Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ayla Akyüz ve Diğerleri | BN. 2023/31164

Karar Bülteni

AYM Ayla Akyüz ve Diğerleri BN. 2023/31164

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2023/31164
Karar Tarihi 11.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamulaştırma bedeli enflasyon karşısında erimemelidir.
  • Değer kaybı mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Gecikmeli ödeme kişiye olağandışı külfet yükler.
  • Makul süre şikayetleri tazminat komisyonuna götürülmelidir.

Bu karar, kamulaştırma işlemleri sonucunda hak sahiplerine ödenmesi gereken bedellerin, yargısal süreçler sırasında meydana gelen uzun gecikmeler sebebiyle enflasyon karşısında erimesinin mülkiyet hakkına olan sarsıcı etkisini ortaya koyması bakımından hukuken büyük ve kritik bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin veya kamulaştırmasız el atma tazminatının ödenmesi sürecinde yaşanan gecikmelerin, yüksek enflasyonist ortamlarda maliklere şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklediğini teyit etmiştir. Devletin mülkiyet hakkına müdahalesinin ölçülü olabilmesi için, bedelin geç ödenmesi veya değer kaybına uğratılarak ödenmesi engellenmeli, aksi takdirde kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil denge malik aleyhine ciddi şekilde bozulmaktadır.

Öte yandan karar, uzun süren yargılamalar neticesinde doğan makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarında, Tazminat Komisyonunun mutlak surette tüketilmesi zorunlu bir başvuru yolu olduğunu vurgulamaktadır. Makul süre şikayetleri için kanun koyucu tarafından yeni kurulan hukuki mekanizmaların bireysel başvurudan önce mutlaka işletilmesi gerektiği hukuken tescil edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin kamulaştırma bedellerini belirlerken ve ödenmesine hükmederken makroekonomik enflasyonist etkileri göz ardı edemeyeceğini net bir şekilde göstermektedir. Gecikme faizlerinin veya yasal faiz oranlarının reel enflasyonun oldukça altında kaldığı durumlarda, idarenin hak sahibinde doğan farkı ve zararı telafi etmesi gerekliliği anayasal boyutta pekiştirilmiştir. Uygulamadaki önemi ise, vatandaşların mülkiyet haklarının enflasyonist erozyona karşı anayasal koruma altında olduğunu teyit etmesi ve idareleri kamulaştırma bedellerini hiçbir makul mazeret olmaksızın geciktirmeden ödemeye teşvik etmesidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular Ayla Akyüz ve beraberindeki diğer hak sahipleri, kendilerine ait olan taşınmaza yönelik kamulaştırma işlemleri neticesinde mahkemece belirlenen kamulaştırma bedelinin ödenmesi aşamasında yaşanan ciddi aksaklıklar ve gecikmeler nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Başvurucular temel olarak, yargılama sürecinde taşınmazları için idarece belirlenen kamulaştırma bedelinin gerçek piyasa değerini hiçbir şekilde yansıtmadığını ve emsallerine göre oldukça düşük kaldığını iddia etmişlerdir. Bunun da ötesinde, uyuşmazlık sürecinde idari ve yargısal sürecin uzun yıllar sürmesi, enflasyonist ortamda ödemenin büyük bir gecikmeyle yapılması nedeniyle, mahkemece hükmedilen tutarın enflasyon karşısında oldukça eridiğini ve ciddi bir değer kaybına uğradığını belirtmişlerdir.

Bu süreçte hem mülkiyetlerinden iradeleri dışında yoksun kalarak taşınmazlarının gerçek karşılığını alamadıklarını hem de ellerine geçen paranın alım gücünün dramatik ölçüde düştüğünü savunan başvurucular, idareye karşı yürüttükleri hukuki süreçte makul sürede yargılanma ile mülkiyet haklarının ihlal edildiğini belirterek ihlalin tespitini, maddi ve manevi tazminat ödenmesini, ayrıca yeniden yargılama yapılmasını mahkemeden talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında koruma altına alınan mülkiyet hakkı ile Anayasa m. 46 çerçevesinde düzenlenen kamulaştırma ilkelerini ve sınırlamalarını temel bir anayasal zemin olarak ele almıştır. Devletin gerçekleştirdiği kamulaştırma işlemlerinde veya fiili el atmalarda malike ödenecek bedelin gerçek karşılık olması açık bir anayasal zorunluluktur. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, idarelerin kamu yararı amacıyla özel mülkiyete konu taşınmazları bedelini ödeyerek edinirken izlemesi gereken şekli usulleri, dava şartlarını ve bedel tespit yöntemlerini normatif bir düzlemde detaylı olarak düzenlemektedir.

Anayasa Mahkemesinin çok sayıda dosyada istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, taşınmaz bedelinin tespiti son derece teknik ve özel bir uzmanlık gerektirdiğinden, mahkeme doğrudan bedel tespiti yapmaz veya derece mahkemelerinin yerine geçerek bir temyiz mercii gibi hareket etmez. Ancak anayasa yargısının temel görevi, uygulanan bedel tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini ve bireye sağlanan anayasal usul güvencelerinin usulünce işletilip işletilmediğini katı bir denetime tabi tutmaktır.

Bununla birlikte mülkiyet hakkı incelemelerinde, hak sahibine ödenen bedelin enflasyon karşısında değer kaybetmesi meselesi büyük bir ağırlık taşır. Yargılamanın uzaması, bürokratik engeller veya ödemenin gecikmesi durumunda, değer kaybına uğratılan kamulaştırma bedelleri, kişilere şahsi olarak aşırı ve tahammül edilemez olağan dışı bir külfet yüklemektedir. Bu durum, anayasal bir ölçüt olan kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında özenle gözetilmesi gereken adil dengeyi sarsmaktadır.

Makul sürede yargılanma hakkı yönünden ise 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ile bu yasal metne 7499 sayılı Kanun ile eklenen geçici ve kalıcı hükümler dikkate alınmıştır. Uzayan yargılamalara ilişkin manevi tazminat taleplerinde ilk derece çözüm mercii olarak görevlendirilen Tazminat Komisyonu, bireysel başvurudan önce tüketilmesi kesinlikle zorunlu bir başvuru yolu olarak kanunla ihdas edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, derece mahkemelerinden geçen ve kesinleşen yargılama sürecine ilişkin olarak başvurucuların iddialarını üç farklı alt başlık altında titizlikle değerlendirmiştir. İlk olarak, belirlenen kamulaştırma bedelinin oldukça düşük olduğu yönündeki iddia incelenmiştir. Somut olayın detaylarına bakıldığında, başvurucuların kamulaştırma bedelinin tespit sürecine aktif bir şekilde katıldıkları, iddia, savunma ve itirazlarını derece mahkemeleri önünde özgürce dile getirme imkânı buldukları saptanmıştır. Derece mahkemelerinin de taşınmazın bedeline ilişkin sunulan itirazları bilirkişi raporları eşliğinde ilgili ve yeterli hukuki gerekçelerle karşıladığı görülmüştür. Bu bağlamda, yargılamanın bütününde usuli güvencelerin sağlandığı ve başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklenmediği anlaşıldığından, bedelin düşük olduğuna yönelik iddia açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir.

İkinci olarak, yargılama sürecinin uzaması sebebiyle makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik şikayetler ele alınmıştır. Yapılan hukuki incelemede, 7499 sayılı Kanun ile getirilen yasal değişiklikler çerçevesinde, uzayan yargılamalarla ilgili olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ihdas edildiği Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça hatırlatılmıştır. Başvurucuların, kendilerine ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı ve yeterli giderim sağlama kapasitesi sunan bu olağan ve etkili başvuru yolunu tüketmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundukları tespit edilmiştir. Bireysel başvurunun temel bir prensibi olan ikincillik niteliği gereği, bu iddia başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Üçüncü ve başvurunun belkemiğini oluşturan en önemli tespit ise kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması iddiasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlık sürecinde geçen uzun zaman zarfında yüksek enflasyonun yıkıcı etkileri nedeniyle, başvuruculara nihai olarak ödenen kamulaştırma bedelinin alım gücünde ciddi ve telafisi güç bir düşüş yaşandığını saptamıştır. Kamulaştırma bedelinin makroekonomik veriler ışığında değer kaybına uğratılarak ödenmesi, kamulaştırmadaki kamu yararı amacı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasındaki anayasal adil dengeyi telafisi imkansız şekilde bozmuş ve başvurucular üzerinde olağandışı, katlanılamaz bir mali yük yaratmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: