Anasayfa Makaleler TCK Kapsamında Mobbing Eylemlerinin Suç Vasfı...

Makale

Türk Ceza Kanunu içerisinde müstakil bir suç tipi olarak düzenlenmemiş olan mobbing eylemlerinin, mevcut ceza normları ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde eziyet, işkence, görevi kötüye kullanma ve hakaret gibi çeşitli suçlar bağlamında nasıl nitelendirildiğine ve mahkemelerce nasıl değerlendirildiğine dair hukuki incelemedir.

TCK Kapsamında Mobbing Eylemlerinin Suç Vasfı ve Yargıtay İçtihatları

Türk Ceza Kanunu sistematiğinde doğrudan ve müstakil bir suç tipi olarak tanımlanmayan psikolojik taciz eylemleri, mağdurlar üzerinde yarattığı tahribatın niteliğine ve eylemin gerçekleştiriliş biçimine göre kanunda yer alan çeşitli suç tipleri kapsamında değerlendirilmektedir,. İş yerinde amirler, yöneticiler veya eşit konumdaki çalışanlar tarafından sistematik olarak yöneltilen düşmanca davranışlar, eylemin ağırlığına ve ihlal edilen hukuki değere göre farklı cezai yaptırımlara tabi tutulmaktadır,. Mevcut kanun düzenlemelerinde doğrudan doğruya mobbing kelimesi veya psikolojik taciz kavramı geçmese dahi, somut olayda gerçekleştirilen fiillerin ceza kanunlarındaki mevcut suçların tipiklik unsurunu taşıması hâlinde faillerin cezasız kalması hukuken söz konusu olmamaktadır,. Bu bağlamda, psikolojik taciz niteliği taşıyan haksız fiiller; kasten yaralamadan cinsel tacize, hakaretten özel hayatın gizliliğini ihlale kadar oldukça geniş bir yelpazede suç vasfı kazanabilmektedir,. Yargıtay ceza daireleri de yıllar içerisinde önlerine gelen uyuşmazlıklarda, iddia konusu eylemlerin sistematik yapısını ve mağdur üzerindeki yıkıcı etkilerini titizlikle inceleyerek failin hangi suç tipinden sorumlu tutulması gerektiğine dair çok çeşitli içtihatlar geliştirmiştir,. Bu makalede, iş yerinde karşılaşılan psikolojik taciz eylemlerinin ceza hukuku dogmatiği ve yüksek mahkeme kararları ışığında mevcut normlar çerçevesinde nasıl bir suç vasfına büründüğü detaylı bir şekilde ele alınacaktır.

Kasten Yaralama ve Tehdit Suçları Kapsamında Psikolojik Taciz

İş yerinde gerçekleştirilen psikolojik taciz fiillerinin hukuki anlamda vücut bulduğu en temel suç tiplerinden biri kasten yaralama suçudur. Kanun koyucu, bir kişinin vücuduna kasten acı verilmesini veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasını kasten yaralama olarak tanımlamıştır,. Mobbing sürecinde amir veya iş arkadaşları tarafından yöneltilen eylemler, mağdurun sadece fiziksel sağlığını değil, aynı zamanda ruhsal sağlığını da ciddi biçimde bozabilmektedir,. Nitekim Yargıtay uygulamalarında ve ceza hukuku doktrininde, kasten yaralama suçunun her zaman doğrudan maddi bir fiziksel temasla işlenmesinin zorunlu olmadığı, psikolojik baskı ve manevi taciz yoluyla da mağdurun ruhsal bütünlüğüne zarar verilebileceği kabul edilmektedir,. Örneğin, mağdurun sürekli olarak korku ve endişeye sevk edilmesi, uyku düzeninin ciddi şekilde bozulmasına ve klinik düzeyde psikolojik rahatsızlıklar yaşamasına neden olan sistematik fiiller kasten yaralama suçu kapsamında pekâlâ değerlendirilebilmektedir,. Bu noktada eylemin neticesi olarak mağdurda meydana gelen psikolojik veya psikosomatik bozukluk, suçun maddi unsurunun somut olarak oluştuğunu göstermektedir,.

Psikolojik taciz sürecinde sıklıkla karşılaşılan bir diğer haksız eylem biçimi ise tehdit suçunu oluşturan fiillerdir. Bir kişinin kendisinin veya bir yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik hukuka aykırı bir saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle korkutulması ceza hukuku kapsamında tehdit olarak nitelendirilmektedir,. Mobbing mağduru olan çalışan, amiri veya işvereni tarafından işini kaybetmekle, kendisine asılsız disiplin soruşturmaları açılmakla veya mesleki itibarının tamamen zedeleneceği yönünde çeşitli beyanlarla ağır bir baskı altına alınabilmektedir,. Bu tür haksız söylemler, çalışanın karar verme iradesini ve hareket etme özgürlüğünü doğrudan doğruya kısıtladığı için TCK kapsamında tehdit suçuna vücut verebilmektedir. Uygulamada, işverenin sadece yasal haklarını kullanacağını belirtmesi tek başına tehdit sayılmamakta; ancak bu hakkın kullanımının hukuka aykırı bir baskı aracı olarak, sistematik bir yıldırma politikasının parçası hâline getirilmesi durumunda suç vasfı açıkça gündeme gelmektedir,. Dolayısıyla, iş yerinde çalışanın huzur ve sükûnunu bozan bu tarz eylemler, failin kastına ve eylemin ağırlığına göre cezalandırılmaktadır.

Tehdit ve kasten yaralama eylemlerinin birbirine karıştığı veya bir suç işleme kararının icrası kapsamında zincirleme şekilde işlendiği durumlarda fiillerin hukuki niteliği çok daha dikkatli incelenmelidir,. Doktrindeki ağırlıklı görüşlere göre, psikolojik taciz amacıyla işlenen tehdit suçlarında faile verilecek cezanın tayininde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması sıklıkla gündeme gelebilmektedir. Fail, işçiyi istifaya zorlamak veya iş yeri aleyhine olan bir belgeyi imzalatmak maksadıyla tehdit fiilini farklı zamanlarda birçok kez tekrarladığında, bu durum psikolojik tacizin doğrudan bir aracı olarak karşımıza çıkmaktadır,. Böylesi zorlu bir süreçte, tehdit suçu araç suç, mobbing ise genel bir haksızlık çerçevesi olarak değerlendirilse dahi, mevcut kanuni düzenlemeler gereğince fail doğrudan doğruya tehdit suçunun ilgili fıkraları uyarınca cezalandırılmaktadır,. İş yerinde amirin sahip olduğu hiyerarşik gücün bir tehdit unsuru olarak sistematik şekilde kullanılması, eylemin vahametini artırmakta ve ceza miktarının belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşılmasını gerektiren bir ağırlaştırıcı neden olarak mahkemelerce göz önünde bulundurulmaktadır,.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal ve Haberleşme Hürriyeti

Gelişen teknoloji ve dijital iletişim araçlarının iş yerlerinde yoğun bir şekilde kullanımı, mobbing fiillerinin haberleşmenin gizliliğini ihlal ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçları boyutuna taşınmasına ciddi bir zemin hazırlamıştır,. İşverenlerin veya yöneticilerin, çalışanların kurumsal e-posta hesaplarını yetkisiz ve onaysız bir şekilde incelemesi, özel yazışmalarını kayda alması veya bu yazışmaları iş yerindeki diğer çalışanlarla paylaşması doğrudan doğruya haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu oluşturmaktadır,. Bu suç tipi, birey olarak kişilerin hayatın gizli alanına karşı yapılan her türlü hukuksuz saldırıyı önlemeyi amaçlamakta olup, failin eylemi gerçekleştirirken mağdurun rızasını almamış olması suçun oluşumu için yeterli kabul edilmektedir,. İş yerinde haksız bir yıldırma aracı olarak kullanılan bu tür gizlilik ihlalleri, çoğu zaman mağduru iş arkadaşlarının gözünde tamamen itibarsızlaştırmak veya haksız bir disiplin soruşturmasına zemin hazırlamak amacıyla planlı bir şekilde yürütülmektedir,. Faillerin bu tür eylemleri, hukuki boyutta tazminat gerektirmesinin yanında, ceza hukuku bağlamında da kişi hürriyetine karşı ağır bir saldırı niteliğindedir,.

Haberleşmenin gizliliğinin ötesinde, doğrudan doğruya özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturan eylemler de psikolojik taciz davalarında uygulamada sıklıkla karşılaşılan ağır olgulardandır,. Bir çalışanın haberi olmaksızın odasına gizli kamera yerleştirilmesi, çekilen görüntülerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve hatta bu görüntülerin sosyal medya platformlarında yahut şirket içi dijital iletişim gruplarında ifşa edilmesi, TCK'nın ilgili maddelerinde ağır hapis yaptırımlarına bağlanmıştır,. Bu noktada, suçun aynı suç işleme kararı kapsamında zincirleme şekilde işlenmesi, yani failin aynı mağdura karşı farklı zaman aralıklarında birden fazla kez hukuka aykırı görüntü veya ses kaydı alması, faile verilecek cezanın belirgin bir şekilde artırılmasını gerektiren önemli bir etkendir,. Mobbing amacıyla gerçekleştirilen özel hayatın ihlali fiillerinde, sanıkların genellikle kurumsal hiyerarşik üstünlüklerini kullanarak delil toplamaya çalıştıkları veya mağduru şantaj yoluyla manipüle etmek istedikleri görülmektedir,. Ceza mahkemeleri, bu tür ihlalleri değerlendirirken failin asıl amacının ne olduğuna bakmaksızın, kişisel verilerin veya özel görüntülerin hukuka aykırı olarak kaydedilip kaydedilmediğini ve ifşa unsurlarını derinlemesine araştırmaktadır,.

Eziyet ve İşkence Suçları Doğrultusunda Değerlendirmeler

İş yerinde yaşanan psikolojik taciz olgusunun ceza hukuku sistematiğinde en çok örtüştüğü suç tiplerinin başında şüphesiz eziyet ve işkence suçları gelmektedir,. Türk Ceza Kanunu sistematiğinde eziyet suçu, bir kimsenin eziyet çekmesine, fiziksel veya ruhsal olarak ağır acı duymasına yol açacak insan onuruyla bağdaşmayan fiillerin sistematik bir biçimde gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır,. Mobbing fiillerini tekil ve anlık hakaret veya basit tehdit eylemlerinden ayıran en temel unsur olan eylemlerin sürekliliği ve sistematikliği, eziyet suçunun da asli ve kurucu unsurunu oluşturmaktadır,. Doktrindeki yaygın kabule göre, iş yerinde mağdurun tamamen yalnızlaştırılması, sürekli olarak haksız ve ağır eleştirilere maruz bırakılması, iş tanımıyla hiçbir şekilde bağdaşmayan onur kırıcı görevler verilmesi gibi fiiller bir araya geldiğinde eziyet suçuna vücut verebilmektedir,. Zira kanun koyucu, bireyin yalnızca fiziksel bütünlüğünü değil, psikolojik bütünlüğünü ve içsel huzurunu da sıkı bir koruma altına alarak, iş yerinde yaratılan tahammül edilemez çalışma koşullarını eziyet kapsamında değerlendirmeye olanak sağlamıştır,.

İş yerindeki sistematik psikolojik taciz eylemlerinin bir kamu görevlisi tarafından görevinin kendisine sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesi hâlinde ise doğrudan doğruya işkence suçu gündeme gelmektedir,. İşkence suçunun hukuken oluşabilmesi için failin mutlaka bir kamu görevlisi olması veya kamu görevlisinin fiiline iştirak eden bir sivil olması kanuni bir zorunluluktur,. Bir kamu kurumu amirinin, emri altında çalışan memura yönelik olarak, onu görevinden istifaya zorlamak, mesleki onurunu zedelemek ve psikolojik bir yıkıma uğratmak maksadıyla aylarca süren aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlar sergilemesi, basit bir idari görevi kötüye kullanma fiilinin çok ötesine geçerek işkence suçunun maddi unsurlarını tam anlamıyla taşıyabilmektedir,. Bu kapsamda failin eylemleri, mağdurun algılama ve hür irade yeteneğini zayıflatmakta, onu derin bir çaresizlik ve değersizlik hissi içine itmektedir. İşkence suçu da tıpkı eziyet suçu gibi süreklilik arz eden ve belli bir zaman süreci içerisinde icra edilen fiilleri gerektirdiğinden, kamu sektöründe yaşanan ağır mobbing vakalarının işkence bağlamında ceza yargılamalarına konu olduğu görülmektedir,.

Yargıtay İçtihatlarında Eziyet ve Görevi Kötüye Kullanma

Yargıtay ceza daireleri, önüne gelen dava dosyalarında iddia edilen psikolojik taciz fiillerini inceleyerek failin eyleminin tam olarak hangi suç tipine girdiğini belirlemekte son derece önemli kararlara imza atmıştır,. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018 tarihli dikkat çeken bir kararında, bir meslek odası genel başkanının, kurumda çalışan bir personele yönelik hukuka aykırı şekilde sürekli geçici görevlendirmeler yapması ve idare mahkemesi kararlarına rağmen personeli şoför odası gibi donanımsız bir yerde mesai yapmaya zorlaması ilk aşamada eziyet suçu kapsamında değerlendirilmiştir,. Dairenin oy çokluğuyla verdiği bu ilk kararında, psikolojik saldırıya konu eylemlerin özel işleniş biçimi ve mağdur üzerinde yarattığı değersizleştirme, yıldırma ve işten uzaklaştırma amacı dikkate alınarak eylemlerin bir bütün hâlinde eziyet boyutuna vardığına açıkça hükmedilmiştir,. Bu karar, iş yerinde uygulanan sistematik kötü muamelenin şartları oluştuğunda eziyet suçunu oluşturabileceğini yargı makamları nezdinde ortaya koyması bakımından ceza hukuku pratiğinde oldukça ses getiren bir içtihat niteliği taşımıştır,.

Ancak söz konusu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sonradan yapılan itiraz sonucunda, Yargıtay 8. Ceza Dairesi önceki kararını kaldırarak dosyada tamamen farklı bir hukuki değerlendirme yapmıştır,. Başsavcılığın itirazında, mağdura yönelik gerçekleştirilen yargı kararlarını etkisiz hâle getiren geçici görevlendirme işlemlerinin TCK kapsamında eziyet suçunu değil, doğrudan doğruya görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu önemle vurgulanmıştır,. Ayrıca itiraz metninde, mağdurun görev tanımına uygun olmayan bir odada kısa bir süreliğine çalıştırılmasının, eziyet suçunun hukuki oluşumu için aranan temel unsur olan "sürekli ve sistematik" olma özelliğini taşımadığı ifade edilmiştir,. Bu itiraz gerekçeleri ışığında dosyayı yeniden inceleyen Daire, sanığın eylemlerini eziyet suçu kapsamında değerlendirmekten oy çokluğuyla vazgeçerek ilk derece mahkemesinin beraat kararını nihai olarak onamıştır,. Yargıtay'ın sergilediği bu yaklaşım, mahkemelerin psikolojik taciz iddialarını ağır ceza gerektiren eziyet suçu çerçevesinde cezalandırırken eylemlerin süresine, yoğunluğuna ve sistematikliğine ne denli titiz ve kısıtlayıcı bir şekilde yaklaştığını açıkça göstermektedir,.

Hakaret ve Kamu İdaresinin Güvenilirliğine Karşı Suçlar

İş yeri ortamında gerçekleştirilen psikolojik şiddetin sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri mağdura yönelik ağır onur kırıcı söylemler ve hakaret eylemleridir,. Yargıtay uygulamalarında, işverenin veya amirin çalışanına karşı diğer mesai arkadaşlarının önünde "beceriksiz", "vasıfsız" veya çok daha ağır ifadelerle hitap etmesi doğrudan hakaret suçunun maddi unsurlarını taşımaktadır,. TCK'nın ilgili maddelerine göre, bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına yönelik somut bir haksız fiil isnat edilmesi veya sövme yoluyla manevi saldırıda bulunulması net olarak cezai yaptırıma bağlanmıştır,. Psikolojik taciz davalarında, failin bu tür eylemlerini mağdurun gıyabında, örneğin iş yeri Whatsapp gruplarında veya en az üç kişinin bulunduğu fiziki ortamlarda gerçekleştirmesi durumunda gıyapta hakaret suçunun yasal şartları da oluşmaktadır,. Yargıtay, hakaret suçunun aynı mağdura karşı zincirleme şekilde işlenmesi hâlinde ceza alt sınırından mutlaka uzaklaşılarak çok daha ağır bir yaptırıma hükmedilmesi gerektiğini kararlarında istikrarlı bir biçimde vurgulamaktadır,.

Mobbing eylemlerini gerçekleştiren kişinin bir kamu idaresinde görevli olması durumunda, hakaret veya tehdit gibi bireysel fiillerin ötesinde, doğrudan doğruya kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar da işlenmiş olabilmektedir,. TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin kanunda açıkça suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket ederek kişileri mağdur etmesi veya kamuyu maddi zarara uğratması durumunda oluşmaktadır,. Örneğin, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin bir kararında, okul müdürünün öğretmene sürekli asılsız savunma sorması, nöbet programlarını bozmakla tehdit etmesi ve keyfi uygulamalarla öğretmenin görevini yapmasını zorlaştırması açıkça görevi kötüye kullanma suçu olarak nitelendirilmiştir,. Yüksek mahkeme, amirin bu tür idari yetki aşımı içeren sistematik fiillerinin zincirleme biçimde işlendiğini kabul ederek sanığın cezasında artırıma gidilmesi gerektiğine hükmetmektedir,. Bu durum, gerçek içtima kurallarının uygulanamadığı ve eylemin eziyet boyutuna tam anlamıyla varmadığı olaylarda dahi faillerin cezasız bırakılmadığını göstermektedir,.

Sonuç itibarıyla, Türk Ceza Kanunu'nda doğrudan doğruya psikolojik taciz veya mobbing başlığı altında müstakil bir suç tipi bulunmamasına karşın, iş yerinde sergilenen hukuka aykırı ve sistematik fiiller ceza mevzuatının sağladığı geniş koruma kalkanının hiçbir zaman dışında kalmamaktadır,. Yargıtay ceza daireleri, önüne gelen somut uyuşmazlıklarda eylemin ağırlığını, gerçekleştirilme sürekliliğini ve mağdur üzerindeki yıkıcı tahribatını titizlikle inceleyerek hakaret, kasten yaralama, görevi kötüye kullanma veya somut şartları varsa eziyet gibi maddeler üzerinden cezai adaleti tesis etmeye çalışmaktadır,. Özellikle kamu personeline yönelik gerçekleştirilen hiyerarşik mobbing vakalarında, idari görevin sağladığı yetkinin bir cezalandırma veya çalışanı yıldırma aracı olarak kullanılması yüksek mahkeme tarafından kesin bir dille reddedilmekte ve yaptırıma bağlanmaktadır,. Mevcut hukuki düzenlemeler her ne kadar psikolojik taciz olgusunu tam anlamıyla tek ve özel bir çatı altında toplamasa da, eylemlerin niteliğine göre uygulanacak zincirleme suç veya içtima kurallarının aktif şekilde işletilmesi suretiyle mağduriyetlerin giderilmesine ve failin hak ettiği adil yaptırımla karşılaşmasına hukuken olanak tanımaktadır,.