Karar Bülteni
AYM Mehmet Komutan BN. 2020/10899
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/10899 |
| Karar Tarihi | 30.04.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmada malik aleyhine vekalet ücreti ölçüsüzdür.
- Gerçek bedelin ödenmemesi mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Vekalet ücreti kamulaştırma bedelinden kesinti yaratamaz.
- Mülkiyet hakkı kamulaştırmada tam tazmini gerektirir.
Bu karar, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında, taşınmazı kamulaştırılan vatandaşların aleyhine idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin mülkiyet hakkı boyutuyla hukuki sonuçlarını derinlemesine incelemektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin başlangıçta teklif ettiği düşük bedeli haklı bir biçimde kabul etmeyerek mahkeme sürecinde mülkünün gerçek değerinin tespit edilmesini sağlayan malikin, davanın açılmasına haksız yere sebebiyet vermiş sayılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Buna rağmen sırf davanın idare lehine tescille sonuçlanmış olması şeklindeki usuli bir gerekçeyle malik aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi, kişiye ödenmesi gereken anayasal "gerçek karşılığın" fiilen azalması anlamına gelmektedir. Yüksek Mahkeme, idare lehine hükmedilen bu vekâlet ücretinin kamulaştırma bedelinden dolaylı ve haksız bir kesinti yarattığını, söz konusu durumun malik üzerine orantısız bir külfet yükleyerek mülkiyet hakkını zedelediğini içtihat etmiştir.
İlgili karar, kamulaştırma hukukundaki vekâlet ücreti uygulamaları ve vatandaşın mülkiyet hakkının devlet gücü karşısında korunması açısından son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yakın tarihli içtihat değişikliğiyle de tam bir uyum içinde olan bu yaklaşım, kamulaştırma davalarında idarenin haksız zenginleşmesinin önüne geçmektedir. Böylece, kamu yararı amacıyla mülkünden yasal zorunlulukla yoksun bırakılan kişilerin, adil yargılanma süreçleri çerçevesinde herhangi bir dolaylı kesintiye veya idari masrafa maruz kalmadan taşınmazlarının gerçek bedeline ulaşmaları anayasal düzeyde teminat altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından kentsel dönüşüm projesi kapsamında taşınmazına acele kamulaştırma prosedürüyle el konulan başvurucu Mehmet Komutan'ın, kamulaştırma bedeline ve yargılama giderlerine itirazından kaynaklanmaktadır. Belediye, taşınmaza el koyduktan sonra kamulaştırma bedelinin kesin tespiti ve kendi adına tescili için Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Yapılan uzun yargılamalar ve bilirkişi incelemeleri sonucunda mahkeme, başlangıçta idarenin öngördüğü tutardan (159.963,77 TL) çok daha yüksek bir kamulaştırma bedeli (241.063 TL) belirlemesine rağmen, ara ödemelerdeki hesap farkı nedeniyle başvurucunun bir miktar iade yapmasına ve ayrıca idare lehine 1.980 TL vekâlet ücreti ödemesine hükmetmiştir. Başvurucu, taşınmazının değerinin eksik hesaplandığını, kendi kusuru olmaksızın fazla ödendiği iddia edilen bedelin geri istenmesinin haksız olduğunu, makul sürede yargılanma hakkının zedelendiğini ve özellikle dava sonucunda aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirterek hak arayışına girmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken hukuki incelemesini Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 (mülkiyet hakkı) ve Anayasa m. 46 (kamulaştırma) hükümleri etrafında şekillendirmiştir. Mülkiyet hakkından yoksun bırakma biçimindeki kamusal müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasındaki adil denge ancak ve ancak malike mülkünün gerçek bedelinin tazminat olarak ödenmesiyle sağlanabilir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca da kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkı mecburi olarak sona erdirilen kişiye ödenmesi gereken tutar, hiçbir kesintiye uğramadan taşınmazın o anki gerçek değerini yansıtmalıdır.
Kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Musa Tarhan/Türkiye kararına kapsamlı atıflar yapılmıştır. AİHM, kamulaştırma bedeli tespit davalarında mülk sahibi aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin, devletin bir eliyle verdiğini yargılama masrafı adı altında diğer eliyle alması anlamına gelen bir "paradoks" olduğunu ve mülkünü zorunlu olarak devreden malikin "kaybeden taraf" olarak nitelendirilemeyeceğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi de daha önceki Sadettin Ekiz kararında benzer bir yaklaşım sergileyerek, malik aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin mülkiyet hakkını zedelediğini içtihat etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Yargıtay dairelerinin güncel kararları da bu anayasal prensiplere tam uyum sağlamış durumdadır. Yeni içtihatlara göre kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davalarında malik aleyhine idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi, Anayasa m. 46 hükmünde kati surette öngörülen gerçek karşılığın ödenmesi ilkesine açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Zira kamulaştırma sürecindeki idari ve yargısal masrafların, hiçbir kusuru olmayan taşınmaz sahibine yükletilmesi, anayasal güvenceleri zayıflatarak kişiye aşırı bir külfet yüklemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuru dosyasını bütüncül bir yaklaşımla incelediğinde, öncelikle kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiği ve fazla ödenen bedelin iadesinin talep edildiği yönündeki iddiaları açıkça dayanaktan yoksun bularak kabul edilemez bulmuştur. Zira taşınmaz bedel tespiti derin teknik uzmanlık gerektiren bir alandır ve başvurucu, bilirkişi raporlarının aksini ispatlayacak somut ve teknik veriler sunamamıştır. Ara ödemeler sırasındaki karmaşa nedeniyle fazladan ödenen cüzi bedelin (4.050,05 TL) iadesinin istenmesi ise kamu zararının önlenmesi amacıyla makul bulunmuş ve mülkiyet hakkına yönelik orantılı bir işlem olarak kabul edilmiştir. Yargılamanın uzun sürmesine yönelik şikâyetler ise Tazminat Komisyonuna gidilmemesi nedeniyle başvuru yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddedilmiştir.
Ancak Yüksek Mahkeme, başvurucu aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünden yaptığı esastan incelemede çok farklı bir hukuki sonuca ulaşmıştır. Olayda, idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında, mahkemenin nihai olarak belirlediği kamulaştırma bedeli (241.063 TL), idarenin acele el koyma aşamasında malike tek taraflı olarak öngördüğü bedelden (159.963,77 TL) oldukça yüksektir. Bu nesnel durum, başvurucunun idarenin dayattığı düşük teklifi kabul etmemekte haklı olduğunu ve davanın açılmasına kesinlikle haksız yere sebebiyet vermediğini tartışmasız şekilde ortaya koymaktadır.
Hal böyleyken, davanın idare lehine tescil ile sonuçlandığı şeklindeki usuli bir gerekçeyle başvurucu aleyhine 1.980 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi, başvurucuya ödenecek olan anayasal gerçek karşılığın fiilen azalmasına ve bedelin eksik ödenmesine neden olmuştur. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma gibi devletin tek taraflı iradesi ve kamu gücüyle mülkiyet hakkına son verilen durumlarda, haklı bir neden olmaksızın malik aleyhine yargılama gideri niteliğindeki vekâlet ücretine hükmedilmesinin, kişiye aşırı ve orantısız bir külfet yüklediğini tespit etmiştir. Bu idari ve yargısal uygulama, kamulaştırma bedelinin tam ve gerçek değerinin ödenmesini engelleyerek mülkiyet hakkının özüne onarılamaz bir zarar vermektedir. Bu bağlamda, malik aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi kanunilik, adalet ve ölçülülük ilkelerine bütünüyle aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve başvuruyu kabul etmiştir.