Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2019/9060 E. 2023/652 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Daire |
| Esas No | 2019/9060 |
| Karar No | 2023/652 |
| Karar Tarihi | 17.02.2023 |
| Dava Türü | İptal Davası |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Görev süresinin uzatılmamasında somut gerekçeler sunulmalıdır.
- Akademik başarı ve yeterlilik nesnel değerlendirilmelidir.
- Dilekçe hakkı şikayet hakkının kötüye kullanılması değildir.
- İdarenin takdir yetkisi kamu yararıyla sınırlıdır.
- Mesnetsiz tutanaklar görev uzatmama gerekçesi yapılamaz.
Bu karar, üniversitelerde belirli sürelerle görev yapan öğretim elemanlarının görev sürelerinin uzatılması sürecinde idareye tanınan takdir yetkisinin hukuki sınırlarını oldukça net bir biçimde çizmektedir. Danıştay, idarenin bir öğretim üyesinin görev süresini uzatmama kararı alabilmesi için, o kişinin görevini aksattığına, akademik olarak yetersiz kaldığına veya sunacağı hizmete artık ihtiyaç bulunmadığına dair somut, nesnel ve hukuken kabul edilebilir deliller sunması gerektiğini kesin bir dille vurgulamıştır. Salt idari çatışmalar, mesnetsiz tutanaklar veya personelin anayasal dilekçe hakkını kullanarak eksiklikleri bildirmesinin idarece olumsuz bir durum gibi yansıtılması, hukuka aykırı bulunmuştur.
Benzer idari davalardaki emsal etkisi oldukça yüksektir; zira karar, akademik personelin atanma ve görev süresi uzatımı işlemlerinde idarenin keyfi ve sübjektif saiklerle hareket edemeyeceğini çok güçlü bir şekilde güvence altına almaktadır. İdarelerin, salt soyut iddialar veya çalışma barışının bozulduğu yönündeki kişisel değerlendirmelerle akademik personelin görevine son veremeyeceği içtihat altına alınmıştır. Bu önemli hukuki durum, özellikle yükseköğretim kurumlarında akademik alanda karşılaşılan mobbing iddialarının ve idari baskıların yargısal denetimi noktasında öğretim elemanlarına çok önemli bir hukuki güvence sağlamakta olup, üniversite yönetimlerinin personel işlemlerinde liyakat, hakkaniyet ve nesnel başarı ölçütlerini temel almalarını kesin olarak zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir devlet üniversitesinin Diş Hekimliği Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapan davacı, yasal görev süresinin sona ermesi üzerine bu sürenin uzatılması amacıyla idareye başvuruda bulunmuştur. Ancak ilgili üniversite yönetimi, davacının mesai saatlerine düzenli olarak uymadığı, randevulu hastaların tedavilerini mazeretsiz şekilde reddettiği, bölüm içerisindeki çalışma barışını bozduğu ve Anayasal şikayet hakkını kötüye kullandığı gibi çeşitli iddiaları öne sürerek görev süresinin uzatılmamasına karar vermiştir. Bunun üzerine davacı, idarenin kendisine karşı kişisel bir husumet beslediğini, asılsız tutanaklar tutularak kendisine sistematik şekilde mobbing uygulandığını, hastaların randevu saatlerinin kasten çakıştırılarak şikayetlerin suni olarak artırılmaya çalışıldığını ve atanma için gerekli olan akademik kriterleri fazlasıyla karşıladığını belirterek, söz konusu görev süresinin uzatılmamasına ilişkin idari kararın iptal edilmesi talebiyle yargı yoluna başvurmuş ve üniversite rektörlüğüne karşı işbu iptal davasını açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümü, yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik personelin atanma usulleri ve idarenin bu konudaki takdir yetkisinin sınırlarının hukuki olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bilindiği üzere, idare hukukunun temel prensiplerinden biri, idareye işlemlerinde tanınan takdir yetkisinin mutlak, sınırsız ve keyfi olmamasıdır. İdareler, kendilerine kanunlarla tanınan takdir haklarını her zaman kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, objektif, adil ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanmakla yükümlüdürler.
Üniversitelerde belirli sürelerle atanan öğretim elemanlarının atanma ve görev sürelerinin uzatılması usulleri genel olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu çerçevesinde düzenlenmektedir. İlgili kanun hükümleri uyarınca, atanma süresi sona eren akademik personelin aynı usulle yeniden atanabilmesi hususunda üniversite yönetimlerine geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak idari yargı içtihatlarıyla istikrar kazandığı üzere, söz konusu bu yetki personelin görevine keyfi veya kişisel husumetlerle son verilebileceği anlamını taşımamaktadır.
Bir öğretim elemanının görev süresinin uzatılmaması işlemi tesis edilirken, kişinin görevini ağır şekilde ihmal ettiği, akademik açıdan başarısız veya yetersiz olduğu, kurumda disiplinsizlik yaratarak işleyişi bozduğu ya da o kişinin yürüttüğü hizmete artık ihtiyaç duyulmadığı gibi hususların idare tarafından somut, nesnel ve hukuken geçerli delillerle kanıtlanması zorunludur. Ayrıca, Anayasa ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve dilekçe hakkı kapsamında personelin kurum içindeki fiziki eksiklikleri veya çalışma koşullarındaki olumsuzlukları dile getirmesi, idare tarafından bir disiplin suçu veya çalışma barışını bozucu haksız bir eylem olarak nitelendirilemez. Akademik personelin görev süresi uzatımı değerlendirmelerinde, personelin akademik yayınları, bilimsel başarıları ve atama kriterlerini yeterince sağlayıp sağlamadığı hususları öncelikli olarak nesnel bir süzgeçten geçirilmelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 8. Dairesi tarafından yapılan incelemede, davalı üniversitenin davacının görev süresini uzatmama işlemine dayanak gösterdiği hususlar tek tek değerlendirilmiş ve idarenin iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıkça tespit edilmiştir. Öncelikle, davacının mesai saatlerine uymadığı yönünde tutulan tutanakların, esasen davacının akademik çalışmalara ve bilimsel sunumlara katılmak için önceden amirlerinden izin talep ettiği günlere ait olduğu anlaşılmıştır. Hastaların tedavilerini kasten reddettiği yönündeki şikayetlerin ise, idarenin uzmanlık gerektiren ve 45 ile 115 dakika sürebilecek zorlu kanal tedavilerine sadece 30 dakika arayla randevu vermesinden kaynaklandığı, bu durumda davacının kasıtlı bir ret eyleminin bulunmadığı, aksine randevuların idari bir planlama hatasıyla kasten çakıştırıldığı ve hastaların daha sonra usulüne uygun şekilde tedaviye alındığı görülmüştür.
Davacının yasal şikayet hakkını kötüye kullandığı yönündeki idare savı da mahkemece hiçbir şekilde yerinde bulunmamıştır. Davacının, klinikte çalışan yardımcı personelin yetersiz olduğu, bir çalışanın eline enjektör battığı ve tek başına çalışmaya zorlanarak klinikteki hasta ve hekim can güvenliğinin ciddi şekilde tehlikeye atıldığı yönündeki dilekçeleri, Anayasal dilekçe hakkının son derece haklı bir kullanımı olarak değerlendirilmiştir. Çalışma barışını bozduğu iddialarına ilişkin ise idarece davacı hakkında açılmış herhangi bir resmi disiplin soruşturması dahi bulunmadığı saptanmıştır.
Öte yandan, davacının akademik kariyeri bakımından oldukça başarılı olduğu, "Yardımcı Doçentlik Kadrosuna Yeniden Atanma" kriteri olarak belirlenen 30 puanlık asgari şartı fazlasıyla aşarak 100'ün üzerinde puan topladığı, Yükseköğretim Kurulu tarafından teşvik başarı ödülü aldığı ve görev uzatma formunda çok sayıda nitelikli bilimsel çalışmasının bulunduğu açıkça ortaya konulmuştur. Tüm bu somut hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının görevinde başarısız veya yetersiz olduğunu gösteren hiçbir hukuki veya fiili verinin bulunmadığı, aksine alanında oldukça başarılı bir akademik geçmişe sahip olduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, davacının görev süresinin uzatılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.