Anasayfa Makale Denizcilikte Kılavuz ve Operatörlerin Yasal...

Makale

Denizcilikte Kılavuz ve Operatörlerin Yasal Statüsü

Kılavuz kaptan*lar ve deniz trafik operatörleri, denizcilik sektöründe seyir emniyetini sağlayan kritik aktörlerdir. Bu makalede, söz konusu meslek profesyonellerinin idari yapı içerisindeki konumları, ifa ettikleri kamu hizmetinin niteliği ve iş hukuku mevzuatı bağlamında tabi oldukları yasal statü*leri detaylı bir şekilde incelenmektedir.

Denizcilik sektöründe boğazlar, kanallar ve limanlar gibi seyir güçlüğü bulunan tehlikeli sularda gemilerin güvenli bir şekilde sevk ve idare edilmesi, sadece gemi donatanı ve yük ilgilileri için değil, aynı zamanda kıyı devletinin can, mal ve çevre güvenliği açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Bu hayati fonksiyonu yerine getiren kılavuz kaptanlar ile karadan trafik organizasyonu ve seyir yardımı sağlayan deniz trafik operatörlerinin yasal statüsünün belirlenmesi, onlara uygulanacak hukuki rejimin tespit edilmesi bakımından temel bir gerekliliktir. Bir iş hukuku uzmanı perspektifiyle yaklaşıldığında, bu kişilerin ifa ettikleri görevin niteliği ile onları istihdam eden kurumlar arasındaki ilişkinin kendine has (sui generis) bir hukuki rejim yarattığı görülmektedir. Kamu gücü ve devletin egemenlik haklarıyla yakından ilişkili bir alanda görev yapmalarına rağmen, bu personelin devlet memuru mu yoksa işçi mi olduğu sorusu, uygulanacak kanunların sınırlarını çizmektedir. Bu makale, sözleşmesel hak ve borçlar ile sözleşmelerin sona ermesi gibi dinamik süreçleri dışarıda bırakarak, salt kılavuz kaptanların ve deniz trafik operatörlerinin Türk iş hukuku ve idare hukuku bağlamındaki statik yasal konumlarını tüm detaylarıyla aydınlatmayı amaçlamaktadır.

Kılavuzluk ve Gemi Trafik Hizmetlerinin Kamu Hizmeti Niteliği

Kılavuzluk ve gemi trafik hizmetleri, özü itibarıyla devletin deniz yetki alanlarında seyir güvenliğini sağlamak, deniz kazalarını önlemek ve deniz çevresini korumak amacıyla sunulan, süreklilik ve düzenlilik arz eden faaliyetlerdir. İdare hukukunun temel prensipleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, bir faaliyetin kamu hizmeti sayılabilmesi için kamu tüzel kişileri tarafından veya onların sıkı denetim ve gözetimi altında yürütülmesi, kamu yararını hedeflemesi ve özel hukuku aşan birtakım idari usullere tabi olması gerekmektedir. Kılavuzluk ve gemi trafik hizmetleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın yetkilendirmesi, düzenlemesi ve ağır idari yaptırımlarla desteklenmiş denetimi altında yürütüldüğünden, tartışmasız bir biçimde kamu hizmeti niteliği taşımaktadır. Rekabet Kurulu ve Danıştay kararlarında da bu hizmetlerin serbest piyasa koşullarına göre değil, kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılmış tekel niteliğinde faaliyetler olduğu açıkça vurgulanmaktadır.

Ancak bir hizmetin kamu hizmeti olması, bu hizmeti fiilen yerine getiren tüm personelin doğrudan kamu görevlisi (memur) statüsünde olacağı anlamına gelmemektedir. Türkiye'de kılavuzluk ve gemi trafik hizmetleri, hem Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü gibi bir kamu iktisadi kuruluşu (KİT) tarafından hem de idareden yetki ve lisans almış özel hukuk tüzel kişileri tarafından yürütülebilmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da net bir şekilde ifade edildiği üzere, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, sermayesinin tamamı devlete ait olmakla birlikte, teşkilat kanunu gereğince faaliyetlerinde özerk olan ve özel hukuk hükümlerine tabi bulunan bir kuruluştur. Dolayısıyla, bu hizmetleri ister devlete ait bir KİT bünyesinde isterse özel bir kılavuzluk şirketinde ifa etsinler, kılavuz kaptanlar ve operatörlerin istihdam ilişkisi idare hukuku kurallarına göre değil, iş hukuku kurallarına göre şekillenmektedir.

Kılavuz Kaptanların Hukuki Statüsü ve Tabi Oldukları Mevzuat

Kılavuz kaptanların yasal statüsünün tayininde ilk olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile iş kanunları arasındaki ayrımın netleştirilmesi gerekir. Anılan kanunun 4. maddesi, kamu hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle yürütülebileceğini düzenlemiştir. Kılavuz kaptanlar, devlet tekelindeki bir kamu iktisadi kuruluşunda çalışsalar dahi, 657 sayılı kanun kapsamında "memur" statüsünde değerlendirilmezler. Gerek özel kılavuzluk şirketlerinde gerekse kamu kurumlarında çalışan kılavuz kaptanlar, kurumlarıyla aralarında kurulan bir hizmet sözleşmesine dayalı olarak işçi statüsü altında istihdam edilmektedirler. Bu nedenle, onların çalışma ilişkilerinde kural olarak idare hukuku değil, özel hukuk karakterli iş mevzuatı geçerli olmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da kılavuz kaptanların kamu görevlisi sayılamayacağı, bu kişiler ile işverenleri arasındaki ilişkinin bir iş ilişkisi olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.

İşçi statüsünde oldukları kesinleşen kılavuz kaptanların hangi iş kanununa tabi oldukları hususu ise ifa ettikleri mesleğin icra edildiği yer itibarıyla belirlenir. 854 sayılı Deniz İş Kanunu, Türk bayrağını taşıyan yüz ve daha yukarı grostonilatoluk gemilerde bir hizmet akdi ile çalışan kişileri "gemi adamı" olarak tanımlamıştır. İlgili yönetmeliklerde kılavuz kaptanların, geminin seyir ve manevrasına yönelik danışmanlık yapan ve bu görevi bizzat gemi üzerinde ifa eden kişiler olduğu belirtilmiştir. Yargıtay'ın çeşitli hukuk daireleri tarafından verilen kararlarda da, kılavuz kaptanların ifa ettikleri hizmetin niteliği gereği Deniz İş Kanunu hükümlerine tabi oldukları teyit edilmiştir. Ancak kanun koyucu, kılavuzluk mesleğinin gece-gündüz, bayram veya tatil demeden kesintisiz olarak sürdürülmesi gereken doğasını dikkate alarak, onları Deniz İş Kanunu'nun iş sürelerine ilişkin sınırlandırmalarından muaf tutmuştur.

Türk Hukukunda Kılavuz Kaptanın Danışmanlık Statüsü

Kılavuz kaptanların hukuki statüsünü belirleyen bir diğer temel unsur, onların gemi üzerindeki otorite seviyeleridir. Kılavuzluk hizmetinin zorunlu olup olmamasına göre "isteğe bağlı" ve "mecburi" olarak sınıflandırıldığı bilinmektedir. Mecburi kılavuzluk ise kendi içinde "sevk ve idare kılavuzluğu" ile "danışman kılavuzluk" olarak ikiye ayrılır. Türk hukuk sistemi ve uygulamasında, ulusal ve uluslararası mevzuatla zorunlu tutulan bölgelerde dahi mecburi danışman kılavuzluk esası benimsenmiştir. Bu statü uyarınca, kılavuz kaptan gemiye bindiğinde geminin sevk ve idaresini (kumandasını) gemi kaptanından devralmaz; yalnızca bölgenin coğrafi ve fiziki özelliklerine dair uzmanlık bilgisiyle kaptana seyir ve manevra konularında teknik tavsiyelerde bulunur. Gemi kaptanının, kılavuzun tavsiyelerine uyup uymama konusunda takdir yetkisi devam eder ve geminin nihai kumandası her koşulda gemi kaptanında kalır. Bu danışmanlık statüsü, kılavuz kaptanın deniz hukuku ve haksız fiil sorumluluğu bağlamındaki yasal sınırlarını da çizen en temel hukuki argümandır.

Deniz Trafik Operatörlerinin Hukuki Statüsü

Gemi Trafik Hizmetleri (VTS) bünyesinde görev yapan deniz trafik operatörleri, kılavuz kaptanlardan farklı bir yasal düzleme sahiptir. Deniz trafik operatörleri, Türk Boğazları veya diğer belirlenmiş limanlık alanlarda, deniz trafiğini karada kurulu bulunan Gemi Trafik Hizmetleri Merkezlerinden izleyen, yöneten ve gemilere seyir yardımı ile trafik organizasyon bilgisi sunan uzman personeldir. Görevlerini gemi üzerinde değil, karada konuşlu merkezlerde ifa ettikleri için, hukuken "gemi adamı" sıfatını taşımazlar. Gemi adamı olmamaları, onların 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun kapsamı dışında kalmalarına yol açmaktadır. Dolayısıyla, deniz trafik operatörlerinin ve baş operatörlerinin yasal statülerini belirleyen temel kanun, genel nitelikteki 4857 sayılı İş Kanunu'dur.

Deniz trafik operatörleri de, tıpkı kılavuz kaptanlar gibi, idare adına kamu hizmeti yürütmelerine rağmen memur sıfatını haiz değildirler. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü bünyesinde istihdam ediliyor olmaları, bu kişileri kamu görevlisi yapmaz. Ana Statüleri gereği, bu operatörler doğrudan bir hizmet sözleşmesine dayanarak işçi statüsünde görev yapmaktadırlar. 4857 sayılı İş Kanunu'nun uygulanması, onların genel iş hukuku prensiplerine, yasal çalışma sürelerine, fazla mesai kurallarına ve iş güvencesi hükümlerine tam anlamıyla tabi olmalarını sağlar. Operatörler, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından belirlenen çok sıkı eğitim ve ehliyet koşullarını sağlamak zorunda olsalar da, işverenleriyle olan organik bağları tamamen özel hukuk karakterli bir işçi-işveren ilişkisidir.

İşçi Statüsü ve Toplu İş Sözleşmesi İlişkisi

Hem kılavuz kaptanların hem de deniz trafik operatörlerinin işçi statüsünde bulunmaları, onların sendikal haklardan ve toplu iş hukuku mekanizmalarından yararlanmalarına olanak tanır. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu çerçevesinde, her iki meslek grubu mensupları da ilgili işçi sendikalarına üye olabilir ve işverenleriyle toplu iş sözleşmesi akdedilmesini talep edebilirler. Uygulamada, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü nezdinde çalışan personelin, Türkiye Denizciler Sendikası gibi örgütlenmeler aracılığıyla toplu iş sözleşmelerine taraf oldukları görülmektedir. Bireysel iş sözleşmeleri ile belirlenen asgari standartlar, toplu iş sözleşmeleri aracılığıyla işçi lehine geliştirilmekte, çalışma süreleri, ücret yapıları, dinlenme hakları ve disiplin süreçleri gibi konular bu özel nitelikli sözleşmelerle daha korumacı bir çerçeveye oturtulmaktadır.

Kılavuz kaptanların ve deniz trafik operatörlerinin yasal statülerini belirleyen temel hukuki özellikler şu şekilde özetlenebilir:

  • Faaliyetlerin devlet gözetiminde yürütülen mutlak bir kamu hizmeti olması.
  • Hizmetin kamusal doğasına rağmen çalışanların 657 sayılı kanuna tabi devlet memuru sayılmamaları.
  • Her iki meslek grubunun da özel hukuk hükümlerine dayalı "işçi" statüsünde istihdam edilmesi.
  • Kılavuz kaptanların fiziken gemide çalışmaları nedeniyle 854 sayılı Deniz İş Kanunu'na tabi olmaları.
  • Kılavuz kaptanların Türk hukukunda kumandan değil, danışman (müşavir) sıfatıyla görev yapmaları.
  • Deniz trafik operatörlerinin karada görev yapmaları sebebiyle 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi bulunmaları.
  • Her iki grubun da 6356 sayılı kanun kapsamında sendikal haklara ve toplu iş sözleşmesi imkanlarına sahip olması.
  • Çalışanların idari otoritenin (Bakanlığın) ehliyet iptali ve askıya alma gibi idari yaptırımlarına açık olmaları.

Sonuç olarak, kılavuz kaptanlar ve deniz trafik operatörleri, son derece stratejik ve kamu yararı odaklı bir hizmet ifa etmekle birlikte, iş hukuku anlamında tam teşekküllü birer "işçi" konumundadırlar. Devletin egemenlik haklarının kullanıldığı alanlarda görev yapıyor olmaları, onların özel hukuk tüzel kişileri veya KİT'ler ile kurdukları iş sözleşmelerinin özel hukuk karakterini değiştirmemektedir. Hukuki statülerinin bu şekilde "kamu hizmeti gören özel hukuk işçisi" olarak ikili bir nitelik barındırması, onlara uygulanacak kuralların belirlenmesinde büyük bir hassasiyet gerektirmektedir. Kılavuzun "danışman" konumunda bulunması ve operatörün "karada çalışan işçi" sayılması, muhtemel deniz kazalarında kusur ve illiyet bağının tespitine zemin hazırlayan en temel yasal altyapıyı oluşturmaktadır.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: