Anasayfa Karar Bülteni AİHM | B.G. | BN. 70945/17

Karar Bülteni

AİHM B.G. BN. 70945/17

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / Beşinci Bölüm
Başvuru No 70945/17
Karar Tarihi 19.03.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Adil yargılanma hakkı tüm süreçlerde güvence altındadır.
  • Suçlama içeren idari kararlar yargı denetimine tabidir.
  • Cinsel saldırılarda rıza kavramı titizlikle değerlendirilmelidir.
  • Yargısal süreçlerde cinsiyetçi kalıp yargılardan kaçınılmalıdır.

Bu karar, cinsel şiddet mağdurlarının adalet sistemine başvurularının ardından karşılaştıkları ikincil mağduriyetlerin önlenmesi ve adil yargılanma hakkının cezai boyutu açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir tecavüz şikayetinin takipsizlikle sonuçlanmasının ardından, şikayetçinin doğrudan iftira suçunun faili olarak damgalanıp idari bir yaptırıma tabi tutulmasını ihlal olarak değerlendirmiştir. Karar, resmi bir mahkeme mahkumiyeti olmasa dahi, kişiye idari makamlarca suç isnat eden ve itiraz hakkı tanımayan uygulamaların adil yargılanma hakkını zedelediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar savcılık makamlarının takdir yetkisini kullanırken masumiyet karinesini nasıl gözetmeleri gerektiğine dair güçlü bir standart getirmektedir. Cinsel şiddet vakalarında rızanın varlığının klişeleşmiş varsayımlara dayandırılarak reddedilmesi ve mağdurun iftiracı ilan edilmesi Sözleşme'ye aykırı bulunmuştur. Uygulamada bu durum, savcılıkların ve idari makamların mağdurların şikayet hakkını caydırıcı nitelikteki karşı suçlamaları işleme koyarken daha dikkatli olmalarını ve kişilere mutlaka yargısal denetim imkanı sunmalarını zorunlu kılacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, B.G. isimli Fransız vatandaşı bir kadının, L. A. isimli şahıs hakkında tecavüz iddiasıyla suç duyurusunda bulunmasıyla başlamıştır. Savcılık, B.G.'nin şikayetini suçun yeterince nitelendirilmediği gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlandırmıştır. Bunun üzerine karşı taraf, B.G. hakkında iftira suçlamasıyla şikayette bulunmuştur.

Savcılık, B.G.'ye iftira suçunu işlediği gerekçesiyle resmi bir kanunun hatırlatılması (rappel à la loi) ihtarı yapılmasına karar vermiştir. B.G., savcı vekili önüne çıkarıldığında kendisine iftira suçunun faili olduğu bildirilmiş, ancak B.G. tecavüz suçlamasının arkasında durduğunu belirterek bu idari işlemi kabul etmemiştir.

B.G., şikayetinin düşürülmesinin ardından kendisine resmi olarak iftira suçu isnat edilmesinin ve bu karara karşı bir mahkemede itiraz etme hakkının elinden alınmasının, adil yargılanma hakkını ve masumiyet karinesini ihlal ettiğini belirterek dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 (Adil Yargılanma Hakkı) çerçevesinde inceleme yapmıştır. Mahkeme, idari nitelikteki bir kararın cezai boyutta değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini belirlemek için yerleşik içtihadı olan Engel kriterlerini uygulamıştır. Buna göre, isnat edilen suçun iç hukuktaki niteliği, ihlalin asıl doğası ve verilebilecek cezanın ağırlığı dikkate alınmıştır. Somut olayda uygulanan kanunun hatırlatılması işlemi her ne kadar teknik anlamda klasik bir mahkumiyet olmasa da, kişiye resmi olarak bir suç atfetmesi nedeniyle adil yargılanma güvencelerini gerektiren bir cezai süreç olarak kabul edilmiştir.

Ayrıca Mahkeme, cinsel şiddet iddialarının değerlendirilmesinde Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi standartlarına ve kendi yerleşik içtihatlarına atıfta bulunarak rıza kavramının hukuki tanımını ele almıştır. Rızanın, olayın gerçekleştiği andaki şartlar dikkate alınarak özgür iradeyi yansıtması gerektiği, mağdurun eylemsizliğinin rıza olarak yorumlanamayacağı vurgulanmıştır.

Hukuki prensipler açısından, kişinin bir suçlamayı kabul etmemesine ve suçluluğunun bağımsız bir mahkeme tarafından kanıtlanmamış olmasına rağmen idari bir makam tarafından suçlu veya fail olarak nitelendirilmesinin, masumiyet karinesi ve savunma hakkı ihlali olduğu belirtilmiştir. Sözleşme, kamu makamlarının bireyleri yasal bir itiraz yolu sunmadan fiilen cezalandırmasını veya damgalamasını yasaklamaktadır. Bu bağlamda, tecavüz şikayetinin yalnızca kanıt yetersizliğinden veya şüpheden dolayı düşürülmesinin, doğrudan karşı tarafa yönelik iftira suçunun işlendiği anlamına gelmeyeceği temel bir ceza hukuku kuralı olarak öne çıkarılmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayı incelerken başvurucuya uygulanan idari ihtar sürecini, başından sonuna kadar birbirine bağlı bir bütün olarak ele almıştır. B.G.'nin tecavüz şikayetinin savcılık tarafından, mağdurun olay sırasında bağırmadığı, fiziki olarak direnmediği ve açıkça itirazını dile getirmediği gibi cinsiyetçi kalıp yargılara dayanan gerekçelerle reddedildiği tespit edilmiştir. Mahkeme, rıza kavramının bu şekilde dar ve basmakalıp varsayımlarla yorumlanmasının hukuka uygun olmadığını ve Avrupa standartlarıyla tamamen çeliştiğini vurgulamıştır.

Tecavüz şikayetinin takipsizlikle sonuçlanmasının hemen ardından, karşı tarafın şikayeti üzerine başvurucunun doğrudan iftira suçunun faili olarak nitelendirilmesi ağır bir hak ihlali olarak görülmüştür. Başvurucuya tebliğ edilen resmi tutanakta, B.G.'nin iftira suçunu işlediğinin varsayıldığı ve bu nedenle kendisine resmi bir uyarı yapıldığı açıkça belirtilmiştir.

Mahkeme, başvurucunun bu süreçte hiçbir zaman suçlamaları kabul etmediğini, adil yargılanma hakkından feragat etmediğini ve idari karara karşı bağımsız bir mahkeme önünde itiraz etme fırsatı bulamadığını tespit etmiştir. Sadece delil yetersizliği veya değerlendirme farkı nedeniyle düşen bir tecavüz soruşturmasının otomatik olarak iftira suçunun bilerek işlendiği anlamına gelemeyeceği belirtilmiştir. İdare tarafından kişinin yargılanmadan suçlu ilan edilip hiçbir geçerli itiraz hakkı tanınmadan uyarılmasının, adil yargılanma hakkının özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, adaleti arayan bir mağdur konumundayken, kendisine yönelik suçlamalara karşı savunma hakkı dahi verilmeksizin idari bir mekanizma yoluyla suçlu ilan edilerek ikincil bir mağduriyete sürüklenmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: