Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/24367 E. 2020/8624 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/24367 |
| Karar No | 2020/8624 |
| Karar Tarihi | 15.09.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı yargılamanın temel şartıdır.
- Deliller toplanmadan ön incelemede karar verilemez.
- Adil yargılanma iddia ve savunma hakkını kapsar.
Bu Yargıtay kararı, medeni usul hukukunun en temel ve vazgeçilmez prensiplerinden biri olan hukuki dinlenilme hakkının yargılama sürecindeki mutlak önemini uygulayıcılara bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Yargıtay, tarafların dilekçelerinde sunduğu yahut dayanmak istedikleri deliller usulüne uygun şekilde toplanmadan ve bu deliller mahkeme huzurunda tartışılarak değerlendirilmeden, sadece ön inceleme duruşması aşamasında esasa ilişkin nihai bir karar verilmesini açıkça hukuka aykırı bulmuştur. Bir davanın usul ekonomisi ilkesi gereğince hızlı sonuçlandırılması amacı, hiçbir koşulda tarafların iddia ve savunma haklarının kısıtlanmasına veya emredici usul kurallarının göz ardı edilmesine gerekçe yapılamaz.
Özellikle iş hukuku uyuşmazlıklarında ispat yükünün kime düştüğü ve delillerin toplanması aşaması, davaların kaderini belirleyen en kritik evrelerin başında gelir. İşverenin talep ettiği ihbar tazminatı ve buna karşılık işçinin ileri sürdüğü mobbing ile yoğun baskı altındaki istifa iddiaları gibi karmaşık vakıaların aydınlatılması, ancak her iki tarafın gösterdiği belge, tanık ve kayıt gibi delillerin eksiksiz toplanmasıyla mümkün olabilecektir. Bu emsal nitelikteki karar, benzer nitelikteki tüm davalarda yerel mahkemelerin usul kurallarına ve yargılama aşamalarına sıkı sıkıya uyması gerektiğini hatırlatmakta olup, hukuki dinlenilme hakkının ihlalinin doğrudan ve kesin bir bozma sebebi oluşturacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, adaletin tecellisinde adil yargılanma hakkının en büyük güvencesidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işveren şirketi, bünyesinde satış ve pazarlama personeli olarak çalışan davalı işçisinin, sözleşmeyi sonlandırırken yasalara uygun hareket etmediğini iddia etmiştir. İşveren, çalışanın hiçbir bildirim süresi tanımadan aniden işten ayrıldığını, bu durumun ticari operasyonları aksattığını ve şirketi mağdur ettiğini ileri sürerek işçiden ihbar tazminatı talep etmiştir. İşçi ise bu iddiaya kesin bir dille karşı çıkarak, işyerinde kendisine çok yüksek ve fiilen ulaşılamaz satış hedefleri konulduğunu, yöneticileri tarafından sistematik mobbing uygulandığını ve yasaya aykırı pek çok işlem yapıldığını dile getirmiştir. İşçi, bu ağır baskılar altında işten ayrılmak zorunda kaldığını, işverenin kendisine standart bir istifa dilekçesi imzalattığını ve sonrasında aynı sektörde başka bir şirkette işe girmesini engellemek ile olası işçilik alacağı davalarının önüne geçmek için kötü niyetli olarak bu davayı açtığını savunmuştur. Uyuşmazlığın temelini, işten ayrılış şekli ve tarafların iddia ile savunmalarının usulüne uygun şekilde ispatlanıp ispatlanmadığı sorunu oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay'ın bu uyuşmazlığı incelerken ve çözerken dayandığı en temel kural, medeni usul hukukunun ana omurgasını oluşturan hukuki dinlenilme hakkı kavramıdır. Bu vazgeçilmez hak, Türk hukuk sisteminde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 27 düzenlemesinde açıkça ve kesin bir dille güvence altına alınmıştır. İlgili kanun maddesine göre davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer bütün ilgilileri, kendi hakları ile doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı durumlarda hukuki dinlenilme hakkına mutlak surette sahiptir. Bu hak sadece şekli bir düzenleme olmayıp, uyuşmazlığın adil bir biçimde çözülmesinin de temel anahtarıdır.
Hukuki dinlenilme hakkı temel olarak şu unsurları bünyesinde barındırır: Tarafların yargılama süreci ile ilgili olarak tam anlamıyla bilgi sahibi olması, iddia ve savunmalarına ilişkin mahkeme önünde serbestçe açıklama yapma hakkına sahip olması, iddialarını ispat etme imkanının kendilerine tanınması, mahkemenin sunulan bu açıklamaları ve delilleri dikkate alarak tarafsız bir değerlendirme süreci yürütmesi ve son olarak verilen mahkeme kararlarının somut, açık, denetlenebilir ve anlaşılır şekilde gerekçelendirilmesidir.
Bu hak, salt bir usul kuralı olmanın ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının da en temel unsurunu teşkil eder. Tarafların açıklamada bulunma hakkı, doğal olarak mahkemeye delil bildirme ve bildirilen bu delillerin mahkemece eksiksiz bir biçimde toplanarak hukuki bir süzgeçten geçirilmesini, tüm detaylarıyla değerlendirilmesini de zorunlu olarak kapsar. Yerleşik yargısal içtihatlar ve doktrin prensipleri gereğince, davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine açıkça aykırı olarak iddia ve savunma haklarının mahkeme kararıyla kısıtlanması, doğrudan hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali sonucunu doğurur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kurduğu kararı esastan ziyade usul hukuku yönünden ve adil yargılanma hakkı ekseninde son derece titiz bir şekilde incelemiştir. Dosya kapsamındaki resmi belgelere, dilekçelere ve yargılama safahatına bakıldığında, davacı işverenin ihbar önellerine uyulmadığı gerekçesiyle ihbar tazminatı talep ettiği görülmektedir. Davalı işçi ise buna mukabil olarak mobbinge uğradığını, ağır çalışma koşulları altında ezildiğini ve ulaşılamaz satış hedefleri nedeniyle istifaya zorlandığını detaylıca savunmuştur. Hukuken bu iddia ve savunmaların her biri, tanık beyanları, işyeri kayıtları, çalışma belgeleri ve diğer tüm yan delillerle ispatlanmaya muhtaç olan son derece kritik maddi vakıalardır. Bir başka deyişle, bu davanın esastan çözülebilmesi için delillerin toplanması mutlak bir zorunluluktur.
Buna rağmen yerel mahkeme, davanın henüz en başı sayılabilecek olan ön inceleme duruşmasında, tarafların iddia ve savunmalarını aydınlatacak hiçbir delili toplamadan doğrudan esasa girmiş ve alelacele davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay yüksek dairesi, tarafların dosyaya sunduğu delilleri eksiksiz bir biçimde toplamaksızın ve bu delilleri usulünce duruşmada taraf vekillerinin huzurunda tartışmaksızın sadece ön inceleme duruşmasında nihai bir karar verilmesini, hukuki dinlenilme hakkının açık ve çok ağır bir ihlali olarak nitelendirmiştir.
Bilindiği üzere mahkemelerin asıl görevi, davanın taraflarının iddia ve savunmalarına eşit ve tarafsız bir mesafede yaklaşarak, kanunların gösterdiği sınırlar içinde sunulan delilleri adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde toplamak ve hukuki uyuşmazlığı bizzat bu delillerin ışığında çözüme kavuşturmaktır. İspat hakkının taraflara fiilen kullandırılmaması ve delillerin hukuki bir değerlendirmeden geçirilmesinden kaçınılması, yerel mahkemece verilen kararı usul yönünden tamamen sakat hale getirmiştir. Bu hukuki ihlal o kadar ağırdır ki, Yargıtay bu aşamada davanın esasına yönelik başkaca bir inceleme yapılmasına dahi hukuken gerek görmemiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, tarafların delilleri toplanmadan ön inceleme duruşmasında karar verilmesini hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayarak kararı bozmuştur.