Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/29585 E. 2017/19387 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/29585 |
| Karar No | 2017/19387 |
| Karar Tarihi | 29.11.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İşveren vekilleri iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz.
- Genel müdür unvanı işveren vekilliği için yetmez.
- İşveren vekili için işe alma yetkisi aranır.
- İşyerinin bütününü yönetme yetkisi incelenmelidir.
Bu karar, iş hukukunda iş güvencesi kapsamı dışında kalan "işveren vekili" kavramının sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, bir çalışanın sadece "müdür" veya "genel müdür" gibi üst düzey bir unvan taşımasının, o kişiyi otomatik olarak işveren vekili statüsüne sokmayacağını ve iş güvencesinden mahrum bırakmayacağını vurgulamaktadır. Karara göre, asıl belirleyici olan unsur, çalışanın unvanından ziyade fiili olarak sahip olduğu temsil yetkisinin sınırları ve işletmenin veya işyerinin bütününü sevk ve idare edip etmediğidir. Özellikle işyerini yöneten kişilerin işveren vekili sayılabilmesi için işçi alma ve işten çıkarma yetkisinin bulunması gerektiği hukuki bir zorunluluk olarak ortaya konulmuştur.
Uygulamada işverenler, sıklıkla üst düzey yöneticilik pozisyonlarında bulunan işçilerin iş akitlerini feshederken, bu kişilerin işveren vekili olduğunu iddia ederek işe iade davası açma haklarını engellemeye çalışmaktadır. Yargıtay'ın bu kararı, benzer uyuşmazlıklarda yerel mahkemelerin sadece soyut görev tanımlarına veya organizasyon şemalarına bakarak karar veremeyeceğini açıkça göstermektedir. Emsal niteliğindeki bu içtihat gereğince, mahkemelerin çalışanın imza sirkülerindeki yetkilerini, fiili işe alım ve çıkarma kapasitesini ve tüm işletmeyi mi yoksa sadece bir bölümü mü yönettiğini derinlemesine araştırması gerekecektir. Bu durum, üst düzey profesyonellerin haksız fesihlere karşı korunması ve iş güvencesi şemsiyesi altına alınması bağlamında işçi lehine güçlü bir koruma kalkanı sağlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, bir gıda şirketinde "Geleneksel Kanal Satış Müdürü" olarak görev yapan bir çalışanın, işten çıkarılması üzerine eski işverenine karşı açtığı davadan kaynaklanmaktadır. Çalışan, şirketin yeni bir dondurma markasını piyasaya sürme sürecinde yoğun bir şekilde çalıştığını, ancak son dönemde kendisine sistemli bir şekilde psikolojik baskı (mobbing) uygulanarak istifaya zorlandığını iddia etmektedir. İki kez savunması alındıktan sonra işten atıldığını belirten çalışan, bu feshin haksız olduğunu ileri sürerek işe iade edilmesini talep etmiştir. İşveren tarafı ise, çalışanın doğrudan yönetim kuruluna bağlı bir yönetici olduğunu, görevlerini yerine getirmediğini ve şirketi zarara uğrattığını iddia ederek işten çıkarmanın haklı sebeplere dayandığını savunmuştur. Davanın temel tartışma noktası, üst düzey yönetici konumundaki bu çalışanın yasal olarak işe iade davası açma hakkına sahip olup olmadığıdır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken başvurduğu en temel yasal düzenleme, 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 hükmüdür. Bu madde, işçilerin iş güvencesi kapsamında korunmasını düzenlerken, kimlerin bu korumanın dışında kalacağını da açıkça belirtmektedir. İlgili kanun maddesine göre, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamazlar. Aynı şekilde, işletmenin değil ancak belirli bir işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve aynı zamanda işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri de iş güvencesi kapsamı dışında tutulmuştur.
Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kişinin işveren vekili sayılabilmesi için sadece genel müdür, müdür veya müdür yardımcısı gibi şekli unvanlar taşıması yeterli değildir. Doktrinde ve yargı kararlarında sıkça vurgulandığı üzere, asıl önemli olan husus çalışana verilen fiili temsil yetkisinin sınırlarıdır. İşletme düzeyinde bir yönetici için başka bir şart aranmaksızın işveren vekili statüsü kabul edilirken, işyeri düzeyindeki bir yöneticinin (örneğin bir fabrika veya şube müdürü) işveren vekili sayılabilmesi için sevk ve idare yetkisinin mutlaka işçi alma ve işten çıkarma yetkisi ile katlanmış olarak birleşmesi gerekmektedir. Eğer bir yöneticinin özgür iradesiyle personel alma ve işine son verme yetkisi yoksa, unvanı ne olursa olsun 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 anlamında işveren vekili sayılamaz ve dolayısıyla iş güvencesi hükümlerinin sağladığı korumadan tam anlamıyla yararlanarak işe iade davası açma hakkına sahip olur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği işe iade kararını incelerken öncelikle davacının işyerindeki hukuki statüsüne odaklanmıştır. Dosya içeriğindeki iddialara göre, işveren tarafı davacının "Geleneksel Kanal Satış Müdürü" unvanıyla doğrudan yönetim kuruluna bağlı olarak çalıştığını ve işletmenin bütününü sevk ve idare eden bir konumda bulunduğunu ileri sürmüştür. Davalı şirket bu argümanla, davacının en başından itibaren yasal olarak iş güvencesi kapsamında olmadığını ve dolayısıyla işe iade davası açma hakkının bulunmadığını savunmuştur.
Yüksek Mahkeme, yerel mahkemenin bu hayati itirazı yeterince araştırmadan doğrudan işe iade yönünde hüküm kurmasını eksik inceleme olarak değerlendirmiştir. Yargıtay tespitlerine göre, davacının sahip olduğu görev tanımının, fiilen yaptığı iş ve işlemlerin kapsamının, imza yetkilerinin sınırlarının ve özellikle işletme düzeyinde bir sevk ve idare yetkisine sahip olup olmadığının detaylı bir şekilde belgelendirilmesi gerekmektedir. Davacının yasal anlamda gerçek bir işveren vekili olup olmadığının anlaşılabilmesi için şirket içindeki organizasyon şemasının ve yetki devri belgelerinin titizlikle incelenmesi zorunludur.
Somut olayda, mahkemenin sadece tarafların beyanlarına dayanarak ve iş güvencesi kapsamı dışına çıkaran yetki unsurlarını (işe alma, işten çıkarma veya tüm işletmeyi yönetme gibi) somut delillerle araştırmadan sonuca gitmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Bu sebeple, davacının işveren vekili statüsünde olup olmadığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde tayin edildikten sonra feshin geçerliliği hususunda bir değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, davacının işveren vekili olup olmadığı hususunda eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını ortadan kaldırarak kararı bozmuştur.