Anasayfa Karar Bülteni AYM | Nezir Asaroğlu | BN. 2021/41253

Karar Bülteni

AYM Nezir Asaroğlu BN. 2021/41253

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/41253
Karar Tarihi 06.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İfade özgürlüğü ile itibar hakkı adil şekilde dengelenmelidir.
  • Kamuya mal olmuş kişilerin eleştiri sınırı oldukça geniştir.
  • Gazetecilik faaliyetleri demokratik bir toplum için zorunludur.
  • Derece mahkemesi kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.

Bu karar hukuken, bir gazetecinin kaleme aldığı haber ve eleştiri yazıları nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılmasının, ifade ve basın özgürlüklerine yönelik ağır bir müdahale anlamına geldiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamuoyunca tanınan ve önemli bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi konumunda olan kişilere yönelik eleştirilerin, sıradan vatandaşlara göre çok daha geniş bir toleransla karşılanması gerektiğinin altını çizmiştir. İlk derece mahkemelerinin, sözlerin söylendiği bağlamı ve kamusal tartışmaya katkısını göz ardı ederek sadece şeklî bir incelemeyle ceza vermesinin anayasal güvenceleri zedelediği açıkça ifade edilmiştir. Yargı makamlarının, basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalarda son derece titiz davranması gerektiği bu kararla bir kez daha hukuki bir zorunluluk olarak tescillenmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, gazetecilere yönelik hakaret davalarında derece mahkemelerinin yapması gereken anayasal dengeleme testinin katı standartlarını belirlemektedir. Uygulamadaki en büyük önemi, yerel mahkemeleri tarafların sıfatı, haberin güncelliği, kamu yararı ve eleştirilen kişinin katlanma yükümlülüğü gibi temel kriterleri somut olaya doğrudan uygulamaya mecbur bırakmasıdır. Özellikle kamuoyunun yakından takip ettiği meselelerde gazetecilerin cezalandırılma korkusu yaşamadan, caydırıcı bir etki altında kalmadan görevlerini yapabilmeleri için yargı mercilerinin daha özgürlükçü bir yaklaşım benimsemesi gerektiği güçlü bir içtihat hâline getirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir haber sitesinin yetkilisi ve aynı zamanda gazeteci olan başvurucu, Bursa Ticaret Borsası Başkanı olan tanınmış bir iş insanı hakkında "Fetö Kamburu!" başlıklı bir köşe yazısı yayımlamıştır. Yazıda, bahsi geçen iş insanının bazı gruplarla ve kişilerle olan ilişkileri eleştirilmiş, birtakım ucu açık sorular sorularak kamuoyunun dikkati çekilmek istenmiştir. Haberde adı geçen iş insanı, kendisine iftira atıldığını ve hakaret edildiğini belirterek şikâyetçi olmuştur.

Bu şikâyet üzerine başlatılan ceza davasında, yerel mahkeme gazetecinin hakaret suçunu işlediğine kanaat getirerek kendisini adli para cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, yazdığı yazının gazetecilik faaliyeti kapsamında ve ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu, eleştirilen kişinin kamuoyunca bilinen bir kimse olması nedeniyle eleştiri sınırlarının daha geniş tutulması gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemenin verdiği kararın itiraz üzerine kesinleşmesinin ardından gazeteci, ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ve 28. maddesinde korunan basın özgürlüğü ilkeleri çerçevesinde ele alınmıştır. İfade özgürlüğüne yönelik müdahalenin kanuni dayanağı somut olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 125 (hakaret suçu) olarak karşımıza çıkmaktadır. Müdahale kanuni bir temele dayansa da, meşru bir amaç taşıması ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ile orantılılık şartlarını sağlaması zorunludur.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, mahkemelerin ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurması hayati önem taşımaktadır. Bu dengeleme yapılırken belirli anayasal ölçütler dikkate alınmalıdır. İfadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin ünlülük düzeyi ve önceki davranışları temel prensiplerdir. Kamuya mal olmuş kişilerin veya yetki kullananların, sade vatandaşlara kıyasla çok daha ağır eleştirilere katlanması gerektiği evrensel bir hukuk kuralıdır.

Bunun yanı sıra, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, konunun güncel olup olmadığı ve toplumsal ilginin varlığı da titizlikle değerlendirilmelidir. Cezalandırmaya konu edilen sözlerin bağlamından kopartılmaması, söylendiği zaman ve zemine göre yorumlanması şarttır. Gazeteciler açısından, yaptırıma maruz kalma endişesinin basın üzerinde caydırıcı bir etki yaratmaması gereklidir. Derece mahkemelerinin, dava konusu söylemlerin somut bir maddi vakıanın açıklanması mı yoksa bir değer yargısı mı olduğunu ayırt etmesi, değer yargılarının ispatının mümkün olmadığının bilinciyle hareket etmesi anayasal hukukun en temel kuralları arasında yer almaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın şartlarını incelerken öncelikle şikâyetçi olan kişinin Bursa'da tanınan bir iş insanı ve ticaret borsası başkanı olduğuna dikkat çekmiştir. Gazeteci olan başvurucunun kaleme aldığı haberin, yerel kamunun ilgisini çeken, güncel gelişmelere dayanan ve okuyucuya birtakım ucu açık sorular yönelten bir nitelikte olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda, başvurucunun iddialarının bir kısmının olgusal temellere dayandığı, bir kısmının ise makam sahibi bir kişiye yönelik siyasi ve güncel eleştiri mahiyetinde olduğu görülmüştür.

İlk derece mahkemesinin yargılama sürecinde sergilediği yaklaşım Anayasa Mahkemesi tarafından anayasal güvenceler açısından oldukça eksik bulunmuştur. Mahkemenin, ifadelerin dile getirilme şeklini, söylenen sözlerin arka planını, hedef alınan kişinin kamusal sıfatını ve önceki davranışlarını hiçbir şekilde değerlendirmediği tespit edilmiştir. Dahası, açıklamaların kamusal bir tartışma ekseninde yapılıp yapılmadığı ve ifadelerin kendi bağlamı içindeki asıl anlamı dikkate alınmadan doğrudan yaptırım yoluna gidilmiştir. İlk derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında belirlediği ölçütleri göz ardı etmiş, başkalarının şöhret ve haklarının korunması ile ifade özgürlüğü arasında adil bir denge kurmaya çalışmamıştır.

Bu eksik inceleme ve değerlendirme neticesinde, gazeteciye verilen adli para cezasının demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı ve müdahalenin ilgili, yeterli bir gerekçeye dayanmadığı sonucuna varılmıştır. Çatışan haklar arasındaki hassas terazi, basın özgürlüğü aleyhine bozulmuştur. Başvurucunun cezalandırılmasının, basın üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratma riski taşıdığı ortadadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: