Anasayfa Makaleler Spor Sektöründe Üçüncü Kişi Psikolojik Tacizi...

Makale

Spor alanında görev yapan hakemler, taraftar, medya ve yöneticiler gibi üçüncü kişilerin sistematik psikolojik tacizine maruz kalabilmektedir. Bu makale, özellikli çalışma alanlarındaki yıldırma eylemlerini ve Anayasa madde 59 kapsamında Tahkim Kurulu gibi özel yargı yolları ile ilgili kanuni düzenlemeleri incelemektedir.

Spor Sektöründe Üçüncü Kişi Psikolojik Tacizi ve Özel Yargı Yolları

Spor, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana toplumun değişmez bir parçası olmuş, heyecan, estetik, yenme-yenilme duygusu ve rekabeti içinde barındıran zihinsel ve fiziksel bir çaba olarak tanımlanmıştır. Geçmişte daha çok boş zamanları değerlendirme aktivitesi olarak görülen spor, günümüzde evrensel bir olgu niteliği kazanarak doğrudan bir iş ve meslek alanı haline gelmiştir. Bu özellikli çalışma alanı, içerisinde barındırdığı yüksek rekabet ve kazanma arzusu nedeniyle, çalışanların yoğun stres ve baskı altında görev yaptığı bir sektördür. Özellikle oyun alanında adaleti sağlamakla görevli olan hakemler, klasik işçi-işveren ilişkisinin ötesinde, müsabakanın tarafı olmayan ancak sürece doğrudan etki eden üçüncü kişilerin müdahalelerine açık bir konumdadırlar. Klasik iş hukukundaki hiyerarşik mobbingin dışında, spor ortamında mobbing genellikle kulüp yöneticileri, medya mensupları, taraftarlar ve hatta siyasetçiler gibi dış aktörler tarafından uygulanmaktadır. Hukuki açıdan bu durum, spor hukukunun kendine has yapısı içerisinde değerlendirilmeli ve ortaya çıkan uyuşmazlıklar genel yargı yollarından ziyade, anayasal güvence altına alınmış yargı mekanizmaları aracılığıyla çözüme kavuşturulmalıdır.

Özellikli Çalışma Alanı Olarak Spor Sektörü ve Rekabetin Etkileri

İş hayatının sağlıklı seyrini baltalayan bir unsur olarak karşımıza çıkan psikolojik yıldırma kavramı, büyük bir ekonomik alan teşkil eden ve devasa kitleleri peşinden sürükleyen spor sektöründe çok daha karmaşık bir hal almaktadır. Spor, kendisini oluşturan sporcu, seyirci, antrenör, yönetici ve hakem gibi elemanları ile kurumsal, ekonomik, kültürel ve siyasal bağları olan devasa bir sosyal yapıdır. Bu yapı içerisinde görev yapan kişiler, sadece kurum içi dinamiklerle değil, kurum dışı pek çok unsurla sürekli bir etkileşim ve iletişim halinde olmak zorundadırlar. Hentbol gibi çok yönlü takım sporlarında hakemler, çok sayıda sporcu ve antrenör ile yüksek düzeyde iletişim halindedirler ve sürekli aksiyonun getirdiği sorunlarla baş etmek durumundadırlar. Bu yüksek etkileşim ağı, çıkarların, hedeflerin ve değerlerin sürekli olarak çatıştığı bir zemin yaratarak, taraflar arasında gerilime ve nihayetinde psikolojik taciz eylemlerine uygun bir ortam hazırlamaktadır. Spor ortamlarındaki rekabet, kazanma duygusu ile birleştiğinde şiddet, kaba kuvvet ve saldırganlık gibi olumsuzlukları doğurmakta, bu da sektördeki çalışanların ruhsal ve fiziksel bütünlüklerini tehdit eden eylemlere dönüşmektedir.

Hızlı ve aksiyon düzeyi oldukça yüksek takım sporlarında, müsabakanın sağlıklı bir şekilde yürütülüp sonuçlandırılmasında en büyük görev ve sorumluluk hakemlere düşmektedir. Hakemler, müsabakayı kurallara uygun, tarafsız ve dürüst bir şekilde yönetmekle mükellef olup, bu görevlerini ifa ederken her iki tarafın haklarını gözetmek zorundadırlar. Ne var ki hakemler müsabaka esnasında kimi zaman sporcu, kimi zaman resmî bir görevli ya da seyirciler tarafından yoğun bir baskı altına alınmaktadırlar. Bu baskının şiddeti ne kadar yüksek olursa olsun hakemler duygularından bağımsız, tarafsız kararlar vermek zorundadırlar. Bir spor müsabakasının sorunsuz sonlanması için yüksek konsantrasyona ve psikolojik dayanıklılığa ihtiyaç duyan hakemler, özellikli çalışma alanlarının getirdiği bu ağır yük altında kimi zaman özgüven kaybı, mesleki itibarın zedelenmesi ve ağır stres sendromları gibi yıkıcı sonuçlarla baş başa kalmaktadırlar.

Üçüncü Kişiler Tarafından Uygulanan Psikolojik Tacizin Kapsamı

Mobbing, örgütlerde işçiler veya işverenler tarafından belirli bir plan dâhilinde sistematik ve uzun süreli yapılan psikolojik baskı davranışları olarak tanımlansa da, spor sektöründe fail profili oldukça farklılaşmaktadır. Yapılan araştırmalar, hakemlere yönelik psikolojik yıldırma davranışlarının genellikle antrenörler, sporcular, kulüp yöneticileri, seyirciler ve spor medyasında görev yapan yorumcular tarafından uygulandığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu noktada fail, hakemin doğrudan işvereni veya çalışma arkadaşı değil, hizmetin sunulduğu çevrenin bir parçası olan üçüncü kişilerdir. Hakemlerin oyun alanındaki tek yönetici olmaları ve verdikleri kararların net olup değiştirilememesi, bu kararların medya organlarında haftalarca tartışılmasına, kamuoyunda hedef gösterilmelerine ve adeta bir linç kampanyasına maruz kalmalarına sebebiyet vermektedir. Bu bağlamda, dış çevrelerin yönelttiği eylemler, doğrudan doğruya işi zorlaştırma ve kişiyi sistem dışına itme amacı taşıyan ağır bir psikolojik taciz niteliğindedir. Hakemler bu zorlayıcı ortamda verdikleri kararlar nedeniyle akıl hastası gibi sıfatlarla damgalanabilmekte ve açıkça itibarsızlaştırılabilmektedirler.

Üçüncü kişilerin uyguladığı bu tacizler, çoğu zaman yalnızca sözlü saldırılar, hakaretler veya iftiralarla sınırlı kalmamakta; dışlama, mesleki itibarsızlaştırma ve hatta fiziksel şiddete zemin hazırlayan kışkırtıcı eylemler olarak da tezahür etmektedir. Seyircilerden gelen düşmanca saldırılar, kulüp yöneticilerinin medya üzerinden hakemi hedef alan beyanatları ve siyasetçilerin veya şehrin ileri gelenlerinin yarattığı baskı atmosferi, hakemin karar alma mekanizmasını doğrudan ipotek altına almayı amaçlamaktadır. Bu tür çok yönlü saldırılara maruz kalan spor elemanları, yalnızca zihinsel çöküntü yaşamakla kalmaz, aynı zamanda uyku problemi, görme sorunları, kalp atış hızında artma, nefes almada güçlük ve terleme gibi bedensel reaksiyonlar da göstermektedirler. Psikolojik bütünlüğün bozulduğu bu evrenin sonucunda çaresizliğe sürüklenen kişi, rapor alarak işinden uzaklaşmakta ve en nihayetinde bu saygın mesleği bırakmak zorunda kalabilmektedir.

Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un Rolü

Spor alanında meydana gelen ve kişilerin fiziksel veya psikolojik bütünlüklerine zarar veren eylemlerin engellenmesi, yasama organlarının hukuki müdahalesini zorunlu kılmıştır. Bu doğrultuda Türk hukuk sistemine entegre edilen 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, spor alanlarında güvenliğin sağlanması ve şiddet eylemlerinin cezalandırılması açısından çok temel bir yasal dayanaktır. Her ne kadar bu yasa maddesi çerçevesinde doğrudan mobbing ibaresi açıkça ifade edilmese de, taraftarlar, kulüp yöneticileri veya sporcular tarafından hakemlere ve görevlilere yönelik olarak gerçekleştirilen her türlü hakaret, aşırı duygu durumuna dayalı saldırganlık ve kışkırtıcı davranışlar yasaklanmıştır. Bu yaptırım gücü sayesinde yasa, dolaylı yoldan da olsa spor alanındaki sistematik yıldırma olaylarının önüne geçilmesinde çok önemli bir hukuki koruma kalkanı oluşturmaktadır.

İlgili Kanun'un getirdiği en büyük hukuki güvencelerden biri ise hakemlerin yasal statüsü ile doğrudan ilgilidir. 6222 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca, spor müsabakalarında görev yapan hakemler, bu görevlerini ifa ettikleri süre zarfında ceza hukuku uygulaması bakımından kamu görevlisi olarak kabul edilmektedirler. Bu düzenleme, hakemlere yönelik olarak gerek saha içinde rakip unsurlar tarafından, gerekse saha dışında yöneticiler ve taraftarlarca uygulanan psikolojik yıldırma ve sözel şiddet eylemlerinin, sıradan bir kişiye karşı işlenmiş suçlara nazaran daha ağır cezai yaptırımlara tabi tutulmasını sağlamaktadır. Üçüncü kişiler tarafından hakemlere yöneltilen saldırılar kamu otoritesine yapılmış sayılmakta olup, bu yasa vasıtasıyla eylemin failleri hakkında seyirden men gibi önleyici cezalar hızlıca devreye alınabilmektedir.

Anayasal Temelde Tahkim Kurulu ve Özel Yargı Yolları

Sporun uluslararası ve bağımsız karakteri, doğan uyuşmazlıkların hızlı, uzman ve branşın doğasına uygun kurullar tarafından çözülmesini gerektirmektedir. Bu hayati ihtiyaçtan hareketle, sosyal bir olgu olan spor faaliyetleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın düzenleme alanında kendine sağlam bir yer bulmuş ve 59. maddede çok net bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Anayasanın bu maddesine göre, spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlar zorunlu olarak Tahkim Kurulu'nda çözülmektedir. Tahkim Kurulu'nun vermiş olduğu kararlar kesindir ve bu kararlara karşı yargı yoluna başvurulamaz. Böylece, spor federasyonlarının bünyesindeki hakemlerin, antrenörlerin veya sporcuların, üçüncü kişilerle veya doğrudan bağlı bulundukları kuruluşlarla yaşadıkları yönetimsel uyuşmazlıkların çözümünde genel mahkemelerin yetkisi kaldırılarak, sporun özerk yapısına uygun bir özel yargı mekanizması tesis edilmiştir.

Bu anayasal düzenlemenin doğrudan bir yansıması olarak, 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'a dayanılarak Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Yönetmeliği yürürlüğe konmuştur. Yönetmelik, spor ortamında var olan hakem, sporcu ve antrenör gibi unsurların federasyonla ve birbirleriyle olan her türlü anlaşmazlıklarını çözüme kavuşturmak üzere tasarlanmıştır. Bir hakemin, görevlendirme süreçlerinde maruz kaldığı haksızlıklar nedeniyle yıldırma sürecine itilmesi veya disiplin kurullarınca haksız yaptırımlara uğraması durumunda sığınabileceği en üst özel yargı mercii yine bu kuruldur. Federasyon yönetim veya disiplin kurullarının verdiği tartışmalı kararlar, ilgililerin itirazı üzerine Tahkim Kurulu tarafından incelenip kesin sonuca bağlanmaktadır.

Disiplin ve Ceza Talimatları Çerçevesinde Yaptırımlar

Spor alanında meydana gelen üçüncü kişi kaynaklı yıldırma eylemlerine karşı işletilecek bir diğer hukuki alt mekanizma ise federasyonların kendi iç tüzük ve talimatları doğrultusunda faaliyet gösteren Merkez Spor Disiplin Kurulu ile İl Spor Disiplin Kurullarıdır. Kurullar, spor ahlakına ve disiplinine aykırı fiilleri inceleyerek yaptırım uygulama konusunda kanundan aldıkları yetkiyi kullanmaktadırlar. Hakemlere yönelik yıldırma davranışları bağlamında, görevlerini ifa ederken yaşanan ihlaller federasyon başkanı tarafından bizzat bu kurullara sevk edilmektedir. Ayrıca Merkez Hakem Kurulu'nun görevleri arasında, hakemler hakkındaki her türlü şikayeti özenle inceleyip, kusur kriterlerine göre tarafları doğrudan disiplin kuruluna sevk etmek de yer almaktadır. Bu yapısal denetim mekanizması, dışarıdan gelen haksız baskıların önüne geçmede önemli bir kalkan vazifesi görmektedir.

Öte yandan, özel olarak çıkartılan Ceza Talimatları incelendiğinde, hakemleri hedef alan üçüncü kişi saldırılarına karşı son derece katı yaptırımlar belirlendiği göze çarpmaktadır. Müsabaka öncesi, müsabaka esnasında veya müsabaka sonrasında görevli hakemlere, gözlemcilere veya saha komiserlerine yönelik kulüp yöneticileri, antrenörler veya diğer ilgililer tarafından psikolojik baskı ve sözlü saldırılarda bulunulması durumunda; yarışmalardan men edilme, hak mahrumiyetleri ve idari para cezaları gibi çok ağır yaptırımlar söz konusudur. Dahası, bu mobbing veya saldırı niteliğindeki saygısız hareketlerin kulüp yöneticileri tarafından protokol tribününde gerçekleştirilmesi durumunda, verilecek cezanın bir misli artırılacağı açıkça hüküm altına alınmış olup hukuki caydırıcılık en üst seviyeye çıkarılmıştır.

Uluslararası Spor Hukuku ve Avrupa Konseyi Kriterleri

Spor sektöründe yaşanan yıldırma ve şiddet eylemleriyle mücadele sadece ulusal hukukla sınırlı kalmamış, uluslararası kamu hukukunun da temel önceliklerinden biri haline gelmiştir. Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla onaylanarak yürürlüğe giren Avrupa Konseyi Avrupa Genişletilmiş Kısmi Spor Anlaşması, taraftar şiddetinin ve spor ortamındaki diğer tüm suiistimallerin engellenmesi adına evrensel standartlar getirmiştir. Uluslararası metinlerin genel amaçlarından biri de güvenli bir çevre oluşturulması, taciz, ayrımcılık ve mobbing unsurlarının tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Söz konusu uluslararası antlaşmalar, Türkiye'nin spor politikalarında şiddeti ve psikolojik taciz olaylarını önlemeye yönelik kurumsal mücadele iradesinin uluslararası hukuka yansıması olarak kabul edilmelidir. Zira ulusal sınırlar içerisinde görev yapan spor görevlilerinin maruz kaldığı ihlallerin önüne geçilmesi, Avrupa Birliği Spor Çalışma Planı'nın da öncelikli çalışma hedeflerinden biri olarak belirlenmiştir.

Sonuç olarak, spor gibi özellikli çalışma alanları, doğası gereği yüksek rekabetin, duygusal yoğunluğun ve maddi çıkarların iç içe geçtiği zeminler olup, bu alanlarda görev yapan hakemler ciddi boyutlarda psikolojik taciz riski altındadır. Üçüncü kişiler olan taraftarlar, antrenörler veya yöneticiler tarafından uygulanan bu yıldırma eylemleri, yalnızca bireylerin mesleki yaşamlarını değil, sporun birleştirici ve adil ruhunu da derinden tahrip etmektedir. Bununla birlikte, Türk hukuk sistemi 6222 sayılı Sporda Şiddet Yasası ekseninde hakemlere hukuki bir koruma sağlamakta; Anayasa'nın 59. maddesinde vücut bulan Tahkim Kurulu ve federasyonların alt Disiplin Kurulları vasıtasıyla da bu mağduriyetleri ivedilikle giderecek çok güçlü yargı mekanizmaları sunmaktadır. Çalışma ortamında karşılaşılan bu dış kaynaklı baskı ve tacizlere asla boyun eğilmemesi, hak arama hürriyetinin bu yollar üzerinden sonuna kadar kullanılması, adalet ikliminin tesisi açısından elzemdir.