Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi İlbey Ünal ve Diğerleri Kararı 2022/63268 B.

Anayasa Mahkemesi İlbey Ünal ve Diğerleri Kararı 2022/63268 B.

Bu karar, yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilen imar ve parselasyon uygulamaları neticesinde maliklerin taşınmazlarının yerinin veya niteliğinin değiştirilmesi durumunda ortaya çıkan değer kaybının hukuki statüsünü netleştirmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu yararı amacıyla yapılan imar düzenlemelerinde teknik veya fiili zorunluluklar sebebiyle vatandaşa eski taşınmazıyla aynı ekonomik değere sahip olmayan, yola cephesi bulunmayan ve daha değersiz bir yer verilmesi hâlinde, aradaki değer farkının idare tarafından mutlaka tazmin edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargı mercilerinin sadece idari işlemin şekli hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinip, vatandaşın uğradığı maddi zararı ve değer kaybını araştırmaması, anayasal mülkiyet hakkının usul güvencelerine açık bir aykırılık olarak değerlendirilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
İlbey Ünal ve Diğerleri Kararı 2022/63268 B.

8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2022/63268
Karar Tarihi 07.01.2025
Taraf İlbey Ünal ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
İmar uygulamalarından kaynaklanan değer kaybı tazmin edilmelidir.
Mülkiyet hakkına müdahalelerde ölçülülük ilkesi titizlikle gözetilmelidir.
Değer kaybı iddiaları mahkemelerce esastan incelenmelidir.
İdarenin fiili zorunluluk gerekçesi tazminat yükümlülüğünü kaldırmaz.

Bu karar, yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilen imar ve parselasyon uygulamaları neticesinde maliklerin taşınmazlarının yerinin veya niteliğinin değiştirilmesi durumunda ortaya çıkan değer kaybının hukuki statüsünü netleştirmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu yararı amacıyla yapılan imar düzenlemelerinde teknik veya fiili zorunluluklar sebebiyle vatandaşa eski taşınmazıyla aynı ekonomik değere sahip olmayan, yola cephesi bulunmayan ve daha değersiz bir yer verilmesi hâlinde, aradaki değer farkının idare tarafından mutlaka tazmin edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargı mercilerinin sadece idari işlemin şekli hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinip, vatandaşın uğradığı maddi zararı ve değer kaybını araştırmaması, anayasal mülkiyet hakkının usul güvencelerine açık bir aykırılık olarak değerlendirilmiştir.

Uygulamada idare mahkemeleri, imar planlarının iptali veya bu işlemlerden doğan tam yargı davalarında sıklıkla idarenin "teknik zorunluluk" gerekçesini yeterli bularak tazminat taleplerini reddetme eğilimindedir. Bu emsal niteliğindeki karar, idari yargı mercilerine mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünü denetlerken, muhakkak eski ve yeni taşınmaz arasındaki değer farkını hesaplama ve oluşan zararı giderme yükümlülüğü getirmektedir. Artık mülk sahipleri, şüyulandırma veya imar uygulaması sonucunda ana arterlere cepheli değerli arazileri yerine iç kısımlardan daha değersiz yerler tahsis edildiğinde doğan ekonomik kayıplarını daha güçlü bir anayasal zeminle talep edebilecektir. İdareler de planlama süreçlerinde doğabilecek tazminat külfetini gözeterek vatandaşın mülkiyet hakkına daha saygılı, adil ve dengeli parselasyon işlemleri tesis etmek zorunda kalacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bursa'nın Osmangazi ilçesinde yer alan ve doğrudan Bursa-Mudanya yoluna cepheli olan değerli taşınmazların maliki olan başvurucu, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan imar uygulaması (parselasyon) sonucunda ciddi bir mağduriyet yaşamıştır. Belediye, yeni imar planında başvurucunun taşınmazlarının bulunduğu alanı kavşak ve yeşil alan olarak belirlemiş, buna karşılık başvurucuya yola cephesi olmayan, iki parsel arkada ve ekonomik değeri önceki yerine göre çok daha düşük olan yeni bir taşınmaz tahsis etmiştir.

Başvurucu, bu haksızlığın ve maddi kaybın giderilmesi için idari yargıda iptal davası açmıştır. Ancak idare mahkemesi iptal kararının ardından belediyenin aynı değersiz yeri tekrar tahsis etmesi üzerine, başvurucu bu kez oluşan ekonomik değer kaybının tazmini amacıyla tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi ise idarenin teknik zorunluluklardan dolayı bu işlemi yaptığını belirterek idareyi kusursuz bulmuş ve tazminat talebini reddetmiştir. Kararın kanun yollarından geçerek kesinleşmesi üzerine başvurucu, taşınmazlarının değer kaybına uğratıldığı ve zararının karşılanmadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve bu hakkın ihlali ekseninde incelemiştir. İmar ve parselasyon işlemleri, 3194 sayılı İmar Kanunu m. 18 kapsamında gerçekleştirilen, düzenli ve sağlıklı bir kentleşme amacı taşıyan yasal müdahalelerdir. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik bu tür müdahalelerin kanuni bir dayanağı ve kamu yararı amacı bulunduğu kabul edilmektedir. Ancak müdahalenin Anayasa'ya tam anlamıyla uygun olabilmesi için kanunilik ve kamu yararı şartlarının ötesinde ölçülülük ilkesine de mutlak surette riayet edilmesi zorunludur.

Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerinden oluşmaktadır. Orantılılık ilkesi, bireyin mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı amacı arasında makul, adil ve katlanılabilir bir dengenin kurulmasını gerektirir. Eğer bir imar uygulaması neticesinde kişinin mal varlığında ciddi ve olağan dışı bir değer kaybı yaşanıyorsa ve bu kayıp idare tarafından makul bir tazminat ödenerek dengelenmiyorsa, yapılan müdahale ölçüsüz hâle gelir ve mülk sahibine orantısız bir şahsi külfet yüklenmiş olur.

Bunun yanı sıra mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunabilmesi için usule ilişkin güvencelerin de tam olarak işletilmesi gerekmektedir. Bu güvenceler, mülk sahibine idarenin müdahalesinin keyfi veya makul olmadığına dair itirazlarını yetkili yargı makamları önünde etkin bir biçimde dile getirebilme ve tartışabilme hakkı sağlar. Yargı mercileri, davanın sonucuna doğrudan etki edecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazları özenle incelemek, zararın varlığını araştırmak ve kararlarında bu iddialara yönelik tatmin edici, mantıklı gerekçeler sunmak zorundadır. Yalnızca işlemin fiili veya teknik bir zorunluluğa dayandığını belirterek şekli bir denetim yapmak, maddi zararın tazmini taleplerini karşılamada hukuken yetersiz kalmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünü ve mahkeme aşamasında usul güvencelerinin usulüne uygun şekilde yerine getirilip getirilmediğini titizlikle değerlendirmiştir. Başvurucu, Bursa-Mudanya ana yoluna cepheli son derece değerli taşınmazlarının elinden alınarak yerine yola hiçbir cephesi bulunmayan, değeri düşük arka parsellerden yer tahsis edilmesinden kaynaklanan yüksek miktardaki ekonomik zararının tazmin edilmesini talep etmiştir.

Tazminat davasına bakan idare mahkemesi ise başvurucunun bu talebini incelerken yalnızca eski iptal davasında alınan bilirkişi raporuna atıf yapmakla yetinmiştir. Mahkeme, yola cepheli eski taşınmazların imar planında kavşak alanında kalması sebebiyle teknik ve fiili bir zorunluluk doğduğunu, bu nedenle idarenin başka bir alandan tahsis yapmasının hukuka uygun olduğunu belirtmiştir. Ancak mahkeme, bu fiili zorunluluğun başvurucunun mülkiyet hakkı üzerinde yarattığı ağır ekonomik tahribatı bütünüyle göz ardı etmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararına göre asıl uyuşmazlık, idari işlemin şeklen hukuka uygun olup olmadığı veya teknik bir zorunluluk barındırıp barındırmadığı değil, yeni tahsis edilen taşınmazın eski taşınmaza kıyasla yarattığı değer kaybının idarece karşılanıp karşılanmadığıdır. Derece mahkemeleri, başvurucunun taşınmazlarının fiilen bir değer kaybına uğrayıp uğramadığını, eğer uğradıysa bu ekonomik kaybın miktarının ne kadar olduğunu tespit etmek amacıyla hiçbir somut inceleme, keşif veya güncel bilirkişi araştırması yapmamıştır. Davanın sonucuna doğrudan etki edecek olan "değer kaybının tazmini" yönündeki temel itirazlar, mahkemelerce tamamen cevapsız bırakılmış ve özenli bir biçimde karşılanmamıştır.

Bu hukuki durum, mülkiyet hakkının korunmasına yönelik usul güvencelerinin derece mahkemelerince ihlal edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Başvurucunun kendi kusuru olmaksızın katlanmak zorunda kaldığı ekonomik kayıp idarece giderilmediği için, toplumun kamu yararı beklentisi ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki adil denge bütünüyle başvurucu aleyhine bozulmuş ve müdahale ölçüsüz bir hâl almıştır. Ayrıca dosyada yer alan diğer başvurucular Osman Balbay ve Zafer Ünal'ın idare mahkemesindeki dava dosyasına taraf olmadıkları anlaşıldığından, onlar yönünden kişi bakımından yetkisizlik durumu doğmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucu İlbey Ünal yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Belediyenin verdiği yeni arsa eskisinden değersizse ne yapabilirim? expand_more
İmar uygulamaları, diğer bir deyişle şüyulandırma veya parselasyon işlemleri sonucunda belediye size eski taşınmazınızla aynı ekonomik değere sahip olmayan, yola cephesi bulunmayan daha değersiz bir yer verirse, aradaki değer farkının idare tarafından mutlaka tazmin edilmesini talep etme hakkınız bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, idarenin kamu yararı veya teknik zorunluluklar sebebiyle mülkiyet hakkına yaptığı müdahaleler, vatandaşa şahsi ve orantısız bir külfet yükleyemez. Taşınmazınızın yerinin veya niteliğinin değiştirilmesiyle ortaya çıkan ekonomik değer kaybı ve olağan dışı zarar, idari yargıda tam yargı (tazminat) davası açılarak makul bir biçimde karşılanmalıdır.
Mahkeme belediyeyi haklı bulup zararımı karşılamazsa ne olur? expand_more
İdare mahkemeleri, bazı durumlarda yalnızca yapılan imar planının şeklen hukuka uygunluğuna veya "teknik ve fiili zorunluluk" taşıyıp taşımadığına odaklanarak tazminat davasını reddetme eğiliminde olabilmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi, yargı mercilerinin sadece idari işlemin şekli denetimiyle yetinip vatandaşın uğradığı fiili maddi zararı araştırmamasını, mülkiyet hakkının etkin korunmasına yönelik usul güvencelerine açık bir aykırılık olarak nitelendirmektedir. Derece mahkemeleri davanın sonucuna etki edecek şekilde eski ve yeni taşınmaz arasındaki değer farkını hesaplamak, güncel bilirkişi araştırması veya keşif yapmak ve bu iddialara tatmin edici gerekçeler sunmak zorundadır. İdare mahkemesinin bu hukuki gereklilikleri yerine getirmeden zararın tazmini talebini reddetmesi halinde, adil denge bütünüyle aleyhinize bozulmuş olacağından, Anayasa Mahkemesi'ne mülkiyet hakkının ihlali gerekçesiyle bireysel başvuru yapmanız mümkündür.
Ana yola cepheli arsamın yerine arkadan arsa verilmesi yasal mı? expand_more
İdarenin düzenli ve sağlıklı bir kentleşme sağlamak amacıyla İmar Kanunu kapsamında parselasyon işlemi tesis etmesi kural olarak kanuni bir müdahaledir ve idarenin takdir yetkisi dâhilindedir. Örneğin, ana yola cepheli ve son derece değerli bir taşınmazın imar planında kavşak veya yeşil alanda kalması nedeniyle alınıp, yerine arka cepheden yola sınırı dahi olmayan bir yer verilmesi fiili veya teknik bir zorunluluğa dayanabilir. Fakat bir işlemin kanuna uygun olması, onun Anayasa'ya ve "ölçülülük" ilkesine de mutlak surette uygun olduğu anlamına gelmez. Ölçülülük ilkesinin bir gereği olan orantılılık alt ilkesi, bireyin mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile kamu yararı arasında katlanılabilir bir denge kurulmasını zorunlu kılar. Anayasa Mahkemesi, bu tarz bir imar uygulaması sonucunda kendi kusurunuz olmaksızın ortaya çıkan ağır ekonomik tahribatın ve yüksek miktardaki değer kaybının idarece ödenmemesi durumunda, yapılan idari eylemin ölçüsüz hâle geleceğini ve mülkiyet hakkını ihlal edeceğini açıkça hüküm altına almıştır.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir