Makale
Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesiyle başlayan tasfiye sürecinde şirket paylarının durumu, eşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri alacak hakları ve denkleştirme işlemleri büyük hukuki önem taşır. Bu makalede, mal rejiminin tasfiyesinde şirket paylarına ilişkin katılma alacağı, değer artış payı ve artık değer hesabı incelenmektedir.
Şirket Paylarının Tasfiyesi ve Alacak Hakları
Evlilik birliğinin boşanma, ölüm veya iptal gibi sebeplerle sona ermesinin en önemli hukuki sonuçlarından biri, eşler arasındaki yasal mal rejiminin tasfiye edilmesidir. Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, tasfiye sürecinin en karmaşık ve hassas aşamalarından birini şirket paylarının tasfiyesi oluşturmaktadır. Eşlerin mülkiyetinde bulunan şirket payları üzerinden doğan maddi ve ayni haklar, yalnızca eşya hukukuna ilişkin temel kurallarla değil, borçlar hukuku ve ticaret hukuku disiplinlerinin ortak çerçevesiyle çözüme kavuşturulmaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal nedenlerle sona ermesiyle birlikte, eşlerin evlilik süresince birbirlerinin malvarlıkları üzerinde sahip oldukları beklenen haklar, doğrudan somut ve muaccel bir alacak hakkına dönüşür. Bu hukuki aşamada eşler, şirketin doğrudan bölünmesini ya da payların ayni bir paylaşımını talep etmek yerine, yasanın öngördüğü nakdi bir alacak hakkına kavuşurlar. Aile mahkemelerinde açılacak olan tasfiye davasında talep edilecek bu bedeller; değer artış payı, mal grupları arası denkleştirme ve artık değere katılma alacağı ana başlıkları altında detaylandırılır. Hangi eşin, diğerinden ne miktarda ve hangi yasal usullerle alacak talep edebileceği, ticaret şirketinin güncel ve reel sürüm değeri baz alınarak büyük bir titizlikle hesaplanmalıdır.
Şirket Paylarında Katılma Alacağı ve Ödeme Usulü
Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi durumunda, her bir eşin malik olduğu edinilmiş malların toplam aktif değerinden bu mallara ilişkin borçlar düşüldükten sonra geriye kalan net meblağın (artık değerin) yarısı üzerinde diğer eşin alacak hakkı doğması yasal bir kuraldır. Kanun koyucu tarafından katılma alacağı olarak isimlendirilen bu hak, mülkiyet veya ayni bir hak değil, tamamen şahsi bir alacak hakkı niteliği taşımaktadır. Şirket payları özelinde değerlendirildiğinde, evlilik birliği devam ederken tarafların karşılığını vererek elde ettikleri ve edinilmiş mal niteliği taşıyan şirket hisseleri üzerinde, diğer eşin doğrudan ortaklık iddia edebileceği bir ayni mülkiyet hakkı bulunmaz. Alacaklı statüsündeki eş, tasfiye davasının neticesinde şirket payının belirli bir yüzdesinin kendi ismine tescil edilmesini kural olarak mahkemeden isteyemez. Zira hukuki sistemimiz, katılma alacağının bizzat parasal (nakdi) olarak ödenmesini kural olarak benimsemiştir. Bu kural, ticaret şirketlerinin mevcut kurumsal yapısının bozulmaması, ortaklar arası ilişkilerin zedelenmemesi ve şirket işleyişine dışarıdan irade dışı bir müdahalenin engellenmesi gayesiyle büyük bir önem arz etmektedir. Mal rejimi ayaktayken yalnızca beklenen bir haktan ibaret olan bu katılma alacağı, tasfiye hesaplamalarının kesinleşmesi ile birlikte üzerinde hukuki tasarrufta bulunulabilen ifa edilebilir bir alacağa evrilir.
Kural olarak katılma alacağının para ile ödenmesi gerekse de, yasa koyucu borçlu eşe bir seçimlik hak tanıyarak ödeme kolaylığı sağlamış ve borçluya alternatif bir ifa yöntemi sunmuştur. Türk Medeni Kanunu uyarınca borçlu eş, borcunu peşin bir para ödemesi yerine ayın olarak, yani doğrudan şirket hissesinin mülkiyetini diğer eşe devrederek de ödemeyi mahkeme huzurunda teklif edebilir. Borçlu eşin ayni ödeme yapmayı kendi hür iradesiyle tercih etmesi durumunda, alacaklı konumundaki eş bu ödeme yöntemini yasa gereği kabul etmek zorundadır. Ancak şirket payının ayın olarak devredilmesi gündeme geldiğinde, bu devir işlemlerinin salt aile hukuku kurallarına göre değil, aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu kurallarına tam uyum sağlayacak şekilde tamamlanması yasal bir şarttır. Özellikle limited şirketlerde esas sermaye payı devrinin genel kurul onayına tabi tutulması veya anonim şirketlerde nama yazılı pay senedi devirlerindeki kanuni ya da sözleşmesel bağlam kurallarının bulunması, ayni ödemenin fiilen gerçekleşmesi aşamasında kesinlikle dikkate alınmalıdır. Sonuç itibarıyla, borçlu eşin ayni ödeme teklifi, ticari mevzuatın sınırlarına uygun olduğu ve şirket ana sözleşmesini ihlal etmediği sürece geçerli bir yöntemdir.
Değer Artış Payı Alacağının Şirket Payına Etkisi
Eşlerden birinin, diğer eşe ait olan ve tasfiyeye konu edilen bir şirket payının edinilmesine, iyileştirilmesine veya işletme yapısının korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması halinde değer artış payı alacağı tartışmasız olarak gündeme gelir. Tasfiye davası sırasında, eşin yaptığı bu özel katkı oranında, malda meydana gelen değer artışı üzerinden mahkemece hesaplanacak bir alacak hakkı doğar. Örneğin, eşlerden biri bizzat kendisine ait olan ve kişisel mal niteliği taşıyan altınlarını veya ziynet eşyalarını bozdurarak diğer eşin ticari şirket payı satın almasına doğrudan finansal destek sağlamışsa ve bu parasal destek aralarında bir bağışlama kastı taşımıyorsa, katkıda bulunan eş muhakkak değer artış payı talep etme hakkına sahip olur. Bu yasal alacağın hukuken doğabilmesi için, yapılan katkının olağan aile içi maddi yardımlaşma sınırlarını bariz bir şekilde aşan, somut, ispatlanabilir ve ekonomik olarak ölçülebilir bir malvarlığı kayması niteliğinde olması temel şarttır. Eğer eşin yaptığı parasal veya bedeni yardım, evlilik birliğinin genel giderlerine katılım yükümlülüğü sınırları içerisinde değerlendiriliyorsa, bu durum katkı sayılmayacak ve alacak talebi hukuken dinlenmeyecektir.
Değer artış payı mahkemece hesaplanırken öncelikle, yapılan maddi yahut emek odaklı somut katkının, finansal işlemin gerçekleştiği tarihteki şirket payının toplam değerine olan oranı tespit edilir. Bulunan bu matematiksel sabit oran, şirket payının mal rejiminin tasfiyesi tarihindeki güncel ve reel sürüm değerine uygulanarak güncel değer artış payı alacak miktarı bulunur. Ticari faaliyetin riskleri sebebiyle şirket payının değeri aradan geçen zaman içinde artmamış, tam tersine ekonomik nedenlerle azalmışsa, yasa koyucu katkıda bulunan eşi koruyan özel bir kural ihdas etmiştir. Bu negatif değer ihtimalinde, değer kaybı hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın eşin yaptığı başlangıçtaki katkı miktarı nominal olarak aynen iade edilir. Eğer eş, banka kanalıyla borçlanarak şirket payı iktisap etmiş ve bu ticari kredi borcu uzun yıllar boyunca diğer eş tarafından parça parça ödenmişse, yapılan her bir ödeme dönemi itibarıyla ayrı ayrı oranlamalar yapmak yerine, içtihatlar ışığında pratiklik sağlanması açısından toplam katkının oransal değerinin tespiti yoluna gidilebilmektedir.
Payın Tasfiyeden Önce Elden Çıkarılması
Katkı sağlanan şirket payının mal rejimi fiilen sona ermeden veya yasal tasfiye aşamasına geçilmeden önce devredilmiş, satılmış ya da elden çıkarılmış olması durumunda, değer artış payı talebi ortadan kalkmamaktadır. Yasa koyucu bu gibi özel durumlarda hakimin alacak miktarını tümüyle hakkaniyete uygun olarak serbestçe belirlemesi kuralını getirmiştir. Şirket payı üçüncü bir kişiye devredilmişse, elde edilen satış bedeli doğrudan malın yerine geçen değer (kaim değer) olarak kabul edilebilir ve tasfiye hesaplaması bu satış bedeli üzerinden şekillenebilir. Payın hukuken elden çıkarıldığı tarih ile mahkemedeki tasfiye tarihi arasındaki zaman diliminde oluşabilecek parasal kayıpların ve enflasyonist erimenin telafi edilmesi amacıyla, malın elden çıkarıldığı tarihten itibaren uygun bir oranda faiz işletilerek alacak miktarının güncellenmesi adil bir hesaplama yöntemi olacaktır. Hakkaniyet ilkesi uyarınca, şirket payına yatırım veya nakit desteği sağlayan eşin emeğinin karşılıksız kalmaması tam anlamıyla güvence altına alınmış olur.
Şirket Payının Tasfiyesinde Denkleştirme İşlemi
Eşlerin her biri yasal mal rejimi çerçevesinde kişisel malları ve edinilmiş malları üzerinde sınırları kanunla çizilmiş bağımsız bir idare ve tasarruf yetkisine sahiptir. Ancak evlilik birliğinin süregeldiği yıllar içerisinde eşin kendi mülkiyetindeki farklı mal grupları arasında karşılıksız değer kaymaları yaşanabilmektedir. Eşin kişisel mal grubunda yer alan bir ticari borcun doğrudan edinilmiş mallarından ödenmesi veya tam tersi ihtimalde, edinilmiş mallarına ilişkin şirket payı borçlarının kişisel mal varlığından (örneğin mirastan kalan paradan) karşılanması halinde kanuni denkleştirme kurumu devreye girer. Değer artış payından tamamen farklı olarak denkleştirme; bir eşin diğerine yaptığı maddi katkıyı değil, aynı eşin kendi bağımsız mal kütleleri (kişisel mal kütlesi ile edinilmiş mal kütlesi) arasındaki haksız zenginleşmeyi düzeltmeyi ve dengelemeyi hedefler. Mal rejiminin sona ermesi anında, şayet mal grupları arasındaki bu finansal hesaplaşma yapılmazsa, tarafların tasfiye sonrasındaki katılma alacağı oranları hukuka ve maddi gerçeğe aykırı bir şekilde artabilir veya haksız yere azalabilir.
Örneğin, eşin evlenmeden çok önce kurduğu ve bütünüyle kişisel mal niteliği taşıyan anonim şirketinin sermaye artırımı için zorunlu olan fonlar, evlilik süresince elde ettiği tasarruflardan yani edinilmiş mallarından karşılanmışsa, tasfiye sırasında edinilmiş mallar lehine bir denkleştirme alacağı doğar. Mahkemece tasfiye tablosu oluşturulurken, yatırılan bu katkı miktarı ilgili eşin kişisel mallarının pasifine bir borç kalemi olarak yazılırken, aynı anda edinilmiş mallarının aktif kütlesine eklenecek bir değer olarak kaydedilir. Denkleştirme bedeli hesaplanırken de tıpkı diğer kurumlarda olduğu gibi, malın tasfiye anındaki rayiç sürüm değeri esas alınır. Eğer katkı sonrasında ilgili malın değerinde serbest piyasa koşullarında artış veya azalış yaşanmışsa, başlangıçtaki katkı oranı ile malın nihai sürüm değeri çarpılarak mal kütlesine eklenecek kesin miktar bulunur. Bu sayede, ticari şirket faaliyetinin getirdiği yüksek kazançların veya iflasa varan kayıpların aile malvarlığı kütleleri arasındaki yansıması, son derece hakkaniyetli bir denkleştirme aritmetiği ile hukuki güvenceye kavuşturulur.
Paylı Mülkiyetteki Şirket Hisselerinin Durumu ve Üstün Yarar
Bazı ticari senaryolarda eşler, aynı ticaret şirketinde birlikte pay sahibi konumunda yer alabilir ve malik oldukları şirket hisseleri Türk Medeni Kanunu'nun genel paylı mülkiyet hükümlerine tabi bulunabilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminin mahkeme önündeki tasfiyesinde, genel kural olarak mevcut malların mülkiyet yapısına doğrudan dokunulmadan sadece nakdi bir alacak hakkı tayin edilse de, paylı mülkiyet hali söz konusu olduğunda kanun koyucu hakkaniyeti sağlamak adına özel ve ayni bir talep hakkı ihdas etmiştir. Mahkeme huzurunda paylı şirkette somut ve ekonomik olarak üstün yarar sahibi olduğunu kesin delillerle ispat eden eş, diğer eşin mülkiyetindeki payın güncel tasfiye karşılığını nakden ve peşin olarak ödemek kaydıyla, paylı mülkiyete konu olan söz konusu şirket hissesinin hukuken bölünmeksizin tamamıyla kendi uhdesine geçirilmesini doğrudan talep edebilir. Bu istisnai hak, sıradan bir şahsi alacak talebi olmayıp, hisselerin mülkiyetini tamamen kendi üzerinde toplamak ve şirketin genel kurul yönetiminde tam manasıyla söz sahibi olmak isteyen tarafça ileri sürülen ayni bir istemdir. Üstün yararın ispatlanması aşamasında tarafların eğitimleri, mesleki uzmanlıkları ve ticari işletmenin kuruluş niteliği özenle incelenir.
Kanundan kaynaklanan bu özel talep hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlı bir nitelikte olduğundan kural olarak mirasçılara doğrudan geçmez. Üstün yarar kavramının sınırları tamamen somut olayın özelliklerine, şirketin faaliyet alanına ve tarafların mesleki aidiyetlerine göre hakim tarafından geniş bir takdir yetkisiyle değerlendirilir. Örneğin, tıp alanında faaliyet gösteren ve diş hekimliği kliniği işleten bir limited şirkette eşlerin yarı yarıya eşit pay sahibi olması halinde, mesleği bilfiil diş hekimi olan eşin, tıp eğitimi almamış diğer eşe kıyasla şirketin faaliyetini yasal olarak sürdürmesi bağlamında bariz ve tartışılmaz bir üstün yararı bulunmaktadır. Bu ihtimalde meslek mensubu eş, sürüm değeri üzerinden uzmanlarca hesaplanacak tutarı diğer eşe mahkeme veznesinde ödemeyi taahhüt ederek, hisselerin tamamının devrini hukuken isteyebilir. Aile hukuku bağlamındaki bu incelikli düzenleme, ticari hayatın kesintisiz akışı ve işletmenin korunması amacına doğrudan hizmet eder; böylece ticaret şirketlerinin zorlu tasfiye süreçlerinde atıl kalmasını, ekonomik zarar görmesini veya idari anlamda kilitlenmeler yaşamasını etkili bir biçimde önler.
Artık Değerin Hesaplanması ve Eşlerin Karşılıklı Borçları
Mal rejiminin sona ermesinin ardından, tüm eklenecek değerlerin ve hesaplamaların yapılacağı nihai tasfiye tablosu neticesinde ortaya çıkan pozitif meblağ artık değer olarak isimlendirilir. Eşlerin her birine ait olan edinilmiş malların tespit edilen brüt piyasa değerinden, bu malları yükümlülük altına sokan her türlü kurumsal vergi, ticari banka kredisi, şirket faaliyetlerinden doğan borçlar ve işçi kıdem tazminatları gibi pasif borç kalemleri matematiksel olarak düşülür. Ardından hukuken hesaplanan eklenecek değerler ile mal kütleleri arası denkleştirme alacakları bu safi matraha ilave edilir. İşlemler sonucunda ortaya çıkan pozitif maddi farkın tam olarak yarısı, diğer eşin katılma alacağının temelini oluşturur. Eğer yapılan muhasebe hesaplamaları neticesinde net değer eksi (negatif) çıkarsa, yasa gereği o eşin artık değeri sıfır olarak kabul edilir ve diğer eşin borca batık bu mal grubundan talep edebileceği hiçbir katılma alacağı doğmaz. Artık değer hesabı, eşlerin prensip olarak sadece kar ve ekonomik değer artışına katıldıkları, pasif borçlardan ise şahsi ve bağımsız sorumluluk sınırları çerçevesinde tamamen muaf tutuldukları adil bir sistematiğe dayanır.
Şirket paylarının tasfiyesinde artık değer hesaplanırken yasal mal rejiminin getirdiği katı usuller alanında uzman bilirkişilerce sırasıyla takip edilmelidir. Aile mahkemelerince ticaret şirketleri üzerinden yapılan katılma alacağı hesaplamaları genel olarak şu adımlar izlenerek yürütülür:
- Tasfiyeye konu şirketin mahkemedeki karar tarihine en yakın somut sürüm değerinin hesaplanması.
- Şirketin tespit edilen aktif değerlerinden ilgili döneme ait her türlü vergi, kredi ve ticari borçların indirilmesi.
- Eşler arasındaki karşılıksız kazandırmaların dikkate alınmasıyla denkleştirme işlemlerinin titizlikle gerçekleştirilmesi.
- Yargılama esnasında ispatlanmışsa yasal eklenecek değerlerin brüt tutara matematiksel olarak ilave edilmesi.
- Tüm hukuki işlemler neticesinde ulaşılan net artık değerin ikiye bölünerek alacaklı eşin nihai alacak hakkının saptanması.
Ayrıca yasa koyucu, ticari hayatın gerçeklerini gözeterek eşlerin birbirlerine karşı var olan mevcut karşılıklı borç ilişkilerine dair de özel bir hüküm sevk etmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejimi fiilen sürerken eşlerin ticari işlemlere girerek aralarında borç ilişkisi kurmaları hukuken tamamen mümkündür. Yürürlükteki Türk Medeni Kanunu'nda eski mülga kanun dönemlerindeki gibi eşler arası mutlak bir icra yasağı bulunmadığından, taraflar ticari alacaklarının tahsili için evlilik sürerken dahi cebri icra yoluna hukuken başvurabilirler. Tasfiye yargılaması esnasında her bir eş, diğerinde fiilen bulunan kişisel ve edinilmiş eşyalarının aynen iadesini talep ederken, şirket payı devirlerinden veya farklı ticari ilişkilerden doğan ve muaccel hale gelmiş borçların da ödenmesini veya takas ile mahsup edilmesini hakimden isteyebilir. Eşler arasındaki bu genel borçların ve mali ilişkilerin varlığı da son tasfiye ve artık değer tablosunu şekillendiren temel faktörler arasında yer alır ve tasfiye davasında ayrılmaz bir bütünlük içerisinde tek celsede karara bağlanır.
Şirket paylarının aile hukuku boyutuyla tasfiyesi, salt basit bir malvarlığı bölüşümünün çok ötesinde olup aile, şirketler, borçlar ve vergi hukukunu aynı teknik potada buluşturan oldukça karmaşık ve disiplinler arası bir yapı arz etmektedir. Eşlerin geçmişe yönelik mal rejimi sözleşmeleri, mal kütleleri arası denkleştirme işlemleri, karşılıksız destekten doğan değer artış payı ve nihai katılma alacakları hesaplanırken hem ticaret şirketlerinin piyasadaki ekonomik bağımsızlıklarının ve devamlılıklarının korunması hem de eşlerin yıllara sari emek ve finansal katkılarının hakkaniyete tam uygun olarak tazmin edilmesi hassas dengesi gözetilir. Değer artış payı kurumu ile yersiz zenginleşmenin önüne adilce geçilirken, denkleştirme kurumu ile kişisel ve edinilmiş mal kütleleri arasındaki şaşmaz matematiksel adalet sağlanır. Sonuç itibarıyla, her evlilik birliğinin mali dinamiği ve her ticaret şirketinin kuruluş felsefesi bütünüyle kendine özgüdür ve tasfiye sürecinde alanında uzmanlaşmış finansal hesaplamaları zorunlu kılar. Şirket varlıkları üzerindeki hukuki ihtilafların ve mağduriyetlerin önlenmesi ve tarafların alacak haklarının etkin bir biçimde tesis edilebilmesi, ancak bu kanuni kuralların güncel Yargıtay içtihatları ışığında hakkaniyetle uygulanmasıyla mümkündür.