Karar Bülteni
DANIŞTAY 5. Daire 2019/2382 E. 2023/7518 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 5. Dairesi |
| Esas No | 2019/2382 |
| Karar No | 2023/7518 |
| Karar Tarihi | 31.05.2023 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi esastır.
- İrtibat ve iltisak şahsi eylemlere dayanmalıdır.
- İdare mahkemesi resen araştırma yapmakla yükümlüdür.
- Eksik incelemeye dayalı hüküm kurulamaz.
Bu karar, hukuken kamu görevinden çıkarma işlemlerinde idarenin takdir yetkisinin ve değerlendirme marjının sınırsız olmadığını, özellikle "suç ve cezaların şahsiliği" ilkesinin idari yaptırımlarda da mutlak surette gözetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Olağanüstü hal mevzuatı kapsamında tesis edilen ihraç işlemlerinde, salt aile bireylerinin eylemleri veya statüleri üzerinden bir kamu görevlisinin terör örgütüyle irtibatlı veya iltisaklı sayılması hukuken yeterli görülmemiştir. İdarenin soyut değerlendirmelerinin yargısal denetiminde, idare mahkemelerinin aktif bir rol üstlenerek resen araştırma yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiği net bir biçimde ifade edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, alt derece mahkemeleri için bağlayıcı bir araştırma şablonu çizmektedir. Danıştay, mahkemelerin yalnızca tarafların sunduğu belgelerle veya kişinin ifa ettiği görevin kritik niteliğiyle yetinmeyip; emniyet, maliye, eğitim ve sivil toplum kuruluşu kayıtlarını ilgili kurumlardan bizzat celp etmesini şart koşmuştur. Uygulamadaki önemi, terör örgütleriyle mücadele kapsamında yürütülen idari işlemlerin hukuk devleti ilkeleri, masumiyet karinesi ve cezaların şahsiliği prensipleri çerçevesinde çok daha hassas bir süzgeçten geçirilmesini zorunlu kılmasıdır. Ailevi bağların otomatik bir iltisak sebebi sayılamayacağı yönündeki bu içtihat, haksız ihraç iddialarında davacılar için temel bir hukuki güvence sağlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığı bünyesinde hava pilot teğmen olarak görev yapmakta olan davacı, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe giren kanun hükmünde kararnameler dayanak gösterilerek Milli Savunma Bakanlığı tarafından kamu görevinden çıkarılmıştır. Davacı, söz konusu ihraç işleminin iptal edilmesi, bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve tüm özlük haklarının iadesi talebiyle idari yargıda dava açmıştır.
Davacı iddialarında, kendisi hakkında FETÖ/PDY ile ilişkisine dair herhangi bir somut delil veya ceza soruşturması bulunmadığını, kamu görevinden çıkarılmasının tek sebebinin babası hakkında yürütülen ceza yargılaması olduğunu belirtmiştir. Babasının rütbelerinin geri alınması gerekçe gösterilerek kendisine fatura kesilmesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesine açıkça aykırı olduğunu savunmuştur. Ayrıca, idarenin dosyaya sunduğu personel değerlendirme belgelerinin isimsiz ve imzasız olduğunu, aleyhine verilen düşük sicil notlarının bizzat FETÖ/PDY kapsamında yargılanan amirler tarafından kasıtlı olarak verildiğini ifade etmiştir. İlk derece ve bölge idare mahkemeleri, davacının yürüttüğü görevin kritik niteliğini ve babası hakkındaki iddiaları yeterli görerek davanın reddine karar vermiş, bunun üzerine uyuşmazlık temyiz incelemesi için Danıştay'a taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel dayanak, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleridir. Anılan Kararnamenin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme, devletin sadakat yükümlülüğünü ihlal eden personeli kamu hizmetinden arındırma amacını taşımaktadır. Ancak bu arındırma işleminin hukuka uygun olabilmesi için idarelerin sahip olduğu takdir yetkisinin keyfilikten uzak, objektif ve denetlenebilir somut verilere dayanması şarttır.
İdari yargılama hukukunun omurgasını oluşturan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.20 çerçevesinde, idari yargı mercileri resen araştırma ilkesine tabidir. Bu ilke, idare mahkemelerinin uyuşmazlığın çözümü için tarafların iddia ve delilleriyle bağlı kalmaksızın, maddi gerçeği ortaya çıkarmak adına her türlü bilgi ve belgeyi ilgili kurumlardan bizzat celp etmesini emreder.
Ayrıca, evrensel bir hukuk kuralı ve Anayasal bir güvence olan "suç ve cezaların şahsiliği" ilkesi gereğince, bir kimsenin yalnızca kan bağı olan yakınlarının işlediği iddia edilen fiiller, aidiyetleri veya statüleri nedeniyle yaptırıma maruz bırakılması hukuken kabul edilemez. Terör örgütüyle irtibat ve iltisak kavramları, kişinin bizzat kendi eylem, işlem, davranış veya sosyal ilişkileri üzerinden şahsileştirilerek mahkeme huzurunda somut delillerle ispatlanmalıdır. Aksi bir yaklaşım, masumiyet karinesini ve hukuk devleti ilkesini derinden zedeleyecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 5. Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını ve idarenin ihraç gerekçelerini titizlikle incelemiştir. İdarenin, davacının ihracına gerekçe olarak sunduğu "değerlendirme"nin dayanağının, davacının kendi eylemlerinden ziyade, babasının OHAL kapsamında rütbelerinin geri alınması ve babasının FETÖ/PDY ile ilişkisine dair tespitler olduğu saptanmıştır. İdare mahkemesi ise, hava pilot teğmenlik gibi doğrudan ülke güvenliği ve asayişi ile ilgili kritik bir görevin ifa ediliyor olmasını ve babaya ilişkin bilgileri yeterli görerek, davacının kendi şahsi durumu hakkında hiçbir derinlemesine araştırma yapmadan davayı reddetmiştir.
Danıştay, bu yaklaşımı hukuka açıkça aykırı bularak, idare mahkemesinin resen araştırma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetmiştir. Kararda, mahkemenin davacının kendisi hakkında FETÖ/PDY'nin askeri mahrem yapılanmasına özgü unsurların bulunup bulunmadığını bizzat araştırması gerektiği ayrıntılı olarak listelenmiştir. Buna göre mahkemenin alt kurumlara şu hususları sorması ve araştırması zorunludur:
- Emniyet birimlerinden, davacının ByLock veya ankesörlü telefon (ardışık arama) kayıtlarının olup olmadığı,
- TMSF'den, Asya Katılım Bankası'nda hesabı veya şüpheli para hareketi bulunup bulunmadığı,
- Milli Eğitim Bakanlığından, örgüte ait okullarda veya yurtlarda eğitim kayıtlarının varlığı,
- MASAK'tan, örgütle ilişkili kişi veya kurumlara (sivil imamlar, vakıflar vb.) para transferi yapılıp yapılmadığı,
- İçişleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünden, kapatılan dernek, sendika veya vakıflarda üyelik kaydı olup olmadığı,
- İlgili dijital yayın platformlarından, örgütsel talimatla gerçekleştirilen abonelik iptaline ilişkin kayıtlar.
Ayrıca, davacı hakkında yürütülen bir ceza soruşturması varsa oradaki ifadelerin ve delillerin de irtibat ve iltisak yönünden idari yargıda incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Tüm bu veriler toplandıktan ve davacının savunması alındıktan sonra şahsi bir değerlendirme yapılması gerekirken, sırf baba hakkındaki iddialar üzerinden karar verilmesi kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Danıştay 5. Dairesi, eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak davanın reddi yönünde verilen idare mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur.