Makale
Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet vakaları ve bu fiillerin cezasız kalması, hekimleri hukuki ve psikolojik bir kıskaca almaktadır. Yetersiz yasal düzenlemeler nedeniyle faille yeniden karşılaşma riski, hekimlerin anayasal haklarını zedelemekte ve onları daha güvenli ülkelere göçe zorlayan en temel etkenlerin başında gelmektedir.
Şiddet ve Cezasızlık Kıskacında Hekimlerin Hukuki Durumu
Sağlık hizmetlerinin sunumunda en temel anayasal haklardan biri olan yaşama ve maddi manevi varlığını koruma hakkı, günümüzde tırmanışa geçen şiddet olayları nedeniyle ciddi bir tehdit altındadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından fiziksel zorlama, güç kullanımı veya tehdidin amaçlı olarak uygulanması şeklinde tanımlanan şiddet eylemleri, sağlık çalışanları üzerinde onarılması son derece güç psikolojik ve fiziksel tahribatlar yaratmaktadır. Ülkemizde hekimlere yönelik şiddet vakalarındaki olağanüstü artış, yalnızca bireysel bir güvenlik sorunu olmaktan çıkmış, yetersiz ceza kanunları ve şiddetin cezasız kalması sebebiyle devasa bir hukuki darboğaza dönüşmüştür. Sağlık çalışanlarının görevlerini ifa ederken can güvenliklerinden endişe duymaları ve şiddet eylemlerinin adalet sisteminde yeterince caydırıcı karşılık bulamaması, hekimleri uluslararası alanda daha koruyucu yasalara sahip ülkelere yönlendirmektedir. Failin hak ettiği cezayı almaması, şiddet mağduru hekimin faille aynı kurumda yeniden yüz yüze gelme riskini doğurmakta ve bu sarmal, hekim üzerinde sürekli bir tehdit mekanizması oluşturmaktadır.
Yasal Yetersizlikler ve Cezasızlık Olgusu
Hukuk sistemimizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eylemlerine karşı alınan adli önlemlerin ve uygulanan yaptırımların eksik kalması, şiddet sarmalını her geçen gün daha da büyütmektedir. Resmi verilere göre, Beyaz Kod uygulamasına yansıyan şiddet vakalarında yıllar içinde katlanarak artan vahim bir tablo söz konusudur. Savcılıklara intikal eden binlerce olayın hukuki incelemesi neticesinde, özellikle sözlü ve psikolojik şiddet vakalarının çok büyük bir oranda tırmanışa geçtiği görülmektedir. Ceza kanunlarının yetersizliği ve faillerin çoğunlukla eylemlerinin karşılığı olan hürriyeti bağlayıcı caydırıcı cezaları almamaları, toplumda şiddetin cezasız kaldığı algısını yerleştirmektedir. Cezasızlık pratiği, sadece faili cesaretlendirmekle kalmamakta, aynı zamanda mağdur hekimin adalet sistemine olan inancını zedeleyerek mesleki tükenmişlik hissini derinleştirmektedir. Gerekli hukuki korumadan yoksun bırakıldığını hisseden hekimler, anayasal bir hak olan maddi ve manevi varlıklarını korumak adına, yasaların tavizsiz uygulandığı ve şiddetin tolere edilmediği ülkelere göç etmeyi en akılcı çıkış yolu olarak görmektedir.
Fail ile Mağdurun Yüz Yüze Gelmesinin Yarattığı Baskı
Mevcut yasal çerçevenin uygulamadaki en büyük eksikliklerinden biri de şiddet uygulayan kişilerin adli süreçler sonrasında serbest kalarak sağlık kurumlarına tekrar engelsiz bir şekilde girebilmesidir. Şiddet faili ile şiddet mağduru hekimin aynı sağlık kurumunda yeniden yüz yüze gelme ihtimalinin ortadan kaldırılamaması, mağdur üzerinde sürekli bir asimetrik tehdit ve psikolojik baskı oluşturmaktadır. Hukukun en temel amacı olan mağduru koruma ve faili toplumdan izole etme işlevi burada tam anlamıyla yerine getirilememektedir. Cezasızlık sarmalı, şiddete uğrayan hekimin iş yerinde kendini sürekli güvensiz hissetmesine ve anayasanın teminat altına aldığı sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının açıkça ihlal edilmesine yol açmaktadır. Ortaya çıkan bu devasa hukuksal boşluk, hekimlerin kendi can güvenliklerini sağlamak amacıyla meslekten tamamen uzaklaşmalarına veya hukuki güvencelerin daha sağlam olduğu gelişmiş ülkelere yönelmelerine sebebiyet veren temel itici güçlerden biri haline gelmiştir.
Şiddet Vakalarının Tablosu ve Hukuki İhlallerin Boyutu
Hukuki düzenlemelerin etkililiğini ölçmek adına şiddet verilerinin incelenmesi, cezasızlık probleminin vahametini gözler önüne sermektedir. Yapılan araştırmalar ve paylaşılan resmi raporlar, sağlık çalışanlarının çok büyük bir kısmının mesai saatleri içerisinde şiddet endişesi taşıdığını ve eylemli olarak şiddete maruz kaldığını doğrulamaktadır. Yargıya yansıyan ve yansımayan olayların istatistiksel ve hukuki boyutu şu şekildedir:
- Hekimlerin ve hemşirelerin yaklaşık yüzde doksanı görev ifası sırasında şiddetle karşılaşma endişesi yaşamaktadır.
- Sağlık personelinin yüzde seksenden fazlası meslek hayatlarında en az bir kez sözlü, psikolojik veya bedensel şiddete maruz bırakılmıştır.
- Şiddet eylemlerinin yarısından fazlası doğrudan hasta yakınları tarafından, üçte biri ise bizzat hastalar tarafından gerçekleştirilmektedir.
- Beyaz Kod kullanan sağlık personeli sayısında birkaç yıl içerisinde on kata yakın bir artış kaydedilmiş, ancak bu dramatik artış cezai yaptırımlara aynı oranda yansımamıştır.
Bu karamsar tablo, kanunların sadece kâğıt üzerinde kalmaması ve adli makamların tavizsiz caydırıcı cezalar vermesi gerektiğinin en açık hukuki kanıtıdır. Hekimlerin kanunlarla korunması, salt bir idari güvenlik tedbiri değil, anayasal çalışma ve yaşama hakkının devlet tarafından eksiksiz tesis edilmesi zorunluluğudur.