumlarda, mahkemelerin bu nedenleri anayasal güvenceler ışığında titizlikle değerlendirmesi ve keyfiyetten uzak durması yerleşik içtihat prensiplerinin bir gereğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, Danimarka'da yaşayan başvurucunun oradaki resmî makamlarca isminin "Rojda" olarak değiştirildiğini ve yabancı resmî belgelerde sadece bu ismin kullanıldığını dikkate almıştır. Başvurucunun, Türkiye ve Danimarka kayıtları arasındaki çelişkinin giderilmesi yönündeki talebi, günlük hayatta ve resmî işlemlerde karşılaşabileceği öngörülebilir zorluklar bakımından son derece makul bulunmuştur.
Nüfus kayıtlarını tutan devletin, kendi vatandaşlarının uluslararası alanda da sorunsuz bir şekilde tanınmasını sağlama sorumluluğu bulunmaktadır. İki farklı ülkede, birbiriyle eşleşmeyen iki farklı isme sahip olmanın kişiye uluslararası seyahatlerde ve resmî kurumlardaki bürokratik işlemlerde ciddi sıkıntılar yaşatacağı açıktır. Derece mahkemelerinin, başvurucunun bu çelişkinin giderilmesine yönelik talebinin haklı bir neden oluşturup oluşturmadığını, elde edilecek kişisel menfaat ile kamusal menfaati dengeleyerek değerlendirmesi gerekirken bu yasal zorunluluğu göz ardı ettiği tespit edilmiştir.
Yerel mahkemenin salt çevresel tanınırlık üzerine yoğunlaşan tanık beyanlarına ve yetersiz kalan kolluk araştırmasına dayanarak verdiği ret kararı, anayasal güvenceleri karşılayacak nitelikte ilgili ve yeterli bir gerekçe içermemektedir. Çifte isim durumunun yaratacağı uluslararası sorunlar ve bürokratik yükler tamamen görmezden gelinmiş, başvurucunun haklı iddiaları ve sunduğu yurt dışı resmî evrakları kararda hiç tartışılmamıştır. Devletin, bireyin özel hayatına saygı gösterme konusundaki pozitif yükümlülüklerinin, yargı mercilerinin yüzeysel yaklaşımı neticesinde somut olayda yerine getirilmediği açıkça belirlenmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yargı mercilerince davanın özüne inilmeden ilgili ve yeterli gerekçe sunulmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ve kararın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.