Karar Bülteni
AYM Yunus Karakoç BN. 2022/42524
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/42524 |
| Karar Tarihi | 11.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İfade özgürlüğü cezaevinde de koruma altındadır.
- Disiplin cezaları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.
- Kurum güvenliği somut olgularla tehlikeye düşürülmüş olmalıdır.
- Mahpusun şikayet hakkını kullanması cezalandırma gerekçesi yapılamaz.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutulan mahpusların ifade özgürlüğü ve şikâyet hakkı bağlamında hukuken büyük ve yön gösterici bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mahpusların yakınlarıyla gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerinde sarf ettikleri sözlerin doğrudan disiplin cezasına konu edilebilmesi için, söz konusu ifadelerin kurumun güvenliğini, düzenini veya disiplinini fiilen tehlikeye düşürdüğünün somut olgularla ispatlanması gerektiğini çok net bir biçimde vurgulamıştır. Mahpusun kurumdaki uygulamalardan duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi ve kurumda korku, kaygı veya panik yaratma ihtimalinin, soyut ve genel geçer yasa ifadeleriyle değil, tam aksine olayın kendine özgü bağlamı ve mahpusun asıl amacı içinde değerlendirilmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi düşünüldüğünde bu ihlal kararı, özellikle infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin disiplin cezalarına yönelik şikâyet ve itiraz incelemelerinde şeklî bir denetimden öteye geçerek daha titiz, hak eksenli bir yaklaşım sergilemelerini zorunlu kılmaktadır. Mahpusların, cezaevi idaresinin uygulamalarına yönelik eleştirilerini dışarıdaki yakınlarına aktarmaları ve bunların resmî makamlara, özellikle CİMER gibi denetim mekanizmalarına iletilmesini istemeleri, kural olarak demokratik bir tepki ve anayasal hak arama hürriyeti kapsamında görülmelidir. Yargı mercileri, verilen disiplin cezalarının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını denetlemek ve kararlarını ilgili, tatmin edici ve yeterli gerekçelerle temellendirmek zorundadır. Aksi takdirde, tesis edilen soyut işlemlerin Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal edeceği uygulamada net bir prensip olarak yerleşmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Silivri 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucu Yunus Karakoç, annesi ile yaptığı olağan haftalık telefon görüşmesinde cezaevi idaresinin arama uygulamalarını sert bir dille eleştirmiştir. Başvurucu, koronavirüs pandemisi tedbirleri bahane edilerek idare tarafından odalara girildiğini, özel kıyafetlerin ve eşyaların kırılıp yerlere atıldığını öne sürmüş, annesinden durumu acilen CİMER'e yazmasını ve Adalet Bakanını sosyal medya üzerinden etiketlemesini istemiştir. Bu görüşmenin kurum görevlilerince dinlenip tutanak altına alınması üzerine cezaevi idaresi, kurumda korku, kaygı ve panik yaratıldığı gerekçesiyle başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatmış ve nihayetinde başvurucuya iki ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası vermiştir. İnfaz Hâkimliği, eylemin yasadaki disiplin suçu tanımına uymadığı ve suçun maddi unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle cezayı iptal etmişse de, Cumhuriyet Başsavcılığının karara itiraz etmesi üzerine Ağır Ceza Mahkemesi cezayı kesin olarak onaylayıp geri getirmiştir. Başvurucu, haksız ve dayanaksız yere disiplin cezası aldığını, bu durumun temel haklarını zedelediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve manevi tazminat ile cezanın iptalini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde ifade özgürlüğü ve infaz hukukunun temel kurallarını bir arada, titizlikle değerlendirmiştir. Öncelikle, herkes gibi hükümlü ve tutukluların da Anayasa'nın 26. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne tartışmasız bir şekilde sahip olduğu vurgulanmıştır. Elbette bu hak sınırsız ve mutlak değildir; ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak suçun önlenmesi, kurum güvenliğinin ve disiplininin sağlanması amacıyla meşru bir şekilde sınırlandırılabilir. Ancak temel hak ve özgürlüklere yapılacak herhangi bir müdahalenin anayasal sınırlar içinde kalabilmesi için demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve mutlaka orantılı olması şarttır.
Disiplin suç ve cezalarının temel kanuni dayanağını oluşturan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.37 gereğince, bir disiplin suçunun oluşabilmesi için yalnızca özel normdaki şartların gerçekleşmesi yeterli kabul edilemez. Söz konusu eylemin aynı zamanda kurumda düzenli bir yaşamın sürdürülmesini, güvenliğin veya disiplinin sağlanmasını ihlal edecek boyutta ve kusurlu olarak gerçekleştirilmiş olması zorunludur. Başvuruya konu olan ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasının özel şartı ise 5275 sayılı Kanun m.43 hükmünde "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak" olarak açıkça düzenlenmiştir. Yargı mercileri ve infaz idaresi, mahpusların sarf ettiği sözlerin belirtilen bu özel ve genel şartları nasıl ihlal ettiğini objektif, somut, ilgili ve ikna edici yeterli gerekçelerle ortaya koymakla hukuken yükümlüdür. Gerekçesiz, bağlamından kopuk veya varsayımlara dayalı otomatik cezalandırmalar, ifade özgürlüğünün özüne ölçüsüz bir müdahale teşkil edecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuya verilen ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezasının doğrudan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. Müdahalenin kanuni dayanağı ve kurum güvenliğini korumaya yönelik meşru bir amacı bulunsa da, alınan kararların demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk açısından ciddi usul ve esas eksiklikleri barındırdığı görülmüştür.
Disiplin Kurulu ve Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun annesiyle yaptığı telefon görüşmesinde kullandığı sözlerin kurumda korku, kaygı ve panik yaratacak mahiyette olduğunu doğrudan kabul etmiş ve cezalandırma yoluna gitmiştir. Ancak söz konusu kararlarda, bu ifadelerin kurum güvenliği, düzeni ve disiplini üzerinde gerçekte nasıl bir olumsuz etki yarattığına dair hiçbir somut değerlendirme yapılmamış, ifadeler bütüncül bağlamından koparılarak yalnızca yasa metnindeki suç tanımına soyut ve şeklî bir biçimde uyarlandığı saptanmıştır. Oysa tutanaklara yansıyan görüşme içeriğinde başvurucu, açıkça cezaevi idaresinin arama uygulamalarından şikâyetçi olmuş ve ailesi vasıtasıyla bu durumun CİMER ve Adalet Bakanlığı gibi üst düzey resmî makamlara şikâyet edilerek iletilmesini talep etmiştir.
Yargı mercileri ve idare, başvurucunun söz konusu ifadeleri kullanmasının kurum uygulamalarına yönelik gerçek bir eleştirel tepki mi yoksa tamamen keyfî olarak kurumu karalamak ve içeride isyan çıkarmak amacıyla mı sarf edildiğini açıklığa kavuşturma zahmetinde bulunmamıştır. İnfaz Hâkimliğinin isabetli iptal kararını kaldıran itiraz mercii durumundaki Ağır Ceza Mahkemesi de, bu iptal kararının kaldırılmasına ilişkin ikna edici, olayla ilgili ve yeterli hiçbir hukuki gerekçe sunamamıştır. Başvurucunun dile getirdiği sert eleştirilerin ve şikâyet oluşturma talebinin, cezaevi düzenini ve güvenliğini ihlal eden zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı idarece kesinlikle kanıtlanamamıştır. Bu çerçevede, başvurucunun ifade özgürlüğüne iki ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verilmek suretiyle yapılan ağır müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olmadığı kesin bir biçimde sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.