Anasayfa/ Makale/ Program Formatlarının Eser Niteliği ve Hak Sahipliği

Program Formatlarının Eser Niteliği ve Hak Sahipliği

Bu makalede, televizyon ve dijital yayın platformlarındaki program formatlarının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser olarak nitelendirilebilmesi için gereken objektif, sübjektif ve şekli şartlar ile bu formatlar üzerindeki eser sahipliği türleri, güncel yargı kararları ve doktrin ışığında hukuki bir perspektifle incelenmektedir.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

Medya ve eğlence sektörünün temel yapıtaşlarından biri olan program formatları, televizyon kanallarının yanı sıra günümüzde dijital yayın platformlarında da büyük bir ekonomik değere ve ticari hacme sahiptir. Bir fikri ürünün Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında hukuki korumadan faydalanabilmesi için belirli nitelikleri taşıması gerekmektedir. Bir fikri yaratımın eser olarak kabul edilmesi ve sahibine mali ile manevi haklar sağlaması için sadece yenilikçi bir fikre dayanması yeterli değildir; hukuken aranan objektif, sübjektif ve şekli şartların bir arada bulunması şarttır. Bu bağlamda, yalnızca soyut bir düşünce aşamasında kalan taslaklar ile detaylı bir şekilde kaleme alınmış prodüksiyon kılavuzu halindeki formatlar arasında hukuki koruma açısından büyük farklar bulunmaktadır. Makalemizde, bilişim ve fikri mülkiyet hukuku pratikleri çerçevesinde, program formatlarının hukuki niteliği, eser olabilme koşulları ve birden fazla kişinin katkıda bulunduğu bu yapıtlar üzerindeki eser sahipliği kavramı tüm detaylarıyla ele alınacaktır.

Program Formatlarının Eser Olarak Kabul Edilme Şartları

Bir yapıtın telif hukuku bağlamında korunabilmesi için ilk olarak dış dünya tarafından algılanabilir bir biçimde somutlaşması, yani objektif şartı yerine getirmesi aranmaktadır. Salt soyut fikirler, ne kadar dahiyane olursa olsun hukuki korumadan yararlanamazlar. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, biçime bürünmemiş soyut fikirlerin ve anonimleşmiş iş yapma metotlarının eser sayılamayacağını açıkça belirtmiştir. Somutlaşmanın yanı sıra, eserin yaratıcısının kişisel özelliğini ve yaratıcı dokunuşunu yansıtması anlamına gelen sübjektif şart (hususiyet) da aranmaktadır. Örneğin; sıradan yarışma kurallarının ötesine geçerek stüdyo atmosferi, sunucu davranışları, kamera açıları, jingle kullanımı ve aşamalı bir olay örgüsü gibi unsurların prodüksiyon kılavuzu içerisinde detaylıca kurgulanması, formatı basit bir taslaktan ayırarak sahibinin hususiyetini taşıyan korumaya değer bir eser haline getirmektedir.

Formatların Şekli Şartı ve Eser Kategorisi

FSEK m. 1/B-a uyarınca, bir fikri yaratımın eser sayılabilmesi için kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması zorunludur. Program formatlarının hangi kategoriye girdiği hususunda yargı kararlarında zaman zaman farklılıklar görülse de güncel hukuki eğilim ve doktrindeki hakim görüş, yazılı olarak somutlaşan formatların ilim ve edebiyat eserleri olarak korunması gerektiği yönündedir. Eskiden bazı yargı kararlarında formatların sinema eserlerine benzer yapıtlar olduğu ifade edilmiş olsa da; sinema eserlerinin temel vasfı olan birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi olma özelliği, kâğıt üzerinde veya dijital bir metin belgesinde yer alan formatlar için geçerli değildir. Bu nedenle, detaylı bir şekilde yazılı hale getirilmiş, sabit ve tekrarlanabilir özellikler barındıran format metinleri, bağımsız birer ilim ve edebiyat eseri statüsünde değerlendirilerek telif hakkı korumasına tabi tutulmalıdır.

Program Formatlarında Eser Sahipliği

FSEK m. 8 uyarınca bir eserin sahibi, onu bizzat meydana getiren kişidir ve eser sahipliği tescil gibi ek bir işleme gerek kalmaksızın yaratım fiiliyle kendiliğinden doğar. Ancak program formatları; logo, jingle, metin ve görsel tasarımlar gibi farklı disiplinlere ait ögelerin birleşiminden oluştuğundan genellikle tek bir kişi tarafından değil, bir ekip tarafından meydana getirilir. Bu noktada, birden fazla kişinin katılımıyla oluşan eserlerde müşterek eser sahipliği (FSEK m. 9) ile iştirak halinde eser sahipliği (FSEK m. 10) ayrımları devreye girer. Eğer formattaki müzik veya logo gibi unsurlar, eserin bütününe zarar vermeden ayrılabiliyor ve bağımsız bir eser niteliği taşıyabiliyorsa, ilgili kısımları üretenlerin bu parçalar üzerindeki müstakil mülkiyeti söz konusu olur.

Ortak İrade ve İşlenme Eser Sahipliği

Diğer yandan, format metninin kaleme alınmasında yazarların fikri mesaileri birbiriyle kaynaşmışsa ve bu katkıları ayırmak eserin özünü bozacaksa iştirak halinde eser sahipliği gündeme gelir. Program formatları ve bunlara dayalı olarak üretilen programlar arasındaki hak sahipliği ilişkisi şu şekilde sınıflandırılabilir:

  • Müşterek Eser Sahipliği: Eseri oluşturan jingle veya logo gibi parçalar nitelik kaybı olmaksızın ayrılabiliyorsa, her yaratıcı bağımsız olarak kendi kısmının sahibi sayılır.
  • İştirak Halinde Eser Sahipliği: Prodüksiyon kılavuzunu ortaklaşa kaleme alan kişilerin katkıları birbirlerinden ayrılamayacak şekilde bütünleşmişse, eser sahipliği adi şirket hükümleri çerçevesinde birlikte kullanılır.
  • İşlenme Eser Sahipliği: Formatın lisanslanarak bir televizyon veya dijital yayın programına dönüştürülmesi durumunda, üretilen bu program asıl esere bağlı bir işlenme eser olarak kabul edilir ve programı meydana getirenler işlenme eserin sahibi olur.

Bu kurallar çerçevesinde, format asıl eser kabul edilirken, bu formatın izne tabi olarak görsel-işitsel bir yayına dönüştürülmesi hali de türetilmiş bağımlı bir yaratım olarak hukuki koruma altındadır.

Aklımda harika bir yarışma fikri var, çalınmasın diye telifini hemen alabilir miyim? expand_more
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında, sadece soyut bir düşünce veya fikir aşamasında kalan projeler hukuki bir korumadan doğrudan yararlanamaz. Bir fikrin hukuken eser sayılabilmesi için öncelikle dış dünya tarafından algılanabilir bir biçimde somutlaşması aranmaktadır. Bu nedenle aklınızdaki yarışma fikrinin sadece taslak olarak kalmaması, yazılı ve detaylı bir prodüksiyon kılavuzu haline getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, projenizin sıradan yarışma kurallarının ötesine geçerek stüdyo atmosferi, sunucu davranışları, olay örgüsü veya jingle kullanımı gibi unsurlarla sizin kişisel yaratıcılığınızı (hususiyetinizi) yansıtması şarttır.
Birkaç arkadaş ortak bir program formatı yazdık. Telif hakkı hangimizin olacak? expand_more
Birden fazla kişinin katılımıyla oluşan program formatlarında telif hakkı, yapılan katkıların niteliğine göre hukuken farklı şekillerde değerlendirilmektedir. Eğer formattaki jingle, logo veya görsel tasarımlar gibi unsurlar eserin bütününe zarar vermeden ayrılabiliyorsa, her yaratıcı kendi ürettiği kısmın müstakil sahibi sayılmaktadır. Bu duruma hukukumuzda müşterek eser sahipliği adı verilmektedir. Ancak, prodüksiyon kılavuzunu yazarken ekibinizin fikri mesaisi birbiriyle kaynaşmış ve katkılarınız birbirinden ayrılamaz durumdaysa iştirak halinde eser sahipliği gündeme gelir ve haklarınız "adi şirket" hükümleri çerçevesinde birlikte kullanılır.
Yazdığım formattan yola çıkıp televizyon programı çekmişler, burada hakkım var mı? expand_more
Gerekli hukuki şartları taşıyan, yazılı olarak somutlaştırılmış ve sizin hususiyetinizi barındıran formatınız kanun kapsamında "asıl eser" olarak koruma altındadır. Bu asıl formatın lisanslanarak veya izne tabi şekilde bir televizyon ya da dijital yayın programına dönüştürülmesi durumunda, ortaya çıkan bu yeni program türetilmiş bağımlı bir yaratım, yani "işlenme eser" olarak kabul edilmektedir. Formatınız asıl eser olduğu için, ortaya çıkan işlenme eser üzerinde formatı meydana getiren kişi olarak sizin hukuki haklarınız bulunmaktadır.
Yazdığım yarışma formatı kanunlara göre hangi eser türüne giriyor? expand_more
Program formatlarının hangi kategoriye dâhil olduğu konusu geçmişte çeşitli hukuki tartışmalara yol açmış olsa da güncel doktrin ve hukuki eğilim bu konuyu netliğe kavuşturmuştur. Eskiden bazı yargı kararlarında formatların sinema eseri olduğuna dair ifadeler yer alsa da, sinema eserlerinin temel vasfı olan "birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi" olma özelliği, kâğıt veya dijital metin üzerindeki formatlar için geçerli kabul edilmemektedir. Bu nedenle, sabit ve tekrarlanabilir özellikler barındıran detaylı format metinleri, kanunumuz kapsamında bağımsız birer "ilim ve edebiyat eseri" statüsünde değerlendirilerek telif korumasına tabi tutulmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir