Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi İlker Ensar Uyanık Kararı 2020/21922 B.

Anayasa Mahkemesi İlker Ensar Uyanık Kararı 2020/21922 B.

Bu karar, ceza yargılamaları kapsamında şüpheli veya sanıklar hakkında hükmedilen yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin uzun sürmesinin, kişilerin özel ve aile hayatına etkileri bakımından çok kritik bir anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin yurt dışındaki mesleki, ailevi ve sosyal bağlarını hiçbir şekilde dikkate almadan, basmakalıp ve soyut gerekçelerle yıllarca sürdürülen yurt dışına çıkış yasaklarının, anayasal hakları özünden ihlal ettiğini net ve sarsılmaz bir biçimde ortaya koymuştur. Yalnızca suç isnadına ve kuvvetli şüphelere dayanılarak alınan rutin tedbir uzatma kararları hukuken yetersiz bulunmuştur.
search

Anayasa Mahkemesi
İlker Ensar Uyanık Kararı 2020/21922 B.

8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/21922
Karar Tarihi 11.06.2024
Taraf İlker Ensar Uyanık
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Adli kontrol kararında gerekçe yeterli olmalıdır.
Uzun süren yurt dışı yasağı ihlal nedenidir.
Seyahat kısıtlamaları özel hayata müdahale oluşturabilir.
Tedbirlerde kamusal yarar ile birey dengesi gözetilmelidir.

Bu karar, ceza yargılamaları kapsamında şüpheli veya sanıklar hakkında hükmedilen yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin uzun sürmesinin, kişilerin özel ve aile hayatına etkileri bakımından çok kritik bir anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin yurt dışındaki mesleki, ailevi ve sosyal bağlarını hiçbir şekilde dikkate almadan, basmakalıp ve soyut gerekçelerle yıllarca sürdürülen yurt dışına çıkış yasaklarının, anayasal hakları özünden ihlal ettiğini net ve sarsılmaz bir biçimde ortaya koymuştur. Yalnızca suç isnadına ve kuvvetli şüphelere dayanılarak alınan rutin tedbir uzatma kararları hukuken yetersiz bulunmuştur.

Benzer nitelikteki davalarda bu emsal karar, özellikle yurt dışında yerleşik düzeni, sabit bir işi ve ailesi olan kişiler bakımından çok güçlü bir emsal etkisi yaratacaktır. Mahkemelerin, adli kontrol tedbirlerine ilk defa hükmederken ve özellikle bu tedbirlerin devamına karar verirken mutlaka somut olayın şahsa sıkı sıkıya bağlı şartlarını derinlemesine irdelemeleri, kişinin temel hak ve menfaatleri ile kamusal yarar arasındaki adil dengeyi titizlikle kurmaları gerekecektir. Aksi takdirde, kişinin seyahat hürriyetine getirilen idari veya adli kısıtlamanın, zamanla ağırlaşarak özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına ölçüsüz, haksız ve telafisi imkânsız bir müdahaleye dönüşeceği uygulamadaki tüm hâkimlere ve savcılara net bir uyarı niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Suudi Arabistan'da köklü bir teknoloji şirketinde elektrik ve elektronik mühendisi olarak uzun yıllardır çalışan ve ailesini ziyaret etmek amacıyla 2016 yılında kısa süreliğine Türkiye'ye gelen başvurucu hakkında, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçlamasıyla geniş çaplı bir ceza soruşturması başlatılmıştır. Bu soruşturma kapsamında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 18 Mayıs 2017 tarihinde başvurucu hakkında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmedilmiştir. Başvurucu; ailesiyle birlikte yurt dışında yaşadığını, uluslararası bir şirkette aktif olarak çalıştığını, kaçma şüphesinin kesinlikle bulunmadığını ve hakkındaki bu adli kontrol tedbirinin orantısız olduğunu belirterek ilgili mahkemelere defalarca itiraz etmiş ve kısıtlamanın kaldırılmasını talep etmiştir. Ancak bu haklı talepler sürekli olarak reddedilmiş ve yurt dışına çıkış yasağı yaklaşık dört yıl boyunca kesintisiz sürmüştür. Başvurucu, hakkındaki tedbir nedeniyle çalıştığı ülkeye dönememiş, işten çıkarılmış ve ciddi anlamda mağdur edilmiştir. Bunun sonucunda, yargılamanın makul sürede bitirilmeyip hakkındaki yasağın devam etmesi nedeniyle özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkı başta olmak üzere anayasal haklarının haksız yere ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken temel olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109 hükümleri ile Anayasa'nın 20. maddesinde her birey için güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde derinlemesine bir hukuki değerlendirme yapmıştır. Mahkeme içtihatlarına göre, 5271 sayılı Kanun m. 100 kapsamında tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama tedbiri yerine daha hafif bir koruma tedbiri olan adli kontrol kararı verilebilir. Ancak, kişinin özgürlük alanını kısıtlayan bu adli tedbire hükmedilirken suç şüphesinin, kaçma tehlikesinin ve uygulanma nedeninin, denetime elverişli, somut ve yeterli bir gerekçeyle şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulması zorunludur.

Yerleşik yargısal içtihat prensipleri gereğince, hukuk sistemimizdeki tüm koruma tedbirleri doğası gereği geçici niteliktedir ve herhangi bir somut kriterden bağımsız olarak ilanihaye, süresiz biçimde uygulanmaları kesinlikle hukuka aykırıdır. Özellikle seyahat özgürlüğünü kısıtlayan yurt dışına çıkış yasağının uzaması durumunda, mahkemelerin lehte ve aleyhte olan tüm delilleri titizlikle incelemesi, tedbirin devamını haklı kılan güçlü gerekçeleri göstermesi ve kamu yararı ile bireysel haklar arasında adil bir denge kurması şarttır. Kişinin yurt dışındaki sosyal, mesleki, ekonomik ve ailevi bağları, tedbirin orantılılığı ve ölçülülüğü sınanırken mutlaka dosya kapsamında dikkate alınmalıdır. Yurt dışı çıkış yasağının belirsiz bir süre uzaması ve çok uzun yıllar boyunca uygulanması hâlinde, bu hukuki durum sadece yerleşme ve seyahat özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelmez; aynı zamanda müdahalenin kişisel ilişkiler üzerindeki olumsuz etkilerinin ağırlığına göre özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ağır ihlali boyutuna da ulaşabilmektedir. Ceza yargılaması süresince alınan koruma tedbiri ile hedeflenen toplumsal amaca ulaşmak için sanığın haklarının daha az sınırlanmasını sağlayacak kefalet veya teminat gibi alternatif yolların bulunup bulunmadığı da derece mahkemelerince kararlarda mutlaka tartışılmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın kendine özgü koşullarını incelerken başvurucunun fiilen yurt dışında yaşadığını ve orada çalıştığını, uzun süreli uygulanan yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbirinin başvurucunun kişisel, sosyal ve uluslararası mesleki ilişkilerine son derece onarılmaz ve olumsuz etkileri olduğunu açıkça tespit etmiştir. Söz konusu hukuki müdahalenin başvurucunun özel hayatına, aile düzenine ve çalışma hürriyetine ciddi şekilde etki etmesi, bu ağır etkinin yaklaşık dört yıl gibi çok uzun bir süre devam ederek belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması nedeniyle başvuru, doğrudan Anayasa ile korunan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında detaylı olarak değerlendirilmiştir.

Derece mahkemeleri tarafından yürütülen yargılama süreçlerinde, başvurucunun yurt dışında saygın bir işi olduğunu vurgulayarak tedbirin kaldırılmasını veya kefaletle değiştirilmesini defalarca talep etmesine rağmen, mahkemelerce bu haklı itirazların hiçbiri kararlarda tartışılmamıştır. Yüksek Mahkeme, isnat edilen suçun esasen Bank Asya nezdindeki birtakım hesap hareketlerine dayandığını ve başvurucunun ifadesinin olayların çok erken bir aşamasında alındığını vurgulayarak, dosyada toplanacak başkaca hangi somut delillerin kaldığı ve şahsın yurt dışına çıkmasını engellemenin soruşturmanın selametine ne gibi bir ilave fayda sağlayacağı hususlarının yerel mahkeme kararlarında hiçbir şekilde açıklanmadığını önemle belirlemiştir.

Bunun yanı sıra, ilk tedbir kararı ve takip eden tedbirin devamına ilişkin ara kararlarda, başvurucunun çalıştığı Suudi Arabistan'daki kişisel, ailevi ve mesleki bağlarına yönelik somut, haklı itirazlarının dikkate alınmadığı, iddiaların tartışılmadığı, yalnızca genel, soyut ve her dosya için kullanılan basmakalıp gerekçelerle haklı taleplerinin reddedildiği açıkça görülmüştür. Ayrıca, müdahale konusu ağır tedbire alternatif olabilecek, hakları daha az sınırlayan teminat yatırılması gibi başkaca güvenceli adli kontrol tedbirlerinin ihtimal dâhilinde dahi tartışılmadığı, başvurucunun özel hayatına yönelen bu ağır müdahalenin olumsuz etkilerini azaltacak şekilde hızlı ve özenli bir ceza yargılaması yapılmayarak mağduriyetin yıllarca ağırlaştırıldığı tespit edilmiştir. Tüm bu hukuki eksiklikler ışığında, muhakemenin sağlıklı yürütülmesi gayesiyle uygulanan tedbirden beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun şahsi menfaatleri arasında adil bir dengenin asla kurulamadığı, dolayısıyla uygulanan uzun süreli yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine hiçbir surette uygun olmadığı kesin bir kanaate varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Yurt dışına çıkış yasağım yıllardır sürüyor, işimden oldum, bu yasal mı? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol tedbirleri somut gerekçeler sunulmadan ve belirsiz bir süre boyunca ilanihaye uygulanamaz. Mahkemeler, bu yasakları uzatırken şahsın mesleki, ailevi ve sosyal bağlarını mutlak surette dikkate almak zorundadır. İlgili kararda, dört yıl boyunca sadece basmakalıp gerekçelerle yasağın sürdürülmesi ve kişinin yurt dışındaki işini kaybetmesine yol açılması, Anayasa'nın 20. maddesiyle korunan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ağır ve telafisi imkânsız bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Kararlarda kamu yararı ile bireysel haklar arasında adil bir dengenin kurulması şarttır.
Mahkeme itirazlarımı matbu gerekçelerle reddediyor. Ne yapabilirim? expand_more
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 109 ve madde 100 kapsamında adli kontrol tedbirleri verilirken veya uzatılırken, suç şüphesinin ve kaçma tehlikesinin denetime elverişli, somut ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması yasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi, genel, soyut ve her dosya için rutin olarak kullanılan basmakalıp gerekçelerle yapılan itiraz reddi işlemlerini açıkça hukuka aykırı bulmaktadır. Sizin durumunuzdaki gibi şahsa sıkı sıkıya bağlı şartların, örneğin yurt dışındaki yaşam düzeninizin veya işinizin mahkemelerce derinlemesine irdelenmemesi, ölçülülük ilkesinin ve temel hakların ihlali anlamına gelir. Bu tür ölçüsüz müdahalelere karşı hukuki yollar tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilmektedir.
Yurt dışı yasağı yerine kefalet gibi başka bir yol uygulanamaz mı? expand_more
Elbette uygulanabilir ve derece mahkemelerinin bu alternatifleri kararlarında mutlaka tartışması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, uygulanan koruma tedbiri ile hedeflenen toplumsal amaca ulaşabilmek adına, sanığın haklarını daha az sınırlayan teminat veya kefalet gibi güvenceli alternatif adli kontrol yollarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesini hukuki bir zorunluluk olarak görmektedir. İlgili emsal kararda da, özel hayata yönelen ağır müdahalenin olumsuz etkilerini azaltabilecek bu tür alternatif güvencelerin ihtimal dâhilinde bile tartışılmamış olması, uygulanan tedbirin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı bulunmasının başlıca gerekçelerinden biri olmuştur.
İfadem alındı ve başka delil yok ama yasağım sürüyor. Bu adil mi? expand_more
Hukuken bu durum adil ve ölçülü kabul edilmemektedir. Yüksek Mahkeme, isnat edilen suçlara dair delillerin erken aşamada toplandığı ve şüphelinin ifadesinin çoktan alındığı dosyalarda, kişinin yurt dışına çıkışının engellenmeye devam edilmesinin soruşturmanın selametine ne gibi bir ilave fayda sağlayacağının mahkemelerce somut olarak açıklanması gerektiğini vurgulamaktadır. Dosyada toplanacak başkaca maddi bir delil kalmamasına rağmen yurt dışı yasağının çok uzun yıllar boyunca devam ettirilmesi, seyahat hürriyetine getirilen bu adli kısıtlamanın zamanla ağırlaşarak kişinin özel hayatına ve aile hayatına haksız, orantısız bir müdahaleye dönüşmesine sebep olmaktadır.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir