Anasayfa Karar Bülteni AİHM | SUVERÉNNÍ ŘÁD MALTÉZSKÝCH RYTÍŘŮ | BN....

Karar Bülteni

AİHM SUVERÉNNÍ ŘÁD MALTÉZSKÝCH RYTÍŘŮ BN. 2022/15440

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm
Başvuru No 2022/15440
Karar Tarihi 11.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Hukuki belirlilik adil yargılanmanın temel unsurudur.
  • Yüksek mahkemeler içtihat farklılıklarını mekanizmalarıyla çözmelidir.
  • Gerekçesiz içtihat sapması hukuki güvenliği doğrudan zedeler.
  • Yeni içtihadın göz ardı edilmesi hak ihlalidir.

Bu karar, en üst yargı mercilerinde oluşan içtihat farklılıklarının ve bu farklılıkların usulüne uygun şekilde çözülmemesinin adil yargılanma hakkı üzerindeki doğrudan etkisini ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hukuki belirlilik ilkesinin zedelenmesinin, bir yüksek mahkemenin kendi içinde yarattığı içtihat uyuşmazlığını yerel hukuktaki mevcut usul mekanizmalarını kullanarak (örneğin uyuşmazlığı genel kurula taşıyarak) gidermemesinden kaynaklandığını açıkça vurgulamıştır. Yargısal tutarlılığın sağlanması, hukukun üstünlüğü ilkesinin vazgeçilmez bir koşuludur.

Karar, mülkiyetin iadesi gibi karmaşık ve tarihsel arka planı olan uyuşmazlıklarda dahi, yargı organlarının güncel içtihat gelişmelerini mutlaka dikkate alması ve eğer bundan sapıyorsa mutlaka doyurucu bir gerekçe sunması gerektiğini göstermektedir. Aksi takdirde, mahkeme kararlarının öngörülebilirliği tamamen ortadan kalkar ve vatandaşların yargı sistemine olan inancı onarılamaz biçimde sarsılır.

Emsal etkisi açısından bu karar, ulusal yüksek mahkemelerin daireleri arasındaki çelişkili uygulamaların hukuki güvenlik ilkesini ihlal edeceğine dair yerleşik AİHM içtihadını kuvvetle pekiştirmektedir. Özellikle aynı mahkemenin farklı dairelerinin benzer dosyalarda birbirinden habersiz veya gerekçesiz olarak zıt kararlar vermesinin adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu net bir şekilde teyit etmektedir. Hukuki kuralların yorumlanmasındaki bu tür keyfi sapmalar, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını doğrudan ihlal eden niteliktedir. AİHM kararlarında sıklıkla dile getirildiği üzere, yüksek mahkemelerin asli görevlerinden biri, ülke çapında hukuki birliği ve yeknesaklığı güvence altına almaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Katolik Kilisesine bağlı egemen bir şövalye tarikatı olan başvurucu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında komünist rejim tarafından hukuka aykırı şekilde el konulan geniş kilise arazilerinin ve ormanlık alanların iadesi amacıyla Çek Cumhuriyeti'ne karşı dava açmıştır.

Uyuşmazlık, temelde Çek Cumhuriyeti'nde komünist dönemde gerçekleştirilen el koyma işlemlerinin hukuki niteliğine ve bu işlemlerin iade kanunları karşısındaki statüsüne dayanmaktadır. Tarihsel belgelere göre başvurucunun arazilerinin müsaderesi konusunda birbirini takip eden iki farklı yasal işlem yapılmıştır. Başvurucu taraf, bu çifte müsadere işleminde asıl geçerli olanın ikinci işlem olduğunu ve bu sayede iade şartlarını taşıdığını savunurken, derece mahkemeleri bu durumu kabul etmemiş ve ilk işlemin belirleyici olduğunu vurgulamıştır.

Başvurucu, nihai çare olarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur. Ancak tam da kendi dosyası derdestken Anayasa Mahkemesi'nin diğer daireleri tarafından benzer tarihsel dosyalarda verilen ve mülkiyetin iadesi lehine olan yeni anayasal içtihatlar, kendi dosyasını inceleyen dördüncü daire tarafından hiçbir yasal gerekçe gösterilmeden göz ardı edilmiştir. Başvurucu, bu çelişkili uygulamanın ve içtihattan sapmanın adil yargılanma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

AİHM, bu başvuruyu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen Madde 6 § 1 kapsamında incelemiştir. Sözleşme'nin bu maddesi, herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklarda adil, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının görülmesini isteme hakkını güvence altına almaktadır. Mahkeme, Sözleşme metninde yer alan ve temel bir kavram olan hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanmasında hukuki belirlilik kuralının hayati bir öneme sahip olduğunun altını çizmektedir.

Mahkeme, hukuki belirlilik ilkesinin Sözleşme'nin temel yapı taşlarından biri olduğunu hatırlatmaktadır. Yerleşik AİHM içtihatlarına göre, içtihatların zaman içinde gelişmesi kendi başına adalet yönetimine aykırı olmasa da, bir ülkenin en yüksek yargı mercii içindeki dairelerin kendi aralarında çelişkili kararlar vermesi ve bu çatışmayı çözecek kurumsal mekanizmaların işletilmemesi, yargı sistemine olan kamu güvenini telafisi imkansız şekilde zedelemektedir.

Çek Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Kanunu'nun Madde 23 hükmü, bir dairenin karar verirken Anayasa Mahkemesi'nin daha önce bir kararda ifade ettiği hukuki görüşten ayrılması durumunda, meseleyi derinlemesine değerlendirilmek ve karara bağlanmak üzere Genel Kurul'a sunmasını emretmektedir. Bu tür bir yasal zorunluluğun bulunmasına rağmen kuralın işletilmemesi, hukuki öngörülebilirliği tamamen ortadan kaldırmaktadır.

AİHM, hukuki güvenlik ve meşru beklentilerin korunması gerekliliklerinin, mahkemelere her zaman mutlak ve katı bir içtihat tutarlılığı sergileme gibi kaskatı bir kural yüklemediğini belirtmekle birlikte, mevcut bir içtihat çizgisinden makul, açık ve tartışmaya mahal vermeyecek bir gerekçe sunulmadan sapılmasının adil yargılanma hakkını derinden zedeleyeceğini vurgulamaktadır. Nitekim yetkili makamların aynı hukuki uyuşmazlıklarda ve benzer maddi vakıalarda geliştirdikleri yeni yaklaşımları göz ardı etmeleri, Sözleşme'nin ruhuna ve adil yargılanma hakkının temel felsefesine aykırı kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda başvurucunun mülkiyet iadesi talebinin Çek Anayasa Mahkemesi'nin dördüncü dairesi tarafından dayanaktan yoksun bulunarak reddedildiğini tespit etmiştir. Ancak bu ret kararı verilmeden aylar önce, aynı yüksek mahkemenin diğer daireleri, benzer mülkiyet iadesi taleplerinde mülkiyetin müsadere edilme şekline ve birbirleriyle yarışan kamulaştırma işlemlerine ilişkin yeni ve başvurucuların lehine olan esnek bir anayasal içtihat geliştirmiştir. Başvurucu, kendi anayasa şikayetinin inceleme aşamasında açıkça bu yeni içtihat gelişmelerine atıfta bulunmasına ve uygulanmasını talep etmesine rağmen, dördüncü daire bu yeni ve lehe olan durumu tamamen görmezden gelmiştir.

AİHM, dördüncü dairenin, kendi kararından önce oluşturulan ve benzer iade davalarında uygulanmaya devam eden bu yeni anayasal içtihat gelişimini neden dikkate almadığına dair hiçbir makul açıklama yapmadığını belirlemiştir. Mahkeme'ye göre, dördüncü dairenin söz konusu yeni ve güncel içtihattan saparken veya onu başvuruya uygulamazken bu yöndeki kararı haklı çıkaracak hukuki bir gerekçe sunmaması, durumu çok daha sorunlu hale getirmiştir.

Bununla birlikte AİHM, yerel hukuktaki açık düzenlemeye rağmen, dördüncü dairenin farklı bir hukuki sonuca ulaştığı bu durumu çözüme kavuşturmak adına dosyayı Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'na taşımamasını sistem boyutunda ciddi bir usul eksikliği olarak değerlendirmiştir. Hukuki belirlilik ilkesi, en yüksek yargı mercilerinin kendi içindeki çelişkileri gidermesini zorunlu kılmaktadır. Mahkeme, yerel makamların usuli güvenceleri işleterek içtihat bütünlüğünü sağlamaktaki başarısızlığının, başvurucunun adil yargılanma hakkını doğrudan zedelediğine kanaat getirmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hukuki belirlilik ilkesinin ihlal edildiğine ve adil yargılanma hakkı bağlamında Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: