Anasayfa Karar Bülteni AYM | Yılmaz Korkmaz | BN. 2019/7376

Karar Bülteni

AYM Yılmaz Korkmaz BN. 2019/7376

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2019/7376
Karar Tarihi 11.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Açık keyfîlik adil yargılanma hakkını ihlal eder.
  • Mevcut delillerin yok sayılması hakkaniyete aykırıdır.
  • İkale sözleşmesinde işçi iradesi titizlikle incelenmelidir.
  • Delil değerlendirmesindeki bariz hata yargılamayı sakatlar.

Bu karar, istinaf mahkemelerinin ve diğer kanun yolu mercilerinin dosya kapsamındaki delilleri değerlendirirken ne derece titiz davranmaları gerektiğine dair kritik bir sınır çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, kural olarak derece mahkemelerinin delil takdirine karışmasa da dosyada var olan ve uyuşmazlığın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki bir delilin hiç yokmuş gibi kabul edilmesini "açık bir keyfîlik" olarak nitelendirmiştir. İstinaf mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin kararında dayandığı tanık beyanlarını tamamen göz ardı ederek "dosyada tanık dinlenmediği" gerekçesiyle hüküm kurması, yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsan bir ihlal olarak kayda geçmiştir.

Uygulamadaki önemi açısından bakıldığında, özellikle iş hukuku uyuşmazlıklarında sıkça karşılaşılan ikale (bozma) sözleşmelerinin geçerliliği tartışmalarında bu karar emsal teşkil etmektedir. İşveren baskısı veya irade fesadı iddialarının ispatında tanık delilinin önemi büyüktür. Mahkemelerin dosyaya usulüne uygun şekilde sunulan ve toplanan delilleri görmezden gelerek, varsayımlar veya eksik inceleme üzerinden kurdukları hükümlerin Anayasa Mahkemesi denetiminden döneceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu durum, adil yargılanma hakkının sadece şekli bir güvence olmadığını, mahkemelerin iddia ve savunmaları esastan ve ciddiyetle inceleme yükümlülüğü bulunduğunu göstermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Türk Telekom Anonim Şirketi bünyesinde ticari faaliyetler sorumlusu olarak çalışan Yılmaz Korkmaz'ın iş sözleşmesi, işverenle imzalanan bir ikale (anlaşma) sözleşmesi ile sona erdirilmiştir. Yılmaz Korkmaz, bu sözleşmeyi kendi özgür iradesiyle imzalamadığını, işveren tarafından "sözleşmeyi imzalamazsa hiçbir yasal hakkı ve alacağı ödenmeden işten atılacağı" yönünde ağır bir baskıya maruz kaldığını belirterek işe iade davası açmıştır.

Yerel mahkeme, başka şehirlerde bulunan tanıkları talimat yoluyla dinlemiş ve işverenin işçilere haklarını ödememekle baskı yaptığına kanaat getirerek ikale sözleşmesini geçersiz saymış, işçinin işe iadesine karar vermiştir. Ancak işverenin itirazı üzerine dosyayı inceleyen istinaf mahkemesi (Bölge Adliye Mahkemesi), "dosyada tanık dinlenmediğini" ve işçinin baskı iddialarının soyut kaldığını belirterek yerel mahkemenin kararını kaldırmış ve davayı reddetmiştir. Bunun üzerine Yılmaz Korkmaz, dosyada dinlenen tanıklar olmasına rağmen istinaf mahkemesinin bu delilleri tamamen yok saydığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Bireysel başvuru kapsamında yapılan incelemelerde temel dayanak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkıdır. Adil yargılanma hakkı, maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içerir ve davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmez. Temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına alır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 148 uyarınca, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetler kural olarak bireysel başvuruda incelenemez. Mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Ancak, Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kuralın istisnasıdır.

Yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsan ve yargılamanın sonucuyla ilgili hususları usule ilişkin bir güvenceye dönüştüren durumlar şunlardır:

  • Uygulanan hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yorumuna dayanılmaması,
  • Delil ile vakıa arasında kurulan bağın mantık dışı bir çıkarıma dayanması,
  • Açıkça yanlış olan olguların hükme esas alınması,
  • Belirli bir hususu ispat ettiğinde kuşku bulunmayan bir delilin açıkça keyfî olarak dikkate alınmaması.

Ayrıca iş hukuku prensipleri gereği, iş sözleşmesinin ikale yolu ile sona erdirilmesi durumunda "işçi lehine yorum" ilkesi dikkate alınmalıdır. İkale sözleşmesi ile iş güvencesinden ve kural olarak ihbar ile kıdem tazminatlarından yoksun kalan işçinin, makul bir yararı olmadan işten ayrılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kabul edilir. Bu nedenle işçinin sözleşmeyi sona erdirme iradesi mahkemelerce titizlikle incelenmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu dosyayı incelediğinde, ilk derece mahkemesinde yürütülen yargılama sırasında başvurucunun usulüne uygun olarak tanık dinletme talebinde bulunduğunu ve mahkemenin de talimat yoluyla bu tanıkların beyanlarına başvurduğunu tespit etmiştir. Dinlenen tanıklar, şirketin küçülmeye gittiğini, başvurucunun sözleşmeyi imzalamaya çağrıldığında yanlarında olduklarını ve imzalamaması hâlinde hiçbir hakkını alamadan işten çıkarılacağı yönünde işveren tarafından uyarıldığını açıkça beyan etmişlerdir. İlk derece mahkemesi de bu tanık beyanlarına ve iş hukukunun temel ilkelerine dayanarak başvurucunun iradesinin fesada uğratıldığına kanaat getirmiş ve işe iade yönünde karar kurmuştur.

Ancak, istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi, dosyayı değerlendirirken ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmış ve davanın reddine hükmetmiştir. İstinaf mahkemesinin karar gerekçesinde en dikkat çekici unsur, "dosyada tanık dinlenmediği, iddiaların soyut beyanlardan öteye geçmediği ve manevi baskı iddiasının ispatlanamadığı" yönündeki tespittir. Oysa dava dosyasında usulünce toplanmış ve talimat yoluyla dinlenmiş tanık beyanları mevcuttur.

Anayasa Mahkemesi, Bölge Adliye Mahkemesinin bu tutumunu açık bir takdir hatası ve keyfîlik olarak değerlendirmiştir. Başvurucunun davasında lehine sonuç doğurma ihtimali oldukça yüksek olan ve davanın seyri açısından kritik önem taşıyan bir delilin (tanık beyanlarının) hiç yokmuş gibi varsayılarak karar verilmesi, yargılamadaki açıkça belli olan hususların kasıtlı veya ağır ihmal ile değerlendirilmemesi anlamına gelmektedir. Bu durum, başvurucunun usule ilişkin güvencelerini anlamsız hâle getirmiş ve yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsmıştır. Bir delilin açıkça ve keyfî olarak dikkate alınmaması, adil yargılanma hakkının şeklî güvencelerini ihlal eder boyuta ulaşmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama talebini kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: