Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/19773 E. 2020/7044 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/19773 E. 2020/7044 K.

Bu karar, iş hukuku davalarında taraf sıfatı ve husumet itirazlarının ne denli kritik bir öneme sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata olan, tüzel kişiliğe sahip şirketin yanında şirket yetkilisinin veya müdürünün de şahsen davalı olarak gösterilmesi durumu, hukuken ciddi usul hatalarına yol açabilmektedir. Mahkemelerin, davanın taraflarını ve gerçek işvereni net bir şekilde belirlemeden, tarafların hukuki durumunu muallakta bırakarak karar tesis etmesi usul ve yasaya aykırıdır.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/19773
Karar No 2020/7044
Karar Tarihi 02.07.2020
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Gerçek işveren tespit edilerek husumet belirlenmelidir.
  • gavel Şirket yetkilisine şahsen husumet yöneltilemez.
  • gavel Hüküm fıkrası tereddütsüz ve açık olmalıdır.
  • gavel Karşı davanın reddi parantez içinde yazılamaz.

Bu karar, iş hukuku davalarında taraf sıfatı ve husumet itirazlarının ne denli kritik bir öneme sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata olan, tüzel kişiliğe sahip şirketin yanında şirket yetkilisinin veya müdürünün de şahsen davalı olarak gösterilmesi durumu, hukuken ciddi usul hatalarına yol açabilmektedir. Mahkemelerin, davanın taraflarını ve gerçek işvereni net bir şekilde belirlemeden, tarafların hukuki durumunu muallakta bırakarak karar tesis etmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Özellikle emsal etkisi bakımından bu karar, yerel mahkemelere hüküm fıkrasının oluşturulması konusunda kesin bir sınır çizmektedir. Hüküm fıkrasının kendi içinde çelişki barındırmaması, infazda tereddüt yaratmayacak şekilde açık ve anlaşılır olması Anayasal bir zorunluluktur. Karşı davanın reddine dair hükmün parantez içinde belirtilmesi gibi özensiz usuli işlemlerin bozma sebebi sayılması, yargılamada şekil şartlarının ve usul kurallarının esasa ne denli etki ettiğini tüm hukukçulara hatırlatmaktadır. Husumet yokluğu itirazının dikkate alınmaması, doğrudan doğruya davanın tarafı olmayan bir şahsın haksız yere sorumluluk altına girmesine neden olacağından, Yargıtay'ın bu yaklaşımı adaletin tecellisi açısından büyük bir güvencedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir elektronik eşya mağazalar zinciri şubesinde çalışan işçi, işyerinde kendisine yöneticileri tarafından mobbing uygulandığını, müdür yardımcısı sıfatını taşımasına rağmen mal taşıma ve işyeri temizleme gibi görevi dışı işler yaptırıldığını, itiraz edince istifaya zorlandığını belirterek işten ayrılmıştır. Davacı işçi; ödenmeyen fazla mesai, yol parası, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile kıdem ve ihbar tazminatını alabilmek için hem çalıştığı limitet şirkete hem de şirketin yetkilisi olan şahsa karşı dava açmıştır.

Davalı şirket ise iddiaları reddederek, işçinin belirli süreli sözleşme ile çalıştığını, kurallara uymadığını, müşteri şikayetlerine konu olduğunu ve işyerini mazeretsiz olarak terk ettiğini savunmuş, asıl davanın reddini istemiştir. Ayrıca şirket, işçiye verilen eğitimlerin masrafı ile ihbar tazminatının tahsili amacıyla karşı dava açmıştır. Davalı olarak gösterilen şirket yetkilisi şahıs ise, bizzat kendisinin işveren olmadığını vurgulayarak davanın husumet yokluğundan reddini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş davalarında uyuşmazlığın çözümünde incelenmesi gereken en hayati kavramlardan biri "taraf sıfatı" yani husumettir. Bir davanın hukuken dinlenebilmesi ve esasına girilebilmesi için öncelikle davanın doğru kişiye yöneltilmiş olması şarttır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarına göre bir davada taraf olma ehliyeti, maddi hukuk çerçevesinde değerlendirilir. İş sözleşmesinin tarafları açıkça işçi ve işverendir. İşveren, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlardır.

Tüzel kişiler, kanuni temsilcileri ve organları vasıtasıyla işlem yaparlar. Sermaye şirketlerinde (örneğin limitet şirketlerde) şirketin kendisi ortaklardan ve müdürlerden bağımsız ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu doğrultuda, iş sözleşmesinden doğan borçlardan ötürü kural olarak işveren sıfatını taşıyan şirket tüzel kişiliğinin kendisi sorumludur. Şirket müdürü veya yetkilisi, sadece şirketi temsil eder; şahsi malvarlığı ile işçinin alacaklarından kural olarak sorumlu tutulamaz.

Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 uyarınca, mahkeme kararlarının hüküm fıkrasının son derece net, şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve infaz edilebilir olması zorunludur. Kararın hüküm kısmında, taleplerden her biri hakkında verilen karar ile taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Bir talebin reddedildiği ibaresinin parantez içinde yazılarak geçiştirilmesi veya belirsiz bırakılması, açıkça kanuna aykırıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi somut dosyayı incelediğinde, yerel mahkemenin kurduğu hükümde ciddi usul ve taraf teşkiline ilişkin hatalar bulunduğunu tespit etmiştir. Davacı işçi, dava dilekçesinde davalı olarak şirket yetkilisi olan gerçek kişiyi göstermiş, yanına parantez içinde çalıştığı şirketin tam unvanını yazmıştır. Yargılama aşamasında hem şirket tüzel kişiliği hem de şahıs adına vekaletname sunularak cevap verilmiş, davalı vekili cevap dilekçesinde davanın şahsa yöneltilmesinin hatalı olduğunu ve husumet yokluğu nedeniyle şahıs yönünden davanın reddedilmesi gerektiğini talep etmiştir.

Ancak yerel mahkeme, kararında bu husumet itirazına hiçbir şekilde değinmemiş, işverenin gerçekte bir şahıs işletmesi mi yoksa tüzel kişiliğe sahip bir şirket mi olduğunu açıklığa kavuşturmamıştır. Dosya kapsamındaki belgelerden, davacının asıl işvereninin limited şirket olduğu, davalı olarak gösterilen şahsın ise yalnızca şirket yetkilisi olduğu tereddütsüz şekilde anlaşılmaktadır. Durum böyleyken, mahkemece şahıs hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, infazda kargaşaya yol açacak biçimde "davalı karşı davacıdan tahsiline" denilerek belirsiz bir hüküm tesis edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Bunların yanında yerel mahkeme, hüküm fıkrasını kurarken asıl davayı kısmen kabul etmiş, davalı şirketin açtığı karşı davayı ise reddetmiştir. Ancak karşı davanın reddine ilişkin kararı hüküm fıkrasında yazarken, ibareyi bir parantez içine almıştır. Yargıtay, hüküm fıkrasının hem asıl dava hem de karşı dava açısından hiçbir şüphe yaratmayacak açıklıkta olması gerektiğini belirterek, karşı davanın reddinin parantez içinde belirtilmesini usule aykırı bulmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, husumet yokluğu itirazının değerlendirilmemesi ve kararın infazda tereddüt yaratacak usuli hatalarla dolu olması nedeniyle kararı bozmuştur.

Patronum hakkımı vermedi, şirket müdürüne şahsen dava açabilir miyim? expand_more
İş davalarında davanın doğru kişiye yöneltilmesi, yani "husumet" kuralı çok önemlidir. Eğer asıl işvereniniz bir limited şirket gibi tüzel kişiliğe sahipse, iş sözleşmesinden doğan borçlardan kural olarak şirket tüzel kişiliğinin kendisi sorumludur. Şirket müdürü veya yetkilisi sadece şirketi temsil eder ve şahsi malvarlığı ile işçi alacaklarından sorumlu tutulamaz. Bu nedenle, asıl işveren yerine şirket yetkilisine şahsen dava açılması halinde, davanın husumet yokluğundan reddedilmesi gerekir.
Mahkeme şirketin bana açtığı davayı parantez içinde reddetmiş, bu geçerli mi? expand_more
Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca mahkeme kararlarının hüküm fıkrası şüpheye yer bırakmayacak kadar açık, net ve infaz edilebilir (uygulanabilir) olmak zorundadır. Bir talebin veya karşı davanın reddedildiğinin hüküm fıkrasında yalnızca parantez içine yazılarak geçiştirilmesi usule ve kanuna aykırıdır,. Yargıtay, hükmün kendi içinde çelişki barındırmamasını şart koştuğundan, bu tür özensiz yazımları bozma sebebi saymaktadır,.
Davada gerçek işveren tespit edilmeden karar verilirse ne gibi sorunlar çıkar? expand_more
Mahkemeler, yargılama sırasında ileri sürülen husumet itirazlarını değerlendirmek ve işverenin gerçekte bir şahıs işletmesi mi yoksa tüzel kişiliğe sahip bir şirket mi olduğunu açıklığa kavuşturmak zorundadır. Tarafların hukuki durumu ve sorumluluğu netleştirilmeden, infazda kargaşaya yol açacak biçimde belirsiz bir hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır,. Yargıtay, gerçek taraf sıfatı belirlenmeden eksik inceleme ile verilen bu tür kararları doğrudan bozmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir