Anasayfa Karar Bülteni AYM | Nurdan Dağcı | BN. 2021/61089

Karar Bülteni

AYM Nurdan Dağcı BN. 2021/61089

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/61089
Karar Tarihi 10.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Adli kontrol tedbirleri ölçülü olmalıdır.
  • Çocuğun yüksek yararı her durumda gözetilmelidir.
  • Aile bütünlüğünü sarsan tedbirlerde alternatifler değerlendirilmelidir.
  • Geçici muafiyet talepleri gerekçeli karara bağlanmalıdır.

Bu karar, adli kontrol tedbirlerinin mekanik bir şekilde uygulanmaması gerektiğini, temel insan hakları merceğinden geçirilerek esnetilebilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle il sınırını terk etmeme gibi kişi özgürlüğünü ve seyahat hürriyetini kısıtlayan tedbirlerin, mahpus yakınlarının aile bağlarını koparma noktasına gelmesi, Anayasa'nın ruhuna aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, yargı makamlarına sadece suç şüphesine odaklanmak yerine, sanığın insani koşullarını, özellikle de küçük çocukların ebeveynlerine erişim hakkını dengeleme yükümlülüğü yüklemektedir.

Uygulamadaki önemi bakımından bu ihlal kararı, benzer durumda olan tutuksuz sanıklar için güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Derece mahkemeleri, geçici izin veya muafiyet taleplerini kaçma şüphesi veya ceza miktarı gibi matbu gerekçelerle reddedemeyecektir. Mahkemeler, her somut olayın özgül ağırlığını, çocuğun yüksek yararını ve aile birliğinin korunması zorunluluğunu kararlarında tartışmak zorunda kalacaktır. Bu durum, ceza muhakemesi sürecinde birey odaklı ve hak eksenli bir yaklaşımın yerleşmesine büyük katkı sağlayacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanarak ceza alan başvurucu, yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet hükmüyle birlikte tahliye edilmiş ancak hakkında derhal il sınırlarını terk etmeme şeklinde bir adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun eşi ise, olayların yaşandığı dönemde bambaşka bir ildeki ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunmaktadır. Başvurucu, hakkındaki il dışına çıkış yasağı nedeniyle eşini üç yılı aşkın süredir hiçbir şekilde ziyaret edemediğini, 2015 doğumlu küçük yaşlardaki müşterek çocuklarını babasının yanına ziyarete götürecek başka hiçbir kimsesi veya yakını olmadığını ısrarla belirtmiştir. Bu mağduriyetin giderilmesi için yargı makamlarına başvurarak adli kontrol kararının tamamen kaldırılmasını veya en azından eşini ve çocuğunun babasını ziyaret edebilmeleri için kendisine belirli günlerde geçici çıkış izni verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin bu insani talepleri somut ve yeterli bir gerekçe sunmadan reddetmesi ve ailenin görüşmesine hiçbir hukuki zemin bırakmaması üzerine başvurucu, aile bağlarının kopma noktasına geldiğini ve onarılmaz zararlar doğduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde Anayasa Mahkemesi öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkını temel almıştır. Bu hak, bireylerin aile fertleriyle bir arada yaşama, görüşme ve aile bağlarını sürdürme özgürlüğünü koruma altına almaktadır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.41 çerçevesinde belirtilen çocuğun yüksek yararı ilkesi ile çocuğun ana ve babasıyla kişisel ilişki kurma ve bunu sürdürme hakkı, aile hayatına yapılan müdahalelerin değerlendirilmesinde bütünsellik ilkesi gereğince ön planda tutulmuştur. İdari makamlar ve mahkemeler, çocukları ilgilendiren tüm işlemlerde bu ilkeyi gözetmekle yükümlüdür.

Olayda uygulanan yargısal yaptırımların temelini 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 maddesinde düzenlenen adli kontrol hükümleri oluşturmaktadır. Adli kontrol tedbiri kanuni bir dayanağa sahip olsa da, kanun koyucu bu tedbirlerin esnetilebilmesi için mekanizmalar öngörmüştür. Nitekim 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.110 uyarınca adli kontrol kapsamındaki yükümlülüklerin kısmen değiştirilebileceği veya şüpheli yahut sanığa bu yükümlülüklere dair geçici muafiyetler tanınabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu madde, yargıçlara bireyselleştirilmiş adalet sağlama imkanı veren kritik bir yasal araçtır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve mutlaka ölçülü olması zorunludur. Kişiler hakkında uygulanan koruma tedbirlerinin, meşru amacı aşarak kaçınılmaz olandan daha ağır veya aşırı sonuçlara yol açıp açmadığı titizlikle denetlenmelidir. Yargı makamları, koruma tedbirini uygularken mahpus yakınlarının ziyaret haklarını kategorik olarak engellememeli, kanunun verdiği geçici muafiyet yetkisini somut olayın özelliklerine ve aile bağlarının korunması hassasiyetine göre proaktif olarak değerlendirmelidir. Aksi takdirde, kanuna uygun bir tedbir, uygulanış biçimiyle açık bir anayasal hak ihlaline dönüşebilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut olayda başvurucuya uygulanan il sınırlarını terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin temelinde kanuni bir dayanağı olduğunu ve yargılama sürecinde kamu düzeninin sağlanması ile kaçma şüphesinin bertaraf edilmesi gibi meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, asıl hukuki sorunun ve ihlalin tedbirin kendisinden ziyade uygulamasından kaynaklandığına dikkat çekmiştir. Temel sorun, başvurucunun başka bir ilde tutuklu bulunan eşini küçük çocuğuyla birlikte ziyaret edebilmek amacıyla defalarca yaptığı geçici izin ve muafiyet taleplerinin mahkemelerce kategorik ve şablon gerekçelerle reddedilmesidir.

Başvurucu, yargılama süreci boyunca küçük yaştaki çocuğunun uzun süredir babasını göremediğini, baba yoksunluğunun çocuk üzerinde yaratacağı psikolojik tahribatı ve ailenin bir araya gelememesinin aile bütünlüğünü zedelediğini vurgulayarak eşini ziyaret edebilmek için geçici izin talebinde bulunmuştur. Buna karşın derece mahkemeleri, başvurucuya tayin edilen ceza miktarı ve mevcut dosya delil durumu gibi genelgeçer ifadelerle talepleri reddetmiş, aile bütünlüğünün korunması veya anayasal bir zorunluluk olan çocuğun yüksek yararı hususunda hiçbir somut inceleme ve araştırma yapmamıştır. Yüksek Mahkeme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.110 uyarınca yargı makamlarının koruma tedbiri yükümlülüklerini olay bazında değiştirebilme veya şüphelilere geçici muafiyet tanıyabilme yetkisine haiz olduğuna vurgu yapmıştır. Yargı organlarının bu yasal yetkiyi göz ardı ederek değerlendirmemesi, çocuğun babasıyla görüşme temel hakkını ve ailenin fiziksel olarak bir araya gelme menfaatini tamamen yok sayması ağır bir ihlal nedeni olarak nitelendirilmiştir.

Olay tarihinde henüz altı yaşında olan bir çocuğun yıllarca babasını görememesi ve anne-babanın çocukla birlikte sağlıklı bir vakit geçirememesi, aile bütünlüğü ve bireylerin ruhsal durumları üzerinde telafisi imkansız, ağır ve aşırı etkilere yol açmaktadır. Derece mahkemelerinin, koruma tedbiri yoluyla yapılan müdahalenin sonuçlarına eğilmeden, çocuğun üstün yararını tartışmadan ve ilgili kanun maddelerinin sunduğu esnetici alternatif çözümleri değerlendirmeden verdikleri katı ret kararları, anayasal ölçülülük ilkesini temelden zedelemiştir. Bu bağlamda yapılan müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaktan oldukça uzak, aşırı ve orantısız bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, aile hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle uyuşmadığına hükmederek ihlal yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: