Anasayfa/ Makale/ Sivil Toplum Kuruluşlarında Yönetim Zafiyeti ve Etik Kurul İhlalleri

Sivil Toplum Kuruluşlarında Yönetim Zafiyeti ve Etik Kurul İhlalleri

Sivil toplum kuruluşlarında mobbingin en temel nedenlerinden biri, yönetim zafiyetleri ve işlevsiz etik kurullardır. Kurumsal politikaların eksikliği, şeffaf olmayan karar mekanizmaları ve hiyerarşik baskılar, psikolojik şiddete zemin hazırlayarak sivil alanı tahrip etmektedir.
search
5 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

Sivil toplum kuruluşları, demokratik katılımın ve toplumsal faydanın temel mekanizmaları olarak kabul edilmekle birlikte, zaman zaman ciddi yönetim zafiyetleri ve etik kurul ihlalleri ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bir mobbing hukuku avukatı olarak değerlendirdiğimde, sivil alanda meydana gelen psikolojik şiddet vakalarının ardındaki en belirgin idari eksikliğin, kurumu şiddetten koruyacak yapısal çerçevenin kurulamaması olduğunu görmekteyim. Çoğunlukla iyilik amacı güden bu organizasyonlarda, liyakata dayanmayan işe alım süreçleri, belirsiz görev tanımları ve şeffaf olmayan karar alma mekanizmaları gibi yönetimsel hatalar, güç zehirlenmesine ve otorite istismarına zemin hazırlamaktadır. Bir kurumda mobbing gerçekleşiyorsa, bunun temel nedeni o kurumun şiddeti önleyecek sağlam bir kurumsal etik çerçeve ile yapılanmamış olmasıdır. Yönetimin sorunları tarafsızca çözmek yerine failden yana taraf olması, idari süreçlerin ve denetimin ne denli yetersiz kaldığını göstermektedir.

Hiyerarşik Yapıların Hukuki Denetimden Uzaklaşması

Sivil toplum kuruluşlarında sıklıkla karşılaşılan hiyerarşik mobbing vakaları, yönetim kademelerinin kurum içi denetimden ve hesap verebilirlikten uzaklaşmasıyla doğrudan ilişkilidir. Üst yönetimden alta doğru uygulanan dikey mobbing, otorite sahibi kişilerin eylemlerini meşrulaştırması ve diğer çalışanların da otoriteye itaat etme eğilimi göstermesi nedeniyle çok daha yıkıcı hale gelmektedir. Elde edilen saha verileri, bazı kurumlarda kararların demokratik süreçler işletilmeden, sadece üst yönetimin veya dar bir çekirdek ekibin inisiyatifiyle alındığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür yönetim anlayışları, keyfi uygulamaları beraberinde getirerek kurum içi ayrımcılık ve ihlal iddialarının doğmasına sebebiyet verir. Üstlerin sahip olduğu bu kontrolsüz güç, iç disiplin yaptırımları ile sınırlandırılmadığında, mağdurlar sistemin dışına itilmekte ve kurumun güvenilirliği ağır bir yara almaktadır.

İşlevsiz Etik Kurullar ve Cezasızlık Kültürü

Kurumlarda etik kurulların eksikliği veya mevcut kurulların tamamen işlevsiz kalması, uyuşmazlıkların çözümünü imkânsız hale getiren en ağır yönetimsel hatalardan biridir. Birçok sivil toplum kuruluşunda yazılı bir etik davranış kodunun bulunmadığı, var olan kurulların ise tarafsızlıktan uzak kişilerden oluştuğu görülmektedir. Şikâyet edilecek mercilerin bizzat ihlali yapan faillerle aynı kişiler olması veya faillerin yönetim tarafından korunması, kurum içinde adeta bir cezasızlık kültürü yaratmaktadır. Mağdurların, haklarını arayabilecekleri tarafsız ve adil bir iç soruşturma mekanizması bulamaması, ihlallerin artmasına ve mağdurun kurumla ilişiğinin kesilmesine yol açar. Kurumsal etiğin ve disiplin kurallarının kişiye özel işletilmesi, adalet prensibine aykırıdır ve ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda kurumun asli kusuru olarak değerlendirilir.

Mobbingi Engelleyecek Kurumsal Politikaların Gerekliliği

Hukuki bir perspektiften bakıldığında, bir sivil toplum kuruluşunun yöneticileri, kurum çatısı altındaki herkesi her türlü psikososyal riskten korumakla yükümlüdür. Bu koruma yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi için kuruma özgü ve bağlayıcı standartların tesis edilmesi elzemdir. Belirsizliğin hâkim olduğu ortamlarda, kişiler kendi çıkarları doğrultusunda kuralları esnetebilmekte ve bu durum etik dışı davranışların artmasına yol açabilmektedir. Açık kapı politikasının olmaması ve yetersiz iletişim, kurumsal çürümeyi hızlandırmaktadır. Yönetim zafiyetlerini gidermek ve kurum içinde yönetsel etiği tesis etmek adına, aşağıda belirtilen temel adımların atılması zorunludur:

  • Tüm ekibi kapsayan, sınırları net çizilmiş ve bağlayıcı yazılı davranış kuralları oluşturulmalıdır.
  • Karar alma ve şikâyet değerlendirme süreçlerinde, bağımsız, tarafsız ve güvenceli bir etik denetim mekanizması acilen kurulmalıdır.
  • Görevlendirme ve işe alım prosedürleri kişisel ilişkilere değil, tamamen objektif ve liyakat esaslı kriterlere dayandırılmalıdır.
  • Yöneticilerin duygusal zekâ ve kriz yönetimi becerilerini geliştirecek kurum içi eğitim ve denetim faaliyetleri zorunlu tutulmalıdır.
Dernekte mobbinge uğruyorum ama şikayet edeceğim kurul patronun adamı, ne yapmalıyım? expand_more
Sivil toplum kuruluşlarında uyuşmazlıkların çözümünü imkânsız hale getiren en ağır yönetimsel hatalardan biri, mevcut etik kurulların tarafsızlıktan uzak kişilerden oluşmasıdır. Şikâyet edilecek mercilerin bizzat failden yana olması veya faillerin yönetim tarafından korunması, kurum içinde yıkıcı bir cezasızlık kültürü yaratmaktadır. Mağdurların tarafsız bir iç soruşturma mekanizması bulamaması ve disiplin kurallarının kişiye özel işletilmesi adalet prensibine açıkça aykırıdır. Kurumun şikayet mekanizmasını tarafsızca işletmemesi ve kişileri koruması, ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda kurumun asli kusuru olarak değerlendirilir.
Yöneticim kafasına göre karar alıp bana ayrımcılık yapıyor, kuruma dava açabilir miyim? expand_more
Üst yönetimden alta doğru uygulanan dikey mobbing, otorite sahibi yöneticilerin eylemlerini meşrulaştırması ve hiyerarşik yapıların hukuki denetimden uzaklaşmasıyla doğrudan ilişkilidir. Kararların demokratik süreçler işletilmeden sadece üst yönetimin inisiyatifiyle alınması, keyfi uygulamaları beraberinde getirerek kurum içi ayrımcılık iddialarına sebebiyet vermektedir. Hukuki bir perspektiften bakıldığında, yöneticiler kurum çatısı altındaki herkesi her türlü psikososyal riskten korumakla yasal olarak yükümlüdür. Üstlerin sahip olduğu bu kontrolsüz güç iç disiplin yaptırımları ile sınırlandırılmadığı takdirde, uğradığınız ihlallerden ötürü kurumun hukuki sorumluluğuna başvurmanız mümkündür.
Vakıfta yöneticilerin baskısı yüzünden işten ayrılmak zorundayım, kurum kusurlu mu? expand_more
Sivil toplum kuruluşlarında mobbingin en temel nedenlerinden biri, kurumu psikolojik şiddetten koruyacak yapısal çerçevenin kurulamamış olması ve idari zafiyetlerdir. Mağdurun hak arayabileceği adil bir iç soruşturma mekanizması bulamayarak kurumla ilişiğinin kesilmek zorunda kalması, şeffaf olmayan yönetim anlayışının doğrudan bir sonucudur. Yönetimin sorunları tarafsızca çözmek yerine failden yana taraf olması, kurumdaki idari denetimin ne denli yetersiz kaldığını gösteren ağır bir ihlaldir. Disiplin süreçlerinin işletilmemesi ve mağdurun sistem dışına itilmesi, iş davalarında ve hukuki ihtilaflarda kurumun asli kusuru olarak kabul edilecektir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir