Karar Bülteni
AİHM UKRAYNA VE HOLLANDA BN. 8019/16
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM / Büyük Daire |
| Başvuru No | 8019/16 |
| Karar Tarihi | 09.07.2025 |
| Dava Türü | Devletlerarası Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Devletin yargı yetkisi sınır ötesi operasyonları kapsayabilir.
- İşgal altındaki topraklarda yaşam hakkı devlete aittir.
- Sivil hedeflerin vurulması savaş hukukuyla bağdaşmaz.
- Uluslararası insancıl hukuk sözleşme haklarını ortadan kaldırmaz.
- Çocukların zorla nakli ve evlatlık verilmesi ihlaldir.
- Uçak düşürülmesi ve sivil ölümleri yaşam hakkı ihlalidir.
Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin uygulanabilirliği açısından uluslararası hukukta tarihi bir dönüm noktasıdır. Mahkeme, bir üye devletin diğer bir üye devletin egemen topraklarında yürüttüğü kapsamlı askeri operasyonlar ve işgal eylemleri nedeniyle Sözleşme kapsamında yargı yetkisine sahip olduğuna ve dolayısıyla insan hakları ihlallerinden uluslararası alanda sorumlu tutulabileceğine açıkça hükmetmiştir. Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü askeri saldırılar, sivillerin hedef alınarak öldürülmesi, işkence, zorla yerinden edilme, kültürel ve dini baskılar ile MH17 uçağının düşürülmesi gibi ağır eylemler, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinin açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, uluslararası insancıl hukuk kurallarının Sözleşme haklarıyla birlikte ve uyumlu bir şekilde yorumlanması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.
Emsal etkisi bakımından bu hüküm, uluslararası silahlı çatışma ve işgal durumlarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargı yetkisini ne şekilde kurgulayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Savaş durumlarında dahi insan hakları hukukunun askıya alınamayacağı, özellikle sivillerin, savaş esirlerinin ve çocukların korunması gerektiği kesin bir dille ifade edilmiştir. Uygulamadaki önemi ise, çatışma dönemlerinde sistematik idari pratikler yoluyla gerçekleştirilen yaygın ihlallerin toplu bir şekilde mahkum edilmesidir. Karar, savaş ve işgal altındaki topraklarda mülkiyetin, ifade özgürlüğünün, eğitim hakkının ve adil yargılanma gibi temel hakların korunmasına dair çok güçlü ve bağlayıcı bir hukuki koruma kalkanı oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ukrayna ve Hollanda hükümetleri, Rusya Federasyonu'na karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne devletlerarası başvuru yapmıştır. Dava, Rusya'nın 2014 yılından itibaren Ukrayna'nın doğusunda (Donbas bölgesi) ayrılıkçı gruplara verdiği destek, bu bölgelerin fiili kontrolünü sağlaması ve 24 Şubat 2022'de başlayan tam kapsamlı askeri işgal süreci etrafında şekillenmektedir. Hollanda hükümeti özelinde uyuşmazlık, 17 Temmuz 2014'te 298 sivilin ölümüyle sonuçlanan MH17 sefer sayılı yolcu uçağının Rusya tarafından sağlanan bir füze sistemiyle düşürülmesi olayına dayanmaktadır. Başvurucu devletler, Rusya'nın sivilleri hedef alan kasıtlı saldırılar, yasadışı alıkoymalar, işkence, çocukların zorla Rusya'ya nakledilmesi, mülkiyet haklarının gaspı, Ukrayna dilinin ve kimliğinin eğitimden silinmesi gibi geniş çaplı idari pratiklerle Sözleşme'yi sistematik ve sürekli olarak ihlal ettiğini iddia etmiş ve bu eylemlerin durdurularak sorumluların cezalandırılmasını talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.1 (yargı yetkisi) ve Sözleşme m.2 (yaşam hakkı) ile m.3 (işkence ve kötü muamele yasağı) hükümlerini değerlendirmiştir. Mahkeme, yerleşik içtihatları uyarınca, bir devletin kendi egemenlik sınırları dışında askeri güçleri veya yerel alt yönetimler vasıtasıyla sağladığı "etkili kontrol" veya bireyler üzerindeki "devlet ajanlarının otoritesi ve kontrolü" durumlarında yargı yetkisinin sınır ötesine taşınabileceği prensibine dayanmıştır.
Bununla birlikte, savaş ve silahlı çatışma durumlarında Sözleşme kurallarının, Cenevre Sözleşmeleri ve Lahey Yönetmelikleri gibi uluslararası insancıl hukuk normlarıyla uyumlu bir biçimde yorumlanması gerektiği vurgulanmıştır. Hedef gözetme, orantılılık ve önlem alma gibi insancıl hukuk kurallarının ihlal edilerek sivillerin ve sivil altyapıların vurulması, doğrudan yaşam hakkının hukuka aykırı şekilde ihlali olarak kabul edilmiştir. Doktrinde devletin yetki alanı dışında gerçekleşen askeri operasyonların değerlendirilmesinde, özellikle "kaos ortamı" istisnası tartışılmış olsa da; Mahkeme, geniş çaplı ve stratejik olarak planlanmış bir işgalin bu istisna kapsamında değerlendirilemeyeceğini, aksine planlı bir otorite ve kontrol kurma amacı taşıdığını belirtmiştir. Ayrıca savaş esirlerinin hakları, sivil nüfusun zorla yerinden edilmesi yasağı ve eğitimde ayrımcılık yasağı ile mülkiyet hakkının savaş zamanında dahi idari ve sistematik pratiklerle yok edilemeyeceği kuralı pekiştirilmiştir. Mahkeme, yargılamanın düzgün yürütülebilmesi adına Sözleşme m.38 kapsamında devletlerin mahkemeyle işbirliği yapma ve delil sunma yükümlülüğünün mutlak olduğunu da karara bağlamıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, Rusya Federasyonu'nun 11 Mayıs 2014 ile 16 Eylül 2022 (Sözleşme'ye taraf olmaktan çıktığı tarih) tarihleri arasında Ukrayna'da meydana gelen çok çeşitli ihlaller bakımından yargı yetkisine sahip olduğunu tespit etmiştir. MH17 sefer sayılı yolcu uçağının düşürülmesi olayında, uçağı vuran gelişmiş füzenin Rusya tarafından sağlandığı ve ayrılıkçı bölgeden ateşlendiği, bu eylemin ayrım gözetmeyen bir saldırı olduğu ve sivil uçuşlara yönelik risklerin önlenmediği şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmiştir. Bu durum, yaşam hakkının maddi ve usuli boyutlarının ihlali olarak değerlendirilmiş, ayrıca ölenlerin yakınlarının yaşadığı derin acı ve belirsizlik nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlali olarak kabul edilmiştir.
Ayrıca Mahkeme, Rusya'nın Ukrayna'nın doğusunda ve 2022'deki tam kapsamlı işgalin ardından kontrol ettiği diğer bölgelerde sistematik ve geniş çaplı insan hakları ihlalleri içeren "idari pratikler" yürüttüğünü saptamıştır. Sivillerin ve savaş dışı kalmış askerlerin yargısız infaz edilmesi, esirlere ve sivillere yönelik işkence, cinsel şiddet ve kötü muamele uygulamaları ile insanlık dışı tutulma koşulları, sivillerin yasadışı olarak topluca alıkonulması ve angarya çalıştırılması iddiaları net delillerle sabit bulunmuştur.
Sivillerin zorla yerinden edilmesi, filtreleme kamplarındaki aşağılayıcı uygulamalar, mülklerin yağmalanması ve kasten tahrip edilmesi özel ve aile hayatına saygı hakkı ile mülkiyet hakkının ihlali olarak görülmüştür. Dini gruplara baskı yapılması, bağımsız gazetecilerin engellenip öldürülmesi ve barışçıl gösterilerin şiddetle dağıtılması hususlarında da sözleşme ihlali kararı verilmiştir. Ek olarak, okullarda Ukrayna dilinin yasaklanması ve Rus müfredatının dayatılması suretiyle sistematik endoktrinasyon yapılması eğitim hakkına aykırı bulunmuştur. Ukraynalı çocukların yetimhanelerden ve ailelerinden koparılarak yasadışı bir şekilde Rusya'ya götürülmesi ve burada asimile edilmek üzere evlatlık verilmesi ise özel ve aile hayatı ile kişi özgürlüğü haklarının çok ağır bir ihlali olarak tanımlanmıştır.
Sonuç olarak Büyük Daire, Rusya Federasyonu'nun sistematik idari pratikler yoluyla Sözleşme'nin çok sayıda maddesini ihlal ettiği yönünde karar vermiş ve alıkonulan tüm kişilerin derhal serbest bırakılması ile Rusya'ya götürülen çocukların tespiti ve ailelerine iadesi için acil bir uluslararası mekanizma kurulması yönünde karar vermiştir.