Makale
Sivil toplum kuruluşlarında mobbingin en temel nedenlerinden biri, yönetim zafiyetleri ve işlevsiz etik kurullardır. Kurumsal politikaların eksikliği, şeffaf olmayan karar mekanizmaları ve hiyerarşik baskılar, psikolojik şiddete zemin hazırlayarak sivil alanı tahrip etmektedir.
Sivil Toplum Kuruluşlarında Yönetim Zafiyeti ve Etik Kurul İhlalleri
Sivil toplum kuruluşları, demokratik katılımın ve toplumsal faydanın temel mekanizmaları olarak kabul edilmekle birlikte, zaman zaman ciddi yönetim zafiyetleri ve etik kurul ihlalleri ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bir mobbing hukuku avukatı olarak değerlendirdiğimde, sivil alanda meydana gelen psikolojik şiddet vakalarının ardındaki en belirgin idari eksikliğin, kurumu şiddetten koruyacak yapısal çerçevenin kurulamaması olduğunu görmekteyim. Çoğunlukla iyilik amacı güden bu organizasyonlarda, liyakata dayanmayan işe alım süreçleri, belirsiz görev tanımları ve şeffaf olmayan karar alma mekanizmaları gibi yönetimsel hatalar, güç zehirlenmesine ve otorite istismarına zemin hazırlamaktadır. Bir kurumda mobbing gerçekleşiyorsa, bunun temel nedeni o kurumun şiddeti önleyecek sağlam bir kurumsal etik çerçeve ile yapılanmamış olmasıdır. Yönetimin sorunları tarafsızca çözmek yerine failden yana taraf olması, idari süreçlerin ve denetimin ne denli yetersiz kaldığını göstermektedir.
Hiyerarşik Yapıların Hukuki Denetimden Uzaklaşması
Sivil toplum kuruluşlarında sıklıkla karşılaşılan hiyerarşik mobbing vakaları, yönetim kademelerinin kurum içi denetimden ve hesap verebilirlikten uzaklaşmasıyla doğrudan ilişkilidir. Üst yönetimden alta doğru uygulanan dikey mobbing, otorite sahibi kişilerin eylemlerini meşrulaştırması ve diğer çalışanların da otoriteye itaat etme eğilimi göstermesi nedeniyle çok daha yıkıcı hale gelmektedir. Elde edilen saha verileri, bazı kurumlarda kararların demokratik süreçler işletilmeden, sadece üst yönetimin veya dar bir çekirdek ekibin inisiyatifiyle alındığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür yönetim anlayışları, keyfi uygulamaları beraberinde getirerek kurum içi ayrımcılık ve ihlal iddialarının doğmasına sebebiyet verir. Üstlerin sahip olduğu bu kontrolsüz güç, iç disiplin yaptırımları ile sınırlandırılmadığında, mağdurlar sistemin dışına itilmekte ve kurumun güvenilirliği ağır bir yara almaktadır.
İşlevsiz Etik Kurullar ve Cezasızlık Kültürü
Kurumlarda etik kurulların eksikliği veya mevcut kurulların tamamen işlevsiz kalması, uyuşmazlıkların çözümünü imkânsız hale getiren en ağır yönetimsel hatalardan biridir. Birçok sivil toplum kuruluşunda yazılı bir etik davranış kodunun bulunmadığı, var olan kurulların ise tarafsızlıktan uzak kişilerden oluştuğu görülmektedir. Şikâyet edilecek mercilerin bizzat ihlali yapan faillerle aynı kişiler olması veya faillerin yönetim tarafından korunması, kurum içinde adeta bir cezasızlık kültürü yaratmaktadır. Mağdurların, haklarını arayabilecekleri tarafsız ve adil bir iç soruşturma mekanizması bulamaması, ihlallerin artmasına ve mağdurun kurumla ilişiğinin kesilmesine yol açar. Kurumsal etiğin ve disiplin kurallarının kişiye özel işletilmesi, adalet prensibine aykırıdır ve ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda kurumun asli kusuru olarak değerlendirilir.
Mobbingi Engelleyecek Kurumsal Politikaların Gerekliliği
Hukuki bir perspektiften bakıldığında, bir sivil toplum kuruluşunun yöneticileri, kurum çatısı altındaki herkesi her türlü psikososyal riskten korumakla yükümlüdür. Bu koruma yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi için kuruma özgü ve bağlayıcı standartların tesis edilmesi elzemdir. Belirsizliğin hâkim olduğu ortamlarda, kişiler kendi çıkarları doğrultusunda kuralları esnetebilmekte ve bu durum etik dışı davranışların artmasına yol açabilmektedir. Açık kapı politikasının olmaması ve yetersiz iletişim, kurumsal çürümeyi hızlandırmaktadır. Yönetim zafiyetlerini gidermek ve kurum içinde yönetsel etiği tesis etmek adına, aşağıda belirtilen temel adımların atılması zorunludur:
- Tüm ekibi kapsayan, sınırları net çizilmiş ve bağlayıcı yazılı davranış kuralları oluşturulmalıdır.
- Karar alma ve şikâyet değerlendirme süreçlerinde, bağımsız, tarafsız ve güvenceli bir etik denetim mekanizması acilen kurulmalıdır.
- Görevlendirme ve işe alım prosedürleri kişisel ilişkilere değil, tamamen objektif ve liyakat esaslı kriterlere dayandırılmalıdır.
- Yöneticilerin duygusal zekâ ve kriz yönetimi becerilerini geliştirecek kurum içi eğitim ve denetim faaliyetleri zorunlu tutulmalıdır.