Anasayfa Makaleler Psikolojik Taciz Sonucu Doğan Ruhsal Zararlar...

Makale

İşyerinde uygulanan psikolojik taciz (mobbing), çalışanlarda depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi ağır ruhsal zararlara yol açmaktadır. Bu yıkıcı etkiler, işçinin hukuki yollara başvurarak maddi ve manevi tazminat talep etmesine zemin hazırlayan temel unsurların başında gelmektedir.

Psikolojik Taciz Sonucu Doğan Ruhsal Zararlar ve Tazminat Hakları

İşyerinde bir kişinin veya bir grubun diğerlerine yönelik sistematik olarak uyguladığı duygusal saldırı ve baskı süreci olarak tanımlanan psikolojik taciz (mobbing), çalışanın bedensel ve ruhsal bütünlüğünü derinden sarsan oldukça ağır bir eylemdir. Özellikle günümüzün rekabetçi çalışma koşullarında, işyerlerinde uygulanan bu sinsi duygusal şiddet, çalışanın onurunu, mesleki saygınlığını zedeleme, onu çalışma arkadaşları nezdinde küçük düşürme ve nihayetinde psikolojik bir yıkıma uğratarak işi bırakmaya zorlama amacı taşımaktadır. Söz konusu sürecin mağduru olan çalışanlar, iş ortamında hissettikleri bu yalnızlaştırma politikası nedeniyle çok ağır bir ruhsal çöküntü içine girmekte ve bu vahim durum, iş hukuku mevzuatı kapsamında çeşitli hak arama yollarını zorunlu olarak gündeme getirmektedir. Psikolojik tacize maruz kalan işçinin yaşadığı bu derin ruhsal sarsıntı, çaresizlik hissi ve buna eşlik eden fiziksel rahatsızlıklar, işverenin kanundan doğan işçiyi gözetme borcuna açık ve kesin bir aykırılık teşkil eder. Bu ihlal, işçinin uğradığı ekonomik kayıpların ve içsel manevi yıpranmanın adil bir biçimde giderilmesi amacıyla maddi ve manevi tazminat taleplerinin temelini oluşturmaktadır. İş hukuku pratiğinde, zarar gören işçinin sağlığına kavuşması, kaybettiği yaşam sevincini yeniden bulması ve uğradığı haksızlığın telafi edilmesi için bu tazminat haklarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi büyük bir yasal zorunluluktur.

Psikolojik Tacizin Birey Üzerindeki Yıkıcı Fiziksel ve Ruhsal Etkileri

Psikolojik taciz süreci, mağdur çalışan üzerinde bir anda, aniden ortaya çıkmayan; tam aksine yavaş, sinsi ve kademeli olarak ilerleyerek çalışanın tüm savunma mekanizmalarını kıran, son derece tahrip edici, kronik bir sendromdur. Bu sürecin daha en başlarında kişi, çalışma ortamında sürekli olarak maruz kaldığı olumsuz, dışlayıcı ve haksız tutumlar nedeniyle enerjisinin tamamen tükendiğini hissetmekte ve ilk olarak somatik, yani bedensel belirtilerle karşı karşıya kalmaktadır. Açıklanamayan kronik yorgunluk, sürekli bir bitkinlik hissi, geçmeyen bel ve sırt ağrıları, şiddetli baş ağrıları ile uykusuzluk gibi uyku problemleri bu dönemin en belirgin ve en sık rastlanan işaretleri arasındadır. Aynı zamanda, yoğun stres ve psikolojik baskının vücut direncini dramatik ölçüde düşürmesi sebebiyle bağışıklık sisteminin çökmesi, gastrointestinal sistem sorunları, ani kilo artışı veya aşırı zayıflama gibi fizyolojik değişiklikler de sıkça gözlemlenmektedir. İşveren veya diğer çalışma arkadaşları tarafından hiyerarşik veya yatay düzlemde uygulanan bu haksız eylemler, işçinin sadece profesyonel çalışma yaşamını değil, genel biyolojik sağlık durumunu da doğrudan tehdit ederek telafisi son derece güç bedensel zararlara kapı aralamaktadır.

Fiziksel belirtilerin yanı sıra, psikolojik tacizin giderek daha da ağırlaşan ilerleyen aşamalarında çok daha derin duygusal, bilişsel ve davranışsal çöküntüler meydana gelmektedir. Kişide kendisine yöneltilen haksız eleştiriler sebebiyle yetersizlik, değersizlik ve engellenmişlik hissi doruğa çıkarken; öfke patlamaları, nedensiz kızgınlık, tahammülsüzlük, sabırsızlık ve sürekli devam eden bir huzursuzluk hali günlük yaşamı adeta esir almaktadır. Nezaket, saygı ve hoşgörü gibi pozitif duyguların yerini tamamen negatif duygu durumlarına bıraktığı bu zorlu evrede, işçinin ruhsal ve duygusal dengesi tamamen alt üst olur. Bu yoğun baskı ortamı, çalışanın işine duyduğu öfkeyi ve kırgınlığı zamanla kendi içine, ailesine ve sosyal çevresine yansıtmasına, kalabalıklar içinde dahi sosyal izolasyon yaşamasına ve tamamen içe kapanmasına yol açar. Uğranılan bu yoğun stres ve çaresizlikle baş edebilmek adına aşırı ilaç kullanımı, sigara, alkol ve madde bağımlılığına yönelim gibi son derece zararlı başa çıkma mekanizmalarının devreye girmesi de bu ruhsal tahribatın ne yazık ki en acı ve tehlikeli sonuçlarından biridir.

Psikolojik Tacizin Yol Açtığı Ağır Ruhsal Hastalıklar

Dünya Sağlık Örgütü ve çeşitli uluslararası saygın tıp kaynakları tarafından da bilimsel verilerle teyit edildiği üzere, işyerinde uygulanan sistematik baskı, yıldırma ve dışlama eylemleri, çalışanlarda geçici üzüntülerin çok ötesinde, kalıcı ve klinik düzeyde psikiyatrik rahatsızlıklara sebebiyet vermektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde yapılan kapsamlı araştırmalar, hiyerarşik veya yatay düzeyde gerçekleşen, aylar hatta yıllar süren psikolojik taciz eylemlerinin, çalışanlar üzerinde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), klinik düzeyde majör depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, panik atak ve çeşitli ağır uyum sorunları gibi çok ciddi ruhsal hastalıklara neden olduğunu kesin bir dille ortaya koymaktadır. Özellikle mağdurun yöneticileri veya meslektaşları tarafından sürekli olarak haksız yere suçlanması, yersiz eleştirilere maruz kalması, asılsız dedikodu ve iftiralarla itibarının kasten zedelenmesi, kişinin ruhsal yapısında onarılması son derece güç derin kırılmalar yaratır. Gelişen bu tür ağır psikiyatrik hastalıklar, mağdurun mesleki faaliyetlerini sürdürebilme kapasitesini tamamen ortadan kaldırabileceği gibi, kalıcı bir şekilde meslekte kazanma gücü kaybına da doğrudan yol açabilmektedir.

Söz konusu ruhsal rahatsızlıkların bireyin zihinsel süreçlerine olan bilişsel yansımaları da tazminat hukuku açısından son derece kritik ve ispatı güçlendiren bir öneme sahiptir. İşyerinde psikolojik şiddete ve amansız bir zorbalığa uğrayan işçilerde konsantrasyon sorunları, basit konularda bile karar vermede güçlük çekme, belirgin hafıza zayıflığı, unutkanlık, yaratıcılık kaybı ve sorunlarla başa çıkma kapasitesinde dramatik bir azalma net olarak gözlemlenmektedir. Yaşamdan alınan genel memnuniyetsizlik, özgüven kaybı, kronikleşmiş uykusuzluk ve sebepsiz sinirlilik halleri, işçinin sosyal ve ailevi yaşamını da adeta felce uğratır. Çalışan, iş yerinde sürekli hissettiği değersizlik, dışlanmışlık ve takdirsizlik duygularını ister istemez ev ortamına da taşımakta, eşi ve çocuklarıyla olan ailevi ilişkileri de bu yıkıcı durumdan çok ağır bir biçimde nasibini almaktadır. Meydana gelen bu denli geniş çaplı bir ruhsal ve bilişsel hasar, işçinin hukuki düzlemde manevi tazminat talep ederken mahkemeye sunabileceği en güçlü tıbbi bulgular ve fiili kanıtlar arasında yer alır.

Tükenmişlik Sendromu ve Özkıyım (İntihar) Riski

Ruhsal sarsıntının, yıkımın ve çaresizliğin ulaştığı en uç, en karanlık ve en trajik noktalardan biri, sistematik psikolojik tacizin ağır tükenmişlik sendromunu tetikleyerek kişiyi doğrudan özkıyım (intihar) düşüncesine, hatta bu yönde teşebbüslere sürüklemesidir. Kişinin maruz kaldığı yoğun, haksız ve sürekli duygusal talepler, uzun süreli kronik yorgunluk ve çalışma ortamındaki telafi edilemez adaletsizlikler, fiziksel ve ruhsal tükenmişliği kaçınılmaz bir biçimde beraberinde getirir. Bu aşamada artık dayanma gücünü yitiren çalışan, derin bir umutsuzluk, anlamsızlık ve tam bir çaresizlik girdabı içine hapsolur. Bilimsel araştırmalar, ağır tükenmişlik yaşayan mağdur bireylerde giderek artan değersizlik hissinin, kişisel başarı noksanlığının ve kronik mesleki tatminsizliğin, doğrudan doğruya özkıyım düşünceleri ile sıkı bir ilişki içinde olduğunu trajik verilerle göstermektedir. Psikolojik şiddet karşısında kendisini hiçbir şekilde savunamayacak duruma getirilen işçi, durumu bütünüyle içselleştirerek kendi yaşamına son verme gibi son derece vahim ve geri dönülemez eylemlere dahi yönelebilmektedir.

İşçinin Maddi ve Manevi Tazminat Haklarının Hukuki Dayanağı

İş sözleşmesi, sadece işçinin belirli bir ücret karşılığında iş görmesini düzenleyen basit bir akit değil; aynı zamanda doğası gereği işverene çalışanı her türlü tehlikeden gözetme, koruma ve ona bedensel ile ruhsal açıdan tam güvenli bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğü yükleyen hukuki bir bağdır. Psikolojik taciz eylemleri, doğrudan doğruya işçinin anayasal güvence altındaki kişilik haklarına, mesleki onuruna, ruhsal ve bedensel bütünlüğüne yönelik son derece ağır ve haksız bir saldırı niteliği taşımaktadır. İşçinin, çalışma hayatı boyunca maruz kaldığı sistematik baskı, aşağılanma, iftira ve ayrımcılık sonucunda psikiyatrik bir rahatsızlık geçirmesi, işverenin gözetme borcunu ihlal ettiğini ve hukuki sorumluluğunu tartışmasız biçimde ortaya çıkarır. Bu bağlamda, psikolojik tacize uğrayan, ruh sağlığı bozulan çalışan, Türk Borçlar Kanunu ve İş Kanunu'nun ilgili emredici hükümleri çerçevesinde doğrudan maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına tam olarak sahiptir. Mahkemeler, haksız fiil ve sözleşmeye aykırılık prensipleri doğrultusunda, bozulan ruh sağlığının işçi üzerindeki derin etkilerini titizlikle değerlendirerek işvereni yaptırıma tabi tutar.

Zarar gören çalışanın tazminat taleplerinin belkemiğini, hukuki anlamda işyerinde gerçekleşen psikolojik taciz eylemleri ile işçide ortaya çıkan ruhsal zarar arasındaki katı nedensellik bağı (illiyet bağı) oluşturmaktadır. Çalışanın, sırf işyerindeki kasti ve sistematik baskı sarmalı nedeniyle tıbbi kurullarca onaylanmış travma sonrası stres bozukluğu veya ağır klinik depresyon tanısı alması, yüklü bir manevi tazminatın hükmedilmesi için en temel, sarsılmaz bir hukuki gerekçedir. Ayrıca, bu ruhsal çöküntü ve psikosomatik rahatsızlıklar nedeniyle işçinin geçici veya kalıcı işgücü kaybına uğraması, raporlu olduğu için çalışamadığı dönemlerdeki net gelir kaybı ve gelecekteki kariyer ile terfi olanaklarının zedelenmesi, maddi tazminatın hukuki sınırlarını çizer. Yargı organları, işçinin maruz kaldığı psikolojik baskının süresi, eylemlerin şiddeti ve sürekliliği, işçinin ruhsal yapısında bıraktığı kalıcı izler ve maruz kalınan haksızlığın genel ağırlığı gibi objektif kriterleri dikkate alarak adalete ve hakkaniyete tam uygun bir tazminata hükmetme eğilimindedir.

Ruhsal Zararların Tedavi Süreci ve Maddi Tazminat Talepleri

Çalışma hayatında acımasız bir psikolojik taciz mağduru olan işçinin bozulan ruh sağlığını yeniden kazanabilmesi için girmek zorunda kaldığı tedavi süreci, genellikle son derece uzun soluklu, yıpratıcı ve maddi açıdan oldukça külfetli bir yoldur. İşçinin haksız eylemler sonucunda içine düştüğü ağır depresyon, yaygın anksiyete, dirençli uyku problemleri ve psikosomatik ağrılar, uzman hekimlerden profesyonel psikiyatrik ve psikolojik destek alınmasını zorunlu kılar. Psikiyatri kliniklerinde veya hastanelerde geçen zorlu süreçler, düzenli devam edilmesi gereken psikoterapi seansları ve aylarca hatta yıllarca kullanılan antidepresan veya uyku düzenleyici ilaçlar, gelirinden mahrum kalmış işçi üzerinde çok ağır bir ek ekonomik yük yaratır. Hukuki açıdan bakıldığında, işçinin sağlığına kavuşmak amacıyla bu meşakkatli tedavi süreci boyunca yapmak zorunda kaldığı tüm belgelenebilir tıbbi harcamalar, işverenden yasal yollarla talep edilecek maddi tazminat kalemleri arasında en üst sıralarda yer almaktadır. İşveren, ihlal ettiği gözetme borcu neticesinde doğrudan kendi eylemleri veya göz yummasıyla işçinin katlanmak zorunda kaldığı tüm bu fiili zararları tazmin etmekle hukuken yükümlüdür.

Tıbbi tedavi ve ilaç masraflarının yanı sıra, işçide baş gösteren ruhsal rahatsızlığın boyutuna ve klinik şiddetine bağlı olarak, işçinin geçici veya kalıcı olarak tamamen iş göremez hale gelmesi de talep edilecek maddi tazminatın son derece hayati bir unsurudur. Ağır tükenmişlik sendromu veya TSSB teşhisi konulan, ruhsal bütünlüğü parçalanmış bir çalışanın yeniden eski verimliliğine dönmesi, mesleki yaşamına sağlıklı bir birey olarak kaldığı yerden devam etmesi kimi zaman uzun yıllar alabilir, kimi zaman ise tıbben tamamen imkansız hale gelebilir. İşte bu kayıp süre zarfında çalışanın maaşından, primlerinden ve diğer yan haklarından yoksun kalarak uğradığı tüm kazanç kayıpları, haksızlık nedeniyle kaçırılan terfi fırsatları ve sicilinin lekelenmesiyle bozulan iş geçmişi, maddi tazminat hesaplamalarında uzman bilirkişiler tarafından çok detaylıca incelenir. Psikolojik şiddetin mağduru olan çalışanın, bozulan sağlığına yeniden kavuşma sürecindeki her türlü ekonomik kaybı, işverenin hukuka aykırı eyleminin doğrudan ve öngörülebilir bir neticesi olarak kabul edilmektedir.

Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Ruhsal Çöküntünün Rolü

Manevi tazminat kurumu, psikolojik tacize uğrayan işçinin zedelenen insanlık onurunun, mesleki itibarının ve bozulan ruhsal dengesinin hukuki yollarla bir nebze olsun telafi edilmesini amaçlayan, caydırıcı nitelikte çok önemli bir yaptırımdır. İşverenin haksız, aşağılayıcı ve onur kırıcı fiilleri nedeniyle derin bir üzüntü, elem, keder ve psikolojik buhran yaşayan çalışan, yaşadığı bu soyut ancak son derece yıkıcı acıların karşılığı olarak manevi tazminat talep edebilir. Hukuk yargılamasında hakimi bağlayan kesin bir matematiksel hesaplama formülü bulunmamakla birlikte; tazminatın miktarı tayin edilirken, psikolojik şiddetin çalışanın iç dünyasında yarattığı tahribatın klinik ciddiyeti, tacizin ne kadar süre devam ettiği, failin kastının yoğunluğu ve işverenin bu durum karşısındaki duyarsızlığı gibi pek çok faktör titizlikle tartılır. Özellikle kişinin adının haksız dedikodulara karışması, iftiraya uğraması veya yeteneklerinin sürekli olarak kasıtlı biçimde küçümsenmesi gibi ağır onur kırıcı durumlar, mahkemelerce manevi tazminatın miktarını artıran temel ağırlaştırıcı nedenler olarak kabul görmektedir.

En nihayetinde, modern çalışma ortamında kişi üzerinde sistematik ve planlı bir biçimde uygulanan psikolojik taciz, çalışanın yalnızca kariyerini ve mesleki hayatını değil; aynı zamanda bedensel, bilişsel ve ruhsal bütünlüğünü bütünüyle tahrip eden, yaşam enerjisini sömüren çok ağır bir insan hakları ihlalidir. Bu ihlalin yol açtığı klinik depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, derin tükenmişlik sendromu ve son derece tehlikeli özkıyım eğilimleri gibi ağır ruhsal hastalıklar, hukuki boyutta işverenin yükümlülüklerini hiçe sayan kusurlu eylemlerinin en somut, en açık ve inkar edilemez göstergeleridir. Mağdur çalışanın, bu zorlu, yalnızlaştırıcı ve yıpratıcı süreçte uğradığı tüm ekonomik kayıpları, mahrum kaldığı gelirleri ve tıbbi tedavi masraflarını maddi tazminat davası ile; yaşadığı derin üzüntü, acı, keder ve onur kırıklığını ise manevi tazminat davası ile bağımsız yargı mercilerinden talep etme hakkı kesin bir yasal güvence altındadır. Hukuk sistemimiz, insan onuruna yaraşır, güvenli ve barışçıl bir çalışma ortamının her koşulda tesis edilmesini asli bir ilke olarak amaçlar; bu evrensel kuralın ihlali durumunda mağdur çalışanın yasal yollara hiç çekinmeden başvurarak haklarını eksiksiz, adil ve kararlı bir şekilde araması büyük bir önem taşımaktadır.