Karar Bülteni
AYM Fethiye Sema Neftci vd. BN. 2021/18325
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/18325 |
| Karar Tarihi | 30.04.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yaşam hakkı etkili soruşturma yürütülmesini gerektirir.
- Ölüm olaylarında sorumlular derhâl ve resen belirlenmelidir.
- Mağdur yakınlarının sürece etkin katılımı sağlanmalıdır.
- Gerekçeli kararın tebliği savunma hakkı için zorunludur.
- İtiraz hakkının kısıtlanması usul yükümlülüğünü ihlal eder.
Bu karar, hukuken devletin yaşam hakkını koruma sorumluluğunun sadece ölüm olayını önlemekle sınırlı olmadığını, ölüm gerçekleştikten sonra işletilecek adli mekanizmaların kalitesini de kapsadığını net bir biçimde ifade etmektedir. Yaşam hakkının usul boyutu olarak nitelendirilen etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü, faillerin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması kadar, mağdur yakınlarının yargısal süreçlere tatmin edici bir seviyede dâhil edilmesini de mecburi kılmaktadır. Olayda katılan sıfatına sahip olan ve yargılamanın en önemli öznelerinden birini oluşturan mağdur ailesine, mahkemenin verdiği gerekçeli kararın tebliğ edilmemesi ve sadece ilk itiraz mahiyetindeki süre tutum dilekçesi üzerinden yola çıkılarak hüküm kurulması, anayasal düzeyde usuli hakların açık bir ihlali olarak tanımlanmıştır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle itiraz mercilerinin dosya inceleme pratiklerinde kendisini gösterecektir. Ceza yargılamalarında sıklıkla uygulanan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarına karşı yapılan itirazların, üst mahkemelerce çoğu zaman matbu ve şeklî ifadelerle reddedilmesi sorunu bu kararla yüksek perdeden eleştirilmiştir. İtiraz mercileri, tarafların gerekçeli karar doğrultusunda sunacakları somut ve esaslı iddiaları beklemek ve bu iddiaları maddi hukukun elverdiği çerçevede tek tek tartışarak reddetmek zorundadır. Aksi takdirde, mağdur tarafın davanın sonucunu etkileyecek beyanlarda bulunma fırsatı fiilen elinden alınmış olacak ve bu da adil bir yargılamadan bahsetmeyi imkânsız hâle getirecektir. Anayasa Mahkemesi bu duruşuyla, ceza yargılamasındaki itiraz prosedürlerinin işlevselleştirilmesine büyük bir katkı sağlamıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların eşi ve babası olan S. N., aracıyla trafikte seyir hâlindeyken bir başka araç sürücüsü olan S. B. ile tartışmaya başlamıştır. Bu sözlü tartışma sırasında S. B. tarafından fiziksel olarak itilen S. N., yere düşmüş ve kalçası ile başından ağır şekilde yaralanmıştır. Hastanede riskli bir ameliyat geçiren S. N., taburcu edildikten bir gün sonra evinde hayatını kaybetmiştir. Yaşanan bu acı olayın ardından başlatılan ceza soruşturması neticesinde, sanık S. B. hakkında dava açılmış ancak otopsi raporlarındaki zaman gecikmesi sebebiyle ölüm ile yaralama arasındaki doğrudan bağ tam olarak ispatlanamamıştır.
Yargılamayı yapan mahkeme, sanık hakkında olası kasıtla kasten yaralama suçundan ceza vermiş ve bu ceza için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı almıştır. Başvurucular, bu karara detaylı itiraz sunabilmek için mahkemeye bir süre tutum dilekçesi vererek gerekçeli kararın kendilerine tebliğini beklemişlerdir. Ancak mahkeme, karar gerekçesini aileye ulaştırmadan itirazı doğrudan üst mahkemeye göndermiş; üst mahkeme de ailenin esaslı savunmalarını hiç görmeden itirazı hızlıca reddetmiştir. Temel uyuşmazlık, mağdur ailesinin hukuki sürece katılımlarının bu şekilde haksız yere engellenip engellenmediği üzerinedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17. maddesi, devlete yalnızca bireylerin yaşamını koruma yönünde negatif bir yükümlülük değil, aynı zamanda doğal olmayan her ölüm olayının ardındaki gerçeklerin ve sorumluların belirlenmesini sağlayacak etkili bir soruşturma yürütme yönünde pozitif bir görev de yüklemektedir. Yaşam hakkının usul boyutu olarak isimlendirilen bu temel yükümlülük, devletin hukuku etkili ve caydırıcı bir şekilde uygulamasını, failin eylemlerinin cezasız kalmamasını ve toplumda adalet duygusunun sarsılmasını önlemeyi amaçlamaktadır.
Etkili bir ceza soruşturmasının yürütülebilmesi için soruşturma makamlarının hiçbir dış baskı altında kalmadan, resen ve derhâl harekete geçerek olayı aydınlatabilecek bütün delilleri toplaması şarttır. Dahası, soruşturmanın fiilen hesap verilebilirliği sağlayabilmesi için sürecin mutlaka kamu denetimine açık olması gerekmektedir. En önemlisi de her ölüm olayında, ölen kişinin geride kalan yakınlarının meşru menfaatlerini koruyabilmeleri adına bu sürece hak arama hürriyeti çerçevesinde, gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması anayasal bir güvencedir.
Ceza yargılaması pratiğinde, katılan sıfatını taşıyan mağdur yakınlarının yargısal sürece etkili şekilde katıldığından söz edilebilmesi için, onlara iddia ve esaslı itirazlarını ileri sürme imkânının eksiksiz olarak tanınması gerekir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında verilen kararlara karşı kanun yoluna başvuran tarafların, itirazlarını somut ve ayrıntılı bir biçimde sunabilmeleri, ancak ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının kendilerine hukuka uygun biçimde tebliğ edilmesiyle mümkündür. İtirazı inceleyecek mercilerin de yapılan başvuruları yalnızca şeklî olarak değil, dosyanın esasına girerek, iddiaları karşılayacak düzeyde ilgili ve yeterli bir gerekçeyle değerlendirmesi hukuki bir mecburiyettir. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları, bu usul kurallarına riayet edilmemesinin doğrudan yaşam hakkının usul güvencelerini zedelediğini kabul etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Başvurucuların yakını olan maktulün talihsiz vefatı üzerine derhâl başlatılan ceza soruşturması kapsamında, fethi kabir işlemi yapılmış, otopsi raporları alınmış, deliller eksiksiz şekilde toplanmış ve yargılama aşaması makul sayılabilecek bir sürede neticelendirilmiştir. Soruşturma makamlarının otopsi gibi işlemlerdeki hızları ve delil toplama pratikleri ayrıntılı olarak incelendiğinde, devletin yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin yükümlülüklerine aykırı bir özensizlik tespit edilmemiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporlar arasındaki iddia edilen çelişkilerin de biri doğrudan ölümle olan illiyet bağına, diğeri ise yaralanmanın niteliğine ilişkin farklı değerlendirmeler olduğundan, dayanaksız ve hukuken geçersiz olduğu belirlenmiştir.
Bütün bunlara karşılık, yargılamanın kovuşturma aşamasında hukuka aykırı bir tutum sergilenmiştir. Sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurucu mağdur ailesi, detaylı ve gerekçeli itirazlarını sunabilmek amacıyla öncelikle süre tutum dilekçesi vermiş ve yasal hakları olan gerekçeli kararın tebliğini talep etmişlerdir. Ne var ki ilk derece mahkemesi, yasanın aradığı usul kurallarını göz ardı ederek, gerekçeli kararı katılan tarafa tebliğ etmeden dosyayı doğrudan itiraz incelemesi için üst mercie sevk etmiştir. İtiraz mercii olan ağır ceza mahkemesi de başvurucuların dosyanın esasına dair iddialarını sunmalarını beklemeden, dosyanın esasına girmeksizin ve sadece şeklî bir denetim yaparak itirazı kesin bir biçimde reddetmiştir.
Bu idari ve yargısal hatalar silsilesi, başvurucuların karara karşı somut argümanlara dayanan ayrıntılı itirazlarını öne sürmelerini kesin olarak engellemiş ve gerekçeli karardan ancak karar tamamen kesinleştikten sonra haberdar olmalarına yol açmıştır. Mağdur yakınlarının iddialarının itiraz makamınca incelenmemesi, ceza davasına olan katılımlarının haksız ve hukuksuz bir biçimde sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Ayrıca, itiraz merciinin karara karşı yapılan itirazı, davayla doğrudan ilgili hususları değerlendirip yeterli bir gerekçeyle cevaplamak yerine, yalnızca usul ve yasaya uygunluk yönünden tek cümlelik matbu bir kararla geçiştirmesi, koruyucu anayasal güvenceleri bütünüyle işlevsiz kılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mağdur yakınlarının yargılamaya etkin katılımlarının engellenmesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.