Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/30679 E. 2017/3805 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/30679 E. 2017/3805 K.

Bu karar, işyerinde yürürlükte bulunan geçerli bir toplu iş sözleşmesine rağmen, sendikal yetki ve temsil mekanizmalarını yok sayarak başlatılan iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki sınırlarını kesin bir dille çizmektedir. Yargıtay, anayasal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan demokratik tepki ve barışçıl toplu eylem hakkının mutlak ve sınırsız olmadığını, bu eylemlerin ölçülülük ilkesine riayet edilerek ve işverenin mülkiyet ya da çalışma hakkına zarar vermeyecek sınırlar içinde kullanılması gerektiğini vurgulamıştır. İşçilerin işyerini terk etmemekte direnmesi ve üretimi tamamen durdurması ölçüsüz bir fiil olarak nitelendirilerek, işverenin derhal fesih yetkisi teyit edilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/30679
Karar No 2017/3805
Karar Tarihi 13.03.2017
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
  • gavel Toplu eylemler ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır.
  • gavel Yasal grev için kanuni şartlar aranır.
  • gavel Toplu iş sözleşmesi varken kanuni grev yapılamaz.
  • gavel Barışçıl olmayan işgal eylemi feshin gerekçesidir.

Bu karar, işyerinde yürürlükte bulunan geçerli bir toplu iş sözleşmesine rağmen, sendikal yetki ve temsil mekanizmalarını yok sayarak başlatılan iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin hukuki sınırlarını kesin bir dille çizmektedir. Yargıtay, anayasal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan demokratik tepki ve barışçıl toplu eylem hakkının mutlak ve sınırsız olmadığını, bu eylemlerin ölçülülük ilkesine riayet edilerek ve işverenin mülkiyet ya da çalışma hakkına zarar vermeyecek sınırlar içinde kullanılması gerektiğini vurgulamıştır. İşçilerin işyerini terk etmemekte direnmesi ve üretimi tamamen durdurması ölçüsüz bir fiil olarak nitelendirilerek, işverenin derhal fesih yetkisi teyit edilmiştir.

Benzer iş uyuşmazlıkları ve toplu iş hukuku davalarında bu karar, sendikal çekişmelerin veya alternatif temsil taleplerinin fiili güç kullanımına, işyeri işgaline veya yasa dışı greve dönüşmesi durumunda işverene tanınan fesih hakkının meşruiyetini kanıtlaması açısından kritik bir emsal niteliği taşımaktadır. Özellikle yetkili sendikanın usulünce faaliyet gösterdiği işyerlerinde, bir kısım işçinin kendi temsilcilerinin tanınması gibi yürürlükteki mevzuatla ve iş hukuku sistemiyle bağdaşmayan taleplerle üretimi felce uğratmaları, demokratik hak arayışı korumasından çıkarılarak kanun dışı grev yaptırımlarına tabi tutulacaktır. Bu içtihat, çalışma barışının korunması ve toplu iş sözleşmesi sisteminin istikrarı adına işverenlere önemli bir yasal güvence sunarken, çalışanların hak arama mücadelelerinde yasal sınırlar içinde hareket etmelerinin vazgeçilmez bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, çalıştığı fabrikada üyesi bulunduğu yetkili sendikadan istifa etmesi süreciyle birlikte hem işveren temsilcileri hem de sendika yöneticileri tarafından kendisine ve arkadaşlarına sistematik bir şekilde baskı ve mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Bu dayanaksız baskılar sonucunda iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir biçimde feshedildiğini ileri süren davacı, sendikal nedene dayalı feshin iptaline, işe iadesine ve sendikal tazminata hükmedilmesini talep ederek dava açmıştır.

Davalı işveren ise işyerinde hiçbir şekilde mobbing uygulanmadığını, aksine sendikadan istifa eden bir grup işçinin, kendi seçtikleri gayri resmi sözcülerin işverence yetkili olarak tanınmasını talep ederek yasa dışı iş bırakma eylemi başlattığını savunmuştur. İşveren, 150 civarında işçinin üretim alanını işgal ettiğini, yapılan tüm uyuşmazlık çözme çabalarına ve sağduyu çağrılarına, hatta emniyet birimlerinin devreye girmesine rağmen eylemi sonlandırmadıklarını belirtmiştir. Üretimin durması, işyeri güvenliğinin tehlikeye girmesi ve maddi zararın büyümesi sebebiyle iş sözleşmelerinin haklı nedene dayanılarak tazminatsız feshedildiği savunulmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı karara bağlarken toplu iş hukuku ve sendikal hakların kullanımına ilişkin çok temel normları ve kanun hükümlerini merkeze almıştır. Uyuşmazlığın temelindeki grev hakkının yasal sınırları, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 çerçevesinde değerlendirilmiştir. Söz konusu maddede, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerindeki faaliyeti durdurmak veya aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasındaki prosedürlere uygun olan grevler kanuni grev, yasal şartlar gerçekleşmeden başvurulan fiili iş bırakma eylemleri ise "kanun dışı grev" olarak kabul edilmektedir.

Mahkeme, kararın inşasında salt iç hukuku değil, uluslararası normları da incelemiştir. İşçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarının bulunduğu hususunun 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, m.54 ve m.90 hükümlerinin doğal bir yansıması olduğu ifade edilmiştir. Toplu hakların savunulması için eylem yapma hürriyeti temel bir hak olmakla beraber, yerleşik içtihat prensipleri gereğince bu hürriyetin sınırı "ölçülülük" ve "zarar verme kastının bulunmaması" ilkeleridir. İşveren ile çalışan arasındaki sadakat ve özen borcu gereği, eylemin işyerinin güvenliğini ortadan kaldırmaması ve üretime telafisi imkansız zararlar vermemesi gerekir. İşçilerin yasa dışı olarak işyerini terk etmemesi ve üretimi kesintiye uğratması gibi eylemler, işverene 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II kapsamında iş sözleşmesini haklı nedenle ve derhal feshetme yetkisi tanıyan ihlaller kategorisinde değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay tarafından yapılan incelemede, davalıya ait işyerinde 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında bağlayıcı ve geçerli bir toplu iş sözleşmesinin zaten yürürlükte olduğu tespit edilmiştir. Somut olayda, metal sektöründeki diğer bazı işyerlerinde daha yüksek ücret artışları yapıldığını haber alan işçilerin, üyesi oldukları yetkili sendikaya tepki göstererek ülke çapında yayılan protestolara katıldıkları ve davalıya ait işyerinde de bu dalganın bir uzantısı olarak toplu iş bırakma eylemi başlattıkları saptanmıştır. İşveren, eylemlerin ilk başladığı dönemde olası krizleri önlemek adına fabrikanın bakımını öne çekerek işçileri ücretli izne yollamış, barışçıl uyarılarla sürecin yatışmasına çaba göstermiş ve hatta işçilere ek maddi destek ödemeleri yaparak çalışma barışını muhafaza etmeye çalışmıştır.

Tüm bu iyi niyetli adımlara rağmen, davacı işçinin de aralarında bulunduğu bir grubun 02.07.2015 tarihinde işbaşı yapmayarak üretim alanında toplandığı, iddia edilenin aksine eylemin sendikaya değil doğrudan işverene yönelik gerçekleştirildiği ve üretimin durdurulduğu kanıtlanmıştır. İşçilerin, yetkili sendika temsilcilik odasının kapatılması ve kendi kurdukları temsilci grubunun resmi muhatap olarak tanınması yönündeki talepleri hukuken karşılığı olmayan, yasa dışı talepler olarak görülmüştür. Zira yürürlükte yetkili bir sendika varken işverenin yasa dışı bir temsil grubunu tanıması mümkün değildir. İşçilerin fabrikayı adeta işgal etmesi, "ölmek var dönmek yok" gibi sloganlarla emniyet güçlerinin müdahalesi anına kadar günlerce üretimi felce uğratmaları, barışçıl ve demokratik hak arama sınırlarını fazlasıyla aşmıştır. Eylemin süresi, katılımcıların direnci ve işletmeye verilen zarar dikkate alındığında ölçülülük ilkesinin çiğnendiği açıktır. Dosya kapsamında işverenin salt sendikal nedenle sözleşme feshettiğine dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin hatalı değerlendirmeyle verdiği davanın kabulü kararını ortadan kaldırarak davanın reddedilmesi yönünde kararı bozmuştur.

Fabrikada eylem yaptık diye işten atılabilir miyim? expand_more
İşçilerin demokratik hak arama ve eylem yapma hürriyeti anayasal güvence altında olsa da, bu hakkın kullanımı mutlak ve sınırsız değildir. Yargıtay kararlarına göre, işyerinde yapılan toplu eylemlerin barışçıl olması, ölçülülük ilkesine uyması ve işverenin mülkiyet ya da çalışma hakkına zarar vermemesi gerekir. Eğer eyleminiz işyerini terk etmemekte direnme, üretimi durdurma ve fabrikayı işgal etme boyutuna ulaştıysa, bu durum demokratik sınırları aşar. İşveren ile aranızdaki sadakat borcuna aykırı olan ve üretime telafisi imkansız zararlar veren bu tür ölçüsüz eylemler, 4857 sayılı İş Kanunu madde 25/II kapsamında iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshedilmesine açıkça yasal gerekçe oluşturur.
Sendikayı istemeyip kendi temsilcimiz için iş bıraksak suç mu? expand_more
İşyerinizde halihazırda yürürlükte olan bağlayıcı ve geçerli bir toplu iş sözleşmesi ile yetkili bir sendika bulunuyorsa, süreçlerin yasal muhatabı bu sendikadır. Bir kısım işçinin kendi kurdukları temsilci grubunun resmi muhatap olarak tanınması yönündeki talepleri hukuken karşılığı olmayan yasa dışı taleplerdir. Yürürlükte yetkili bir sendika varken işverenin yasa dışı bir temsil grubunu tanıması mümkün değildir. Bu tarz yürürlükteki mevzuatla ve iş hukuku sistemiyle bağdaşmayan taleplerle işi bırakmak ve üretimi felce uğratmak, eylemi demokratik hak arayışı korumasından çıkararak kanun dışı grev yaptırımlarına tabi tutulmanıza yol açar.
Yasa dışı grev yaptım diye tazminatsız kovulmam yasal mı? expand_more
Evet, yasal sınırlar ihlal edildiği için işverenin bu tasarrufu hukuka uygundur. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 uyarınca, yasal şartlar gerçekleşmeden başvurulan fiili iş bırakma eylemleri "kanun dışı grev" olarak tanımlanmaktadır. İşyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi varken kanuni grev yapılması mümkün değildir. Usulüne uygun olmayan taleplerle üretimin durması, işyeri güvenliğinin tehlikeye girmesi ve maddi zararın büyümesi neticesinde işveren, bu eylemlere katılanların iş sözleşmelerini haklı nedene dayanarak tazminatsız feshetme hakkına sahiptir.
İşyerini işgal edip üretimi durdurmak haklı fesih sebebi mi? expand_more
Kesinlikle haklı fesih sebebidir. Yargıtay'ın ilgili emsal kararında tespit edildiği üzere, işçilerin "ölmek var dönmek yok" gibi sloganlarla emniyet güçlerinin müdahale anına kadar günlerce üretimi felce uğratarak fabrikayı işgal etmeleri, barışçıl ve demokratik hak arama sınırlarını fazlasıyla aşan fiillerdir. Eylemin süresi, katılımcıların direnci ve işletmeye verilen zarar dikkate alındığında ölçülülük ilkesi açıkça çiğnenmiş olmaktadır. İşverenin uyuşmazlık çözme çabalarına ve sağduyu çağrılarına rağmen işyeri işgalinin sürdürülmesi, barışçıl olmayan işgal eylemi olarak değerlendirilir ve doğrudan haklı fesih nedenidir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir