Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mehmet Burak Dalbudak vd. | BN. 2021/53091

Karar Bülteni

AYM Mehmet Burak Dalbudak vd. BN. 2021/53091

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/53091
Karar Tarihi 11.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mutat bankacılık işlemleri tek başına örgütsel faaliyet sayılamaz.
  • Bank Asya hesap verileri uzman bilirkişilerce detaylı incelenmelidir.
  • Dernek veya sendika üyeliği tek başına yardım kastını göstermez.
  • Mahkeme kararlarında sanıkların esaslı iddia ve savunmaları gerekçelendirilmelidir.

Bu karar, terör örgütü üyeliği veya örgütüne yardım etme suçlamasıyla yürütülen yargılamalarda, geçmişte yasal olarak faaliyet göstermiş kurumlardaki (Bank Asya gibi) salt kayıtların veya üyeliklerin tek başına mahkumiyet için yeterli olamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yasal bir bankada gerçekleştirilen mutat hesap hareketlerinin ve rutin finansal işlemlerin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceğini güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Hukuken ağır ceza gerektiren mahkûmiyet kararı verilebilmesi için işlemlerin örgüt liderinin talimatı doğrultusunda sırf örgüte destek amacıyla yapıldığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmesi, bunun da tarafsız, kapsamlı ve uzman bilirkişi raporlarıyla desteklenmesi şarttır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, derece mahkemelerinin Bank Asya verilerini, dernek ve sendika üyeliklerini değerlendirirken kullanması gereken temel hukuki ölçütleri netleştirmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına da atıf yapan yüksek mahkeme, sendika veya dernek üyeliklerinin sempati boyutunu aşarak doğrudan örgüte yardım etme kastıyla yapıldığının delillendirilmesini zorunlu tutmaktadır. Uygulamada, sanıkların hesap açılış tarihleri, bakiye gelişimleri, para transferlerinin mahiyeti ve işlemlerin olağandışı bir hareketlilik içerip içermediği yönündeki somut savunmalarının gerekçeli kararlarda titizlikle karşılanması zorunluluğu, adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir teminatı olarak pekiştirilmiştir. Bu yaklaşım, devam eden benzer FETÖ/PDY yargılamalarında mahkemelerin daha nitelikli, eksiksiz, somut olay odaklı ve savunmaları ayrıntılı şekilde karşılayan kararlar üretmesini sağlayacak kritik bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyeliği ve bu örgüte bilerek yardım etme suçlamalarıyla yargılanmış ve hapis cezasına çarptırılmışlardır. Bu mahkûmiyet kararlarında, başvurucuların kapatılan Bank Asya'daki hesap hareketleri ile örgüte müzahir dernek ve sendikalara üyelikleri temel veya tek delil olarak kullanılmıştır. Başvurucular, söz konusu bankacılık işlemlerinin tamamen günlük ihtiyaçlardan, birikim yapma veya ticari faaliyetlerden kaynaklanan olağan hareketler olduğunu savunmuştur. Ayrıca, dernek ve sendika üyeliklerinin örgütsel bir amaç taşımadığını iddia etmişlerdir. Ancak derece mahkemeleri, başvurucuların bu yöndeki savunmalarını kararlarında yeterince tartışmadan ve bu işlemlerin mutat olmadığını net bir şekilde ortaya koymadan cezalandırma yoluna gitmiştir. İtirazları ve temyiz talepleri reddedilen başvurucular, iddia ve savunmalarının mahkemelerce gerekçeli bir şekilde karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı çerçevesinde ele almıştır. Gerekçeli karar hakkı, tarafların ileri sürdüğü ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaların, mahkemeler tarafından makul, adil ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmasını hukuki bir zorunluluk olarak kılar. Mahkemelerin kararları, maddi gerçeklikle deliller arasında kurulan mantıksal bağı şeffaf bir şekilde yansıtmalıdır.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal olarak faaliyette bulunan Bank Asya'da gerçekleştirilen mutat hesap hareketleri kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemez. Ancak örgüt liderinin talimatı üzerine, örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan olağandışı ödeme ve işlemler suç delili olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, kişinin talimatla işlem yaptığının şüpheye yer bırakmayacak biçimde tespiti için sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ilkeleri ışığında tüm hesap hareketlerinin uzman bilirkişi raporuyla incelenmesi, işlemlerin talimat öncesi ve sonrasındaki niteliği ile hacminin detaylıca kıyaslanması gerekmektedir. Eksik incelemeyle verilen mahkumiyetler hukuka aykırıdır.

Öte yandan, kişilerin örgüte bağlı dernek ve sendikalara üye olması şeklindeki eylemleri, sempati ve iltisak boyutunu aşıp örgüte yardım etme kastıyla hareket edildiğini ispatlayan somut faaliyetler tespit edilmedikçe, tek başına terör örgütüne yardım veya üyelik suçunun delili olarak değerlendirilmemektedir. Bu çerçevede derece mahkemelerinin, sanıkların bu yöndeki itirazlarını, iddia ve savunmalarını, toplanan delillerle kurdukları bağ üzerinden açıkça gerekçelendirmeleri hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereğidir. Gerekçesiz veya yetersiz gerekçeyle verilen mahkûmiyet kararları, adil yargılanma hakkının ihlaline yol açmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu yargılama süreçlerini incelediğinde, başvurucuların terör örgütüne üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilirken Bank Asya hesap hareketlerinin tek ya da belirleyici ana delil olarak kullanıldığını tespit etmiştir. Yerel mahkemeler, başvurucuların hesap hareketlerini örgüt liderinin talimatı doğrultusunda ve örgütsel saikle gerçekleştirdiklerini peşinen kabul etmiş; ayrıca legal çerçevede kurulan dernek ve sendika üyeliklerini de doğrudan örgütün ideolojisini benimsediklerinin bir göstergesi saymıştır.

Ancak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin bu nihai sonuca varırken başvurucuların davanın gidişatını etkileyebilecek nitelikteki esaslı savunmalarını karşılamadığını belirlemiştir. Başvurucular yargılama boyunca, hesap hareketlerinin kredi kartı ödemeleri, maaş yatırma, kira gelirleri tahsilatı, düğün takıları ve ticari işlemler gibi tamamen rutin bankacılık işlemlerinden kaynaklandığını iddia etmiş ve bu durumun dosyaya sunulan bilirkişi raporlarıyla da uyumlu olduğunu ileri sürmüştür. Buna rağmen yerel mahkemeler, alınan kısıtlı bilirkişi raporlarının Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde tüm hesap geçmişini, hesabın açılış tarihini ve aylık bakiye gelişimini içerecek detayda olmadığını göz ardı etmiştir. Kararlarda, örgüt talimatı öncesindeki olağan kullanım durumu ile talimat sonrasındaki hacim artışı arasında olağandışı bir farklılık ve hareketlilik bulunup bulunmadığı yönünde yeterli, objektif ve tatmin edici bir hukuki değerlendirme yapılmamıştır.

Ayrıca, derece mahkemeleri başvurucuların dernek ve sendika üyeliklerinin, salt sempati ve iltisak boyutunu aşarak fiilen örgüte yardım etme kastıyla gerçekleştirildiğine dair somut ve ikna edici bir gerekçe sunamamıştır. Gerek derece mahkemeleri gerekse kanun yolu mercileri, başvurucuların davanın sonucunu değiştirebilecek önemdeki haklı itirazlarını soyut ve genel geçer ifadelerle geçiştirerek adil yargılanma standartlarından uzaklaşmışlardır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 1. Bölümü, davanın sonucuna etki edebilecek nitelikteki iddia ve savunmaların makul ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve tespit edilen bu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için kararı ilgili yerel mahkemelere göndermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: