Makale
Sosyal medya platformlarında meydana gelen kişilik hakkı ihlallerine karşı Türk Medeni Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca başvurulabilecek hukuki korunma yolları, koruyucu davalar, erişim engeli ve tazminat talepleri bu makalede detaylıca incelenmektedir.
Sosyal Medyada Kişilik Hakkı İhlallerine Karşı Hukuki Korunma Yolları
Kişilik hakkının sosyal medya aracılığıyla ihlali, geleneksel medya araçlarıyla gerçekleşen ihlallere nazaran çok daha yaygın bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Nitekim kitap, gazete, dergi, televizyon veya radyo gibi geleneksel iletişim araçlarıyla kişilik hakkı ihlalini yalnızca belirli veya sınırlı sayıda kişiler gerçekleştirebilirken, sosyal medyanın herkese açık olması, kullanımının özel bir teknik bilgi gerektirmemesi ve masrafsız olması gibi özellikleri dolayısıyla bu mecralarda ihlal gerçekleştirebilecek kişi sayısı oldukça fazladır. Bu nedenle, sosyal medya aracılığıyla gerçekleştirilen bu tür ihlallere karşı, kişilik hakkının geleneksel medya ihlallerine nazaran çok daha hızlı ve etkili bir şekilde korunması gerekmektedir. Türk Medeni Hukuku sistemimizde kişilik hakkını koruyan ve kişilerin maddi ile manevi varlıklarını güvence altına almayı amaçlayan çeşitli dava türleri bulunmaktadır. Kişilik hakkına hukuka aykırı bir müdahalede bulunulduğu takdirde mağdur olan kişi, saldırıyı önlemek, yok etmek veya etkisizleştirmek amacıyla çeşitli hukuki yollara başvurabilmektedir. Gerçekleşen hukuka aykırı saldırının sonuçlarını düzeltmeye ve zararı gidermeye yönelik olarak açılacak çeşitli davalar ile idari başvuru süreçleri, hukuk sistemimizde mağdurlara sunulan en temel hukuki güvenceler arasında yer almaktadır.
Türk Medeni Kanunu Kapsamında Koruyucu Davalar
Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinde düzenlenen önleme davası, kişilik hakkına yönelik olası bir saldırı tehlikesini engellemeyi ve böylece bireyi hukuka aykırı bir müdahaleden korumayı amaçlayan oldukça önemli bir hukuki yoldur. Bir kişinin, kendisi hakkında kişilik hakkını ihlal edecek mahiyette bir haber yapılacağını ya da sosyal medya platformlarında bir içeriğin yayınlanacağını öğrenmesi durumunda, söz konusu tehlikenin önüne geçmek ve bu haberlerin yapılmasını engellemek adına önleme davası açması mümkündür. Önleme davasının açılabilmesi için, kişiliğe yönelik saldırının henüz fiilen başlamamış olması, ancak her an gerçekleşebilecek boyutta somut, ciddi ve yakın bir saldırı tehlikesinin bulunması şartı aranmaktadır. Bu davanın açılabilmesi için kanun koyucu tarafından herhangi bir kusur şartı aranmamaktadır; diğer bir deyişle, kişilik hakkına zarar verecek olan failin kast veya ihmal gibi herhangi bir kusuru bulunmasa dahi bu dava rahatlıkla açılabilmektedir. Aynı şekilde, davanın açılabilmesi için bir zararın doğmuş olması da gerekmez; asıl önemli olan, gerçekleştirilmesi planlanan fiilin hukuka aykırı bir nitelik taşıması ve ciddi bir tehdit boyutuna ulaşmış olmasıdır. Tehdidin varlığını ve bu tehdidin yakın ve ciddi olduğunu kanıtlama yükümlülüğü ise davacı tarafa aittir.
Kişilik hakkına yönelik saldırının halihazırda başlamış ve devam etmekte olduğu durumlarda ise başvurulacak olan yasal yol durdurma davası şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Eski Medeni Kanun döneminde müdahalenin men'i davası olarak da bilinen ve mevcut kanunumuzda saldırıya son verilmesi davası olarak ifade edilen bu davanın temel amacı, gerçekleşmeye devam eden hukuka aykırı saldırıyı sonlandırarak zarar gören kişiyi koruma altına almaktır. Durdurma davasının açılabilmesi için saldırının mutlaka devam ediyor olması gerekmektedir; örneğin, özel hayatı ifşa eden bir haberin basılı olduğu bir gazetenin halen dağıtılıyor veya internet üzerinde bir haberin erişime açık bir şekilde dolaşımda bulunuyor olması bu davaya konu teşkil edebilir. Durdurma davasının açılmasında da tıpkı önleme davasında olduğu gibi, failin kusurlu olması veya ortada somut bir zararın varlığı aranmamaktadır; saldırının haksız bir şekilde gerçekleşmeye devam etmesi dava açmak için yeterli kabul edilmektedir. Hâkim, durdurma davası neticesinde halen devam etmekte olan bir saldırının mevcudiyetine kanaat getirirse, bu saldırıya sebep teşkil eden eylemlerin durdurulmasına hükmedecektir.
Saldırının sona ermesine rağmen, ortaya çıkardığı hukuka aykırı etkinin güncel olarak devam ettiği durumlarda ise tespit davası gündeme gelmektedir. Tespit davası, genel nitelikteki tespit davalarının, kişilik değerlerine yönelik bir saldırı halinde kişiliğin korunması amacıyla özel olarak uyarlanmış halidir. Özellikle basın ve sosyal medya yayınları yoluyla kişilik hakkına yapılan saldırılarda, haberin kendisi yayından kaldırılsa bile toplum nezdindeki olumsuz etkisinin devam ettiği haller sıklıkla görülmektedir. Bu bağlamda, bir sosyal medya platformunda yer alan hukuka aykırı bir içeriğin yayınlanması fiilen son bulmuş olsa da, insanlar bu bilgilere ulaşabildikleri veya olayın etkisi hafızalarda sürdüğü müddetçe kişilik hakkı ihlalinin etkisinin de devam ettiği kabul edilir. Tespit davası, söz konusu bu olumsuz etkinin bertaraf edilmesini ve hukuka aykırılığın mahkeme kararıyla resmen tespit edilmesini amaçlar. Ayrıca, mağdurun lehine sonuçlanan bu tespit kararının toplum tarafından da bilinmesi ve mağdurun itibarının iade edilmesi amacıyla, Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı, mahkeme kararının üçüncü kişilere bildirilmesini veya yayımlanmasını talep etme hakkına sahiptir.
Tazminat Davaları ve Zararın Giderilmesi
Kişilik hakkına yapılan hukuka aykırı saldırılar neticesinde mağdurun malvarlığında meydana gelen eksilmelerin giderilmesi amacıyla maddi tazminat davası açılabilmektedir. Maddi tazminatı düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kişilik hakkı saldırıya uğrayan ve bu nedenle ekonomik bir kayıp yaşayan kişi, saldırıda bulunan faile karşı maddi tazminat talebinde bulunma hakkına sahiptir. Maddi tazminat davasının başarıyla sonuçlanabilmesi için birtakım temel şartların bir arada bulunması gerekmektedir; bunlar sırasıyla hukuka aykırı bir saldırının varlığı, bu saldırı sonucunda hesaplanabilir maddi bir zararın oluşması, saldırı ile doğan zarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunması ve kural olarak saldırıda bulunan kişinin kusurlu olmasıdır. Sosyal medya haberciliğinde, bir kişinin ticari itibarına zarar verilmesi ve bu durumun doğrudan müşteri veya iş kaybına yol açması maddi tazminat davalarına somut bir örnek teşkil eder. İstisnai durumlarda, adam çalıştıranın sorumluluğu gibi kusursuz sorumluluk hallerinde ise failin doğrudan kusuru kanıtlanmaksızın dahi hukuki düzenlemeler çerçevesinde maddi tazminata hükmedilmesi hukuken mümkün olabilmektedir.
Kişilik hakkı ihlali sebebiyle bireyin ruhsal dünyasında hissettiği acı, elem ve kederin bir nebze olsun hafifletilmesi ve manevi bütünlüğünün onarılması amacıyla ise manevi tazminat davası gündeme gelmektedir. Manevi tazminat kurumu, sadece zararın telafisini değil, aynı zamanda zarar görenin psikolojik olarak tatmin edilmesini ve hukuka aykırı fiili gerçekleştiren kişi üzerinde caydırıcı bir etki yaratılmasını da amaçlayan bir hukuki işleve sahiptir. Sosyal medya platformlarında paylaşılan hakaret, iftira veya kişiyi toplum nezdinde küçük düşürücü asılsız haberler, mağdurda derin bir ruhsal çöküntüye neden olabilmekte ve doğrudan manevi tazminat taleplerine gerekçe oluşturmaktadır. Manevi tazminat miktarının belirlenmesinde hâkim, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, olayın oluş biçimini, saldırının ağırlığını ve kusur derecesini dikkate alarak adalete uygun bir rakam tayin etmekle yükümlüdür. Belirlenecek bu tutar, zarar gören açısından bir zenginleşme aracı olmamalı, ancak zarar veren açısından da işlediği hukuka aykırı fiilin ağırlığını hissettirecek caydırıcı bir dengeye oturmalıdır.
Vekaletsiz İş Görme ve Haksız Kazancın İadesi
Kişilik hakkına yönelik saldırılar karşısında hukuk sistemimizin sunduğu bir diğer önemli koruma yolu da vekaletsiz iş görme hükümlerine dayanan kazancın iadesi davasıdır. Bu davanın temel amacı, zarar görenin kişilik hakkına yapılan saldırı neticesinde, zarar verenin elde ettiği haksız kazanç ve çıkarların tespit edilerek, malvarlığındaki bu artışın doğrudan zarar görene devredilmesidir. Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesinin üçüncü fıkrası, bu tür durumlarda Türk Borçlar Kanunu'nun vekaletsiz iş görme hükümlerinin uygulanacağını açıkça belirtmektedir. Kazancın iadesi davasını maddi tazminat davasından ayıran en belirgin husus, zarar verenin elde ettiği kazancın, mağdurun bizzat elde etmeyi planladığı veya elde edebileceği bir kazanç olmamasıdır. Sosyal medya üzerinden örnek vermek gerekirse, bir tasarımcının gizli tuttuğu ve kamuoyu ile paylaşmayı düşünmediği özel hayatına dair bilgilerin veya tasarımların, bir haber platformu tarafından izinsiz yayınlanarak site trafiğinin ve reklam gelirlerinin artırılması durumunda bu dava açılabilir. Mağdur, haber sitesinin bu izinsiz yayından elde ettiği tık ve reklam gelirlerini, yani haksız kazancını da vekaletsiz iş görme kuralları çerçevesinde talep edebilme hakkına sahip olmaktadır.
Basın Kanunu Kapsamında Cevap ve Düzeltme Hakkı
Basın yoluyla veya sosyal medya mecralarında gerçekleştirilen kişilik hakkı ihlallerine karşı mağdurlara tanınan en hızlı ve etkili yollardan biri cevap ve düzeltme hakkı kurumudur. Bu hakkın temel amacı, bireyin şeref, haysiyet veya itibarını zedeleyen yanlış veya yanıltıcı bir yayına karşı, kamuoyunu doğru bilgilendirme ve kendi cephesinden gerçeği açıklama imkânı sunarak basın özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemektir. Türk hukukunda cevap ve düzeltme hakkı, Anayasa'nın 32. maddesi ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 14. maddesinde detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. İnternet haber sitelerinin de Basın Kanunu kapsamında süreli yayın olarak kabul edilmesiyle birlikte, sosyal medyada ve internet mecralarında yapılan habercilik faaliyetlerinde de bu hakkın kullanılması yasal bir güvenceye kavuşmuştur. Kişilik hakkı ihlal edilen mağdur, gerçeğe aykırı veya onur kırıcı yayının yapıldığı tarihten itibaren iki ay içerisinde, yayımı gerçekleştiren internet haber sitesinin sorumlu müdürüne bir düzeltme yazısı gönderebilmektedir. Bu yazının içeriğinin suç unsuru taşımaması ve üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine zarar vermemesi gerekliliği kanunda açıkça belirtilmiştir.
Sorumlu müdür, kendisine ulaşan cevap ve düzeltme yazısını şekil ve içerik yönünden inceledikten sonra, ilgili internet haber sitesinde yayının yer aldığı aynı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla, hiçbir düzeltme veya ekleme yapmaksızın URL bağlantısı sağlayarak yayımlamak zorundadır. Kanuni düzenlemelere göre bu yayın işlemi, yazının tebliğ alındığı tarihten itibaren en geç bir gün içinde gerçekleştirilmelidir. Eğer haber sitesi tarafından kişilik hakkını zedeleyen içerik halihazırda kaldırılmışsa veya mahkemece erişim engeli kararı verilmişse, düzeltme metni ilk yirmi dört saati sitenin ana sayfasında olmak üzere tam bir hafta süreyle yayımlanmalıdır. Sorumlu müdürün kanunda öngörülen bu süreler içinde cevap metnini yayımlamaması veya usulüne uygun olmayan bir şekilde yayımlaması durumunda, mağdur kişi bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine başvurarak düzeltmenin zorla yayımlanmasını talep etme hakkına sahiptir. Hâkim, bu talebi duruşma yapmaksızın en geç üç gün içerisinde karara bağlar; bu karara uyulmaması halinde ise sorumlular hakkında ciddi cezai ve idari yaptırımların uygulanması söz konusu olmaktadır.
İnternet Ortamında İçeriğin Çıkarılması ve Erişim Engeli
Sosyal medya ve internet haberciliğinin sınır tanımayan yayılma hızı karşısında, mağdurları korumak adına 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun büyük bir önem taşımaktadır. Bu kanunun 9. maddesi, internet ortamındaki bir yayın nedeniyle kişilik hakkı ihlal edilen gerçek ve tüzel kişilerin doğrudan içerik sağlayıcı tarafına, ona ulaşılamaması halinde ise yer sağlayıcısına başvurarak ilgili içeriğin yayından çıkarılmasını talep edebileceğini düzenlemektedir. Ayrıca mağdur, doğrudan sulh ceza hâkimliğine başvurarak içeriğin çıkarılmasını veya erişim engeli getirilmesini de talep edebilmektedir. İçeriğin çıkarılması, hukuka aykırı verinin doğrudan barındırıldığı sunuculardan tamamen silinmesi anlamına gelirken; erişimin engellenmesi, içeriğin fiziksel olarak silinmese de Türkiye sınırları içerisindeki internet kullanıcılarının bu içeriğe URL veya alan adı bazında ulaşmasının teknik olarak yasaklanmasını ifade etmektedir. 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesi ise özellikle özel hayatın gizliliği ihlal edildiğinde devreye giren ve kurumlara doğrudan başvuru yoluyla çok daha acil ve geçici koruma tedbirleri alınmasına olanak sağlayan özel bir düzenlemedir.
Erişim engeli ve içeriğin çıkarılması süreçlerinin etkin bir şekilde işletilebilmesi için hukuki muhatapların doğru tespit edilmesi kritik bir adımdır. 5651 sayılı Kanun uyarınca sosyal medya platformlarında kendi hesaplarından bir haber veya içerik paylaşan her birey veya kurum içerik sağlayıcı sıfatını taşır ve paylaşımlarının hukuki sonuçlarından bizzat sorumludur. Kişilik hakkı ihlaline uğrayan kişi, içerik sağlayıcıya ulaşamadığı veya talebi reddedildiği takdirde, söz konusu yayını barındıran sosyal medya platformuna, yani yer sağlayıcıya, hatta gerekli durumlarda internet servis sağlayıcılarına bildirimde bulunarak sorumluluk mekanizmasını işletebilir. İhlalden haberdar edilen yer veya erişim sağlayıcıları, yargı kararlarını uygulamadıkları takdirde yasal yaptırımlarla karşı karşıya kalırlar. Mahkemeler tarafından verilen içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararları, kişilik hakkı ihlallerinin daha fazla kitleye yayılmasını durdurmada en pratik ve sonuç odaklı çözümlerdir. Dijital çağda, gerçeğe aykırı veya mahremiyet ihlali barındıran haberlerin saatler içinde milyonlarca kişiye ulaşabilme riski göz önünde bulundurulduğunda, bu tedbirlerin ivedilikle uygulanması hukuki bir zorunluluktur.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Çerçevesinde Haklar
Kişilik hakkını oluşturan bireyin adı, soyadı, fotoğrafı, sesi veya özel hayatına dair gizli bilgileri aynı zamanda hukuken birer kişisel veri niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda sosyal medyada yapılan haberler aracılığıyla bireyin bilgilerinin izinsiz bir şekilde yayımlanması, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında da ciddi ihlaller doğurmaktadır. KVKK, kişisel verilerin hukuka aykırı bir biçimde işlenmesi ve ifşa edilmesi durumlarında bireylere, Türk Medeni Kanunu'na kıyasla çok daha spesifik ve kurumsal koruma yolları sunmaktadır. Verisi ihlal edilen kişi, öncelikle veriyi işleyen ve yayan veri sorumlusuna başvurarak zararlarının tazminini talep edebilir. Ayrıca mağduriyetinin giderilmesi adına Kişisel Verileri Koruma Kurulu'na şikâyette bulunarak veri sorumlusu hakkında idari para cezası yaptırımlarının uygulanmasını sağlayabilir. Bütün bu idari süreçlerin yanı sıra, kişisel verileri ihlal edilen bireylerin genel hukuk kurallarına dayanarak mahkemelerde maddi ve manevi tazminat davası açma hakları da KVKK'nın 14. maddesinde açıkça saklı tutulmuştur.
Sonuç itibarıyla, dijitalleşmenin ve sosyal medyanın ulaştığı devasa hız, kişilik hakkı ihlallerinin etkisini ve yıkıcılığını doğrudan artırmaktadır. İnternet ortamında paylaşılan bir haberin veya bilginin kısa sürede kontrolsüz bir biçimde milyonlara ulaşma riski, bireylerin şeref, haysiyet, ticari itibar ve özel hayatlarının korunması adına zamanla yarışan etkin hukuki reflekslerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Türk hukuk sistemi, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Basın Kanunu ve İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun gibi çeşitli mevzuatlar üzerinden mağdurlara geniş kapsamlı koruma mekanizmaları sunmaktadır. Önleme ve durdurma davaları gibi koruyucu yolların yanı sıra erişim engeli, içeriğin kaldırılması, cevap ve düzeltme hakkının ivedilikle kullanılması ve doğan zararların tazmini, ihlallerin önüne geçilmesinde hayati bir önem taşır. Kişilik haklarına saldırı teşkil eden durumlarda, telafisi imkânsız maddi ve manevi zararların doğmasını beklemeden vakit kaybetmeksizin uzman hukuki destek alınarak yasal süreçlerin başlatılması, mağduriyetlerin giderilmesindeki en temel adımdır.