Anasayfa Karar Bülteni AİHM | ALİ TATLI | BN. 35383/19

Karar Bülteni

AİHM ALİ TATLI BN. 35383/19

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 2. Bölüm
Başvuru No 35383/19
Karar Tarihi 03.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Çevre davalarında menfaat bağı şartı öngörülebilir kuraldır.
  • Mahkemeye erişim hakkı mutlak değildir, sınırlandırılabilir.
  • Başvurucunun kendi ihmali, aleyhine hukuki sonuç doğurabilir.
  • Usul kurallarının katı uygulanmaması adaletin gereğidir.

Bu karar, idari yargılama usulünde çevre davaları açılırken aranan "menfaat bağı" (dava açma ehliyeti) şartının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Karar, idari işlemlerin iptali talebiyle açılan davalarda kişilerin projeden doğrudan ve kişisel olarak etkilendiklerini ispat etmelerinin istenmesini, mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyen orantısız bir müdahale olarak görmemektedir. Özellikle yüksek mahkemelerin yerleşik içtihatlarına dayanarak kişinin taşınmaz mülkiyeti veya ikametgâhı gibi somut bağlar aramasının, hukuki belirlilik ilkesiyle uyumlu olduğu teyit edilmiştir.

Uygulamada bu karar, çevre hukuku alanında idari işlemin iptali davası açmak isteyen vatandaşlar için menfaat bağının ispatının kritik önem taşıdığını göstermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yerel mahkemenin açıkça bilgi talep etmesine rağmen avukatın bu bilgiyi sunmamasını başvurucunun kendi kusuru olarak nitelendirmiş ve bu tür usuli eksikliklerin mahkemeye erişim hakkı ihlali iddiasına dayanak yapılamayacağına hükmetmiştir. Emsal niteliğindeki bu yaklaşım, iç hukukumuzdaki yargılama usulünde tarafların özen yükümlülüğünün altını çizmekte ve idari istikrarı korumak amacıyla menfaat şartının aranmasının Sözleşme'ye uygunluğunu tescillemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Trabzon ili Çaykara ilçesi, Köknar köyü yakınlarındaki Solaklı Nehri üzerinde yapılması planlanan bir hidroelektrik santrali (HES) projesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir" kararı verilmiştir. Başvurucu, yılın belirli aylarında kaldığı ve güçlü bağları bulunduğu bu köydeki projenin yerel halka, biyolojik çeşitliliğe ve ekosisteme onarılamaz zararlar vereceğini iddia ederek kararın iptali için Trabzon İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

Mahkeme, başvurucudan bölgede taşınmazı veya ikameti olup olmadığını belgelendirmesini istemiş ancak cevap alamamıştır. Buna rağmen dosyayı bilirkişiye gönderen mahkeme, projenin revize edildiğini ve zararların minimize edildiğini belirterek davayı esastan reddetmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay, UYAP üzerinden yaptığı resen incelemede dava tarihi itibarıyla başvurucunun bölgede ikametgâhının veya mülkünün bulunmadığını tespit etmiş ve davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Anayasa Mahkemesinin de bireysel başvuruyu dayanaktan yoksun bulması üzerine kişi, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer alan "adil yargılanma hakkı" ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan "mahkemeye erişim hakkı" ilkelerine dayanmıştır.

Mahkemeye erişim hakkı mutlak bir hak olmayıp, doğası gereği devletin düzenlemelerine tabi tutulabilir. Ancak getirilen sınırlamaların, hakkın özünü zedelememesi, meşru bir amaç izlemesi ve kullanılan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık bulunması şarttır. Usul kurallarının uygulanması adaletin düzgün işleyişi ve hukuki güvenlik için vazgeçilmez olmakla birlikte, bu kuralların davacıların davasının esastan görülmesini engelleyecek şekilde aşırı şekilci (formalist) bir biçimde uygulanması hakkın ihlaline yol açabilir.

İç hukukta bu konudaki temel kural 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2 hükmüdür. Bu madde uyarınca, idari işlemlerin iptali davası açılabilmesi için kişinin menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekmektedir (menfaat bağı şartı). Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, çevre davalarında bu menfaat bağının kurulabilmesi için kişinin dava konusu projenin etki alanında ikamet etmesi veya o bölgede taşınmaz sahibi olması gibi somut bir bağının bulunması aranmaktadır. Ayrıca 2577 sayılı Kanun m.20 uyarınca idari yargı yerleri, tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı kalmaksızın resen araştırma ilkesi gereği gerekli gördükleri bilgi ve belgeleri ilgili yerlerden veya taraflardan talep etme yetkisine sahiptir. Bu hukuki altyapı, çevre projelerine karşı açılacak davalarda idari istikrarın korunması ile bireylerin hak arama hürriyeti arasında adil bir denge kurmayı hedeflemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda Danıştayın başvurucu hakkında ehliyet yokluğu kararı vermesinin ve davanın bu sebeple reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığını incelemiştir.

Öncelikle, idari yargı yerlerinin çevre davalarında dava açma ehliyetini belirlerken kişinin proje alanıyla somut bir bağlantısının (ikametgâh veya mülkiyet) bulunmasını aramasının, Danıştayın yerleşik ve istikrarlı bir içtihadı olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, bu kuralın öngörülebilir olduğunu ve idari işlemlerin sürekli bir dava tehdidi altında kalmasını önleyerek hukuki güvenliği sağlama gibi meşru bir amaca hizmet ettiğini vurgulamıştır.

Olayın gelişiminde, ilk derece mahkemesi olan Trabzon İdare Mahkemesinin, başvurucunun avukatından bölgede ikametgâhı veya mülkiyeti olup olmadığına dair açıkça bilgi talep ettiği görülmektedir. Ancak avukatın bu talebe yanıt vermemesi ve gerekli belgeleri sunmaması, sürecin aleyhe sonuçlanmasına doğrudan etki etmiştir. Bu ihmal, daha sonra Danıştayın resen UYAP üzerinden araştırma yapmasına ve dava tarihinde başvurucu adına kayıtlı bir taşınmaz bulunmadığını tespit etmesine yol açmıştır. Mahkeme, baştan önlenebilecek bu özen eksikliğini başvurucunun kendi kusuru olarak nitelendirmiş ve mahkemenin açık bilgi talebine yanıt vermeyen bir kişinin, sonrasında yüksek mahkemenin bu bilgiyi kendi imkanlarıyla araştırmasını eleştirmesinin haklı görülemeyeceğini belirtmiştir.

Ayrıca, usul kurallarının katı ve şekilci bir biçimde uygulandığı iddiası da kabul görmemiştir. Başvurucuya iddialarını sunması için yeterli fırsat tanınmış, ilk derece mahkemesi tarafından esasa ilişkin bilirkişi incelemesi dahi yaptırılmıştır. Dolayısıyla ortada, adaletin işleyişini veya hukuki güvenliği sağlamak yerine sadece dava açılmasını zorlaştıran keyfi bir usul uygulaması bulunmamaktadır. Kişinin kendi ihmali nedeniyle katlanmak zorunda kaldığı sonuçların, hak arama hürriyetine aşırı bir yük getirmediği vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iç hukukta uygulanan usul kurallarının aşırı şekilci olmadığına ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkının özünün zedelenmediğine kanaat getirerek adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: