Anasayfa Makaleler Mobbingin Mağdur Üzerindeki Etkileri ve Hukuki...

Makale

İşyerinde psikolojik taciz olarak bilinen mobbing, mağdurun fiziksel, ruhsal ve sosyal bütünlüğünde telafisi güç yıkıcı etkiler bırakmaktadır. Bu makalede, mobbingin birey üzerindeki olumsuz sonuçları ele alınarak, Türk hukuku bağlamında mağdurun sahip olduğu yasal güvenceler ve hak arama imkânları detaylı ve ihtiyatlı bir biçimde değerlendirilmektedir.

Mobbingin Mağdur Üzerindeki Etkileri ve Hukuki Haklar

Çalışma hayatında yaş, cinsiyet veya hiyerarşik statü fark etmeksizin karşılaşılan en ciddi ve yaygın sorunlardan biri olan mobbing, bireyin insan onurunu, fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü doğrudan tehlikeye sokan, tekrarlayıcı ve sistematik bir psikolojik saldırı türüdür. Bir veya birden fazla kişi tarafından kasıtlı olarak gerçekleştirilen bu eylemler, çalışanı iş ortamında çaresiz, yalnız ve savunmasız bir duruma iterek onu işten ayrılmaya mecbur bırakmayı temel bir hedef olarak benimsemektedir. Mobbingin yalnızca anlık ve basit bir iletişim sorunu olmadığı, aksine zamanla dozu artan ve uzun süre boyunca süreklilik arz eden düşmanca davranışlar bütünü olduğu bilimsel ve hukuki çevrelerce kabul edilmektedir. Birey üzerindeki tahribatı son derece ağır olan ve hukuki bir ihlal niteliği taşıyan mobbing süreci, mağdurun saygısız muameleye ve etik dışı eylemlere maruz kalmasıyla başlamakta, zaman içinde kişiyi işyeri ortamından tamamen izole ederek ağır travmalara sürüklemektedir. Bir iş hukuku avukatı perspektifiyle yaklaşıldığında, bu sistematik ve yıpratıcı sürecin mağdur üzerinde yarattığı yıkıcı etkilerin tam anlamıyla tespit edilmesi, mağdurun hukuki zeminde etkili bir şekilde korunması ve yasal haklarının hızla tesis edilmesi son derece kritik bir öneme sahiptir.

İşyerinde Psikolojik Tacizin Birey Üzerindeki Yıkıcı Etkileri

Mobbing sürecinin mağdur üzerinde yarattığı etkiler, yalnızca iş hayatı ile sınırlı kalmayıp bireyin tüm yaşamını derinden sarsan, köklü fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıklara neden olan son derece ciddi bir boyuta ulaşmaktadır. Psikolojik tacize ve zorbalığa düzenli olarak maruz kalan çalışanlarda; yoğun stres, bitmek bilmeyen kaygı hali, ağır uyku bozuklukları, dikkat eksikliği, panik atak ve derin depresyon gibi oldukça tehlikeli psikolojik semptomlar ortaya çıkmaktadır. Bu olumsuz ve yıpratıcı yaşantılar zamanla bireyin fiziksel sağlığına da yansıyarak köklü psikosomatik bozukluklara zemin hazırlamakta; baş, boyun, omuz ve sırt ağrıları, mide ve bağırsak sorunları, bağışıklık sisteminin ciddi oranda zayıflaması ile tansiyon problemleri şeklinde somut rahatsızlıklar olarak kendini göstermektedir. Literatürde yer alan kapsamlı çalışmalara ve sağlık verilerine göre, mağdurun bu düşmanca eylemlere uzun bir süre boyunca maruz kalması, kişinin derin bir çaresizlik hissetmesine yol açmaktadır. Daha da önemlisi, sürekli tehdit ve baskı altında kalan bu bireylerin, son derece ağır bir psikiyatrik tablo olarak bilinen Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yaşama riski ile karşı karşıya kaldığı saptanmıştır.

Psikolojik tacizin birey üzerinde bıraktığı yıkıcı etkiler, yalnızca ruhsal ve fiziksel sağlıkla sınırlı kalmamakta; mağdurun sosyal çevresini, kurduğu ikili ilişkileri ve toplum içindeki genel duruşunu da ciddi biçimde sarsmaktadır. Sürekli olarak işyerinde aşağılanan, haksız yere eleştirilen, diğer çalışanlardan kasıtlı olarak dışlanan ve hakkında asılsız dedikodular çıkarılan birey, zamanla öz güvenini kaybederek içine kapanma ve sosyal hayattan soyutlanma eğilimi göstermektedir. Mağdur kişi, yaşadığı bu yoğun baskı ve haksızlık duygusu nedeniyle çevresindekilerle iletişim kurmaktan kaçınmakta ve iş ortamındaki yalnızlaştırılma hissini özel yaşamına da yansıtmaktadır. Bu yıkıcı durum, çalışanın meslektaşları ile olan iletişimini telafisi imkânsız şekilde kopardığı gibi, aile içi dinamikleri ve hane halkının huzurunu da son derece olumsuz yönde etkilemektedir; zira işyerinde her gün maruz kalınan gerilim ve yıpratıcı olaylar ister istemez aile ortamına taşınarak, kişinin eşi ve çocukları ile olan ilişkilerine, hatta aile bireylerinin ruhsal gelişimlerine zarar vermektedir.

Mobbing Sonucu Ortaya Çıkan Ekonomik ve Mesleki Kayıplar

Mobbing sürecinin son derece sarsıcı bir diğer boyutu ise, mağdurun mesleki kariyerinde ve ekonomik durumunda yarattığı telafisi güç kayıplardır. Sistematik olarak yeteneklerinin altında işler verilen, iş yapması kasıtlı olarak engellenen veya sürekli olarak anlamsız hatalarla suçlanan çalışanın mesleki itibarı zedelenmekte ve kurum içindeki saygınlığı ağır yara almaktadır. Bu yoğun ve haksız baskı altında kalan nitelikli çalışanın, işe karşı duyduğu motivasyon ve kurumuna olan sadakati hızla tükenmektedir. Çaresizlik hissiyle baş başa kalan mağdurun, durumu çaresizce kabullenip pes etmesi veya giderek artan ağır baskılara dayanamayarak, işini kaybetme riskine rağmen zorunlu bir istifa kararı alması sıklıkla karşılaşılan trajik bir tablodur. Mobbing neticesinde ortaya çıkan istifalar, kariyer kayıpları ve bozulan sağlık durumu sebebiyle artan tedavi harcamaları, mağdurun ekonomik bütünlüğünü derinden zedeleyen hukuki bir uyuşmazlık halini almaktadır. Bu noktada, mağdurun mesleki itibarını ve ekonomik geleceğini güvence altına alacak hukuki koruma mekanizmalarının devreye sokulması şarttır.

Türk Hukuk Sisteminde Mobbing ve Kişilik Haklarının Korunması

Çalışma hayatının kanayan bir yarası olan psikolojik taciz olgusunun mağdur üzerindeki ağır tahribatları, Türk hukuk sisteminde bireyin onurunu ve bütünlüğünü korumaya yönelik çeşitli temel kanun maddeleriyle güçlü bir şekilde güvence altına alınmıştır. Her şeyden önce, Anayasa'nın temel hak ve hürriyetleri düzenleyen hükümleri bağlamında mobbing eylemleri, anayasal bir ihlal olarak değerlendirilmelidir. Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu son derece açık bir biçimde hüküm altına alınmıştır. Aynı madde kapsamında kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye veya eziyete maruz bırakılamayacağı anayasal bir norm olarak kabul edilerek, çalışma ortamında yaşanabilecek sistematik yıldırma ve eziyet eylemlerinin anayasal boyuttaki hukuksuzluğuna vurgu yapılmıştır. Bireyin düşünce ve kanaat hürriyeti, yaş ve cinsiyetine uygun olmayan şartlarda çalıştırılamayacağına dair anayasal güvenceler de, işyerinde maruz kalınan baskıcı ve zorlayıcı tutumlara karşı mağdurun yasal zırhını oluşturan en güçlü hukuki temellerin başında gelmektedir.

Anayasal temeller üzerine inşa edilen ve özel hukukun mihenk taşı olan Türk Medeni Kanunu (TMK), işyerinde gerçekleşen mobbing eylemlerini doğrudan doğruya mağdurun kişilik haklarına saldırı niteliğinde ağır bir ihlal olarak değerlendirmektedir. Hukuk düzenimiz, çalışan bireylerin psikolojik, fiziksel ve sosyal bütünlüklerini korumayı esas aldığı için, kişiliğin korunmasına yönelik çok net yasal mekanizmalar öngörmüştür. TMK'nın 24. maddesi kapsamında, hukuka aykırı olarak kişiliğine saldırılan kimse, hâkimden bizzat saldırıda bulunanlara karşı kendisinin yasal olarak korunmasını isteme hakkına sahiptir. Devamında TMK'nın 25. maddesinde yer alan hükümler uyarınca, kişilik hakkı ihlal edilen ve mobbinge uğrayan kimse, eğer bu psikolojik saldırı halihazırda devam etmekte ise buna derhal son verilmesini; eğer saldırı fiilen sona ermiş ancak olumsuz etkileri halen devam etmekte ise, bunun hukuksuzluğunun ve aykırılığının kesin olarak tespitini mahkemeden talep edebilmektedir. Bu son derece hayati düzenlemeler, mağdurun yasal yollarla korunmasını sağlamaktadır.

Türk Borçlar Kanunu Bağlamında İşçinin Kişiliğinin Korunması

Çalışanın işyeri ortamındaki ruhsal ve fiziksel dokunulmazlığı, Türk Medeni Kanunu'nun yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında da son derece net ve koruyucu bir dille güvence altına alınmıştır. İlgili yasal mevzuatta yer alan İşçinin Kişiliğinin Korunması başlıklı düzenlemeler, işverenin mobbing davranışlarına karşı doğrudan sorumluluğunu ve işyerinde psikolojik tacize maruz kalan çalışanların yasal güvencesini sağlam ve tartışılmaz bir hukuki zemine oturtmaktadır. Kanunun açık hükümleri gereğince işveren, işyerinde huzurlu ve etik kurallara uygun bir düzen kurmakla, psikolojik tacizin yaşanmasını mutlak surette önlemekle, iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tüm fiili ve yasal tedbirleri almakla yükümlü kılınmıştır. Özellikle mağdurun diğer çalışma arkadaşları veya amirleri tarafından uygulanan, sistematik zorbalık, dışlama ve itibarsızlaştırma gibi düşmanca eylemlerin, kanun nezdinde açıkça işverenin hukuki sorumluluğunu doğurduğu bilinmelidir. Bu çerçeve, mağdurlara hak arama yollarında geniş bir olanak sunmaktadır.

İş Kanunu Kapsamında Mağdurun Korunması ve Haklı Fesih Zemini

Çalışma mevzuatımızın temel direği olan 4857 sayılı İş Kanunu, işyerinde meydana gelebilecek olan her türlü psikolojik şiddet ve yıldırma eylemlerine karşı mağdurun korunmasına yönelik en belirleyici yasal dayanaklardan birini oluşturmaktadır. İş Kanunu'nun ruhu ve genel prensipleri çerçevesinde değerlendirildiğinde mobbing kavramı, işverenin işçiyi her anlamda koruma, kollama, gözetme ve tüm çalışanlara karşı eşit davranma yükümlülüğü bağlamında ele alınmaktadır. Bu yükümlülük, işyerinde çalışanın herhangi bir şekilde mobbing davranışlarına uğraması durumunda, işçiyi savunan ve ona hukuki anlamda çok sağlam, koruyucu bir zemin yaratan temel bir ilkedir. İş Kanunu, yalnızca fiziksel çalışma koşullarını değil, çalışanın onurunu, mesleki itibarını ve psikolojik sağlığını da güvence altına almayı hedefler. Dolayısıyla, işverenin veya diğer yöneticilerin gözetiminde olan işyeri sınırları içerisinde, çalışanın yaşı, cinsiyeti veya deneyimi öne sürülerek küçümsenmesi, dışlanması veya adaletsiz uygulamalara maruz bırakılması, işverenin gözetme ve eşit davranma yükümlülüğünün açıkça ihlali anlamını taşımaktadır.

Sistematik olarak kötü muameleye, hakarete, haksız suçlamalara maruz kalan veya kapasitesinin çok altında anlamsız işler verilerek mesleki itibarı zedelenen bir çalışan, bu tahammül edilemez durumu iş sözleşmesinin devamını kendi açısından imkânsız kılan ağır bir süreç olarak hukuken değerlendirebilmektedir. İdareciler veya amirler tarafından fiilen desteklenen ya da bilinçli bir sessizlikle göz yumulan bu tarz planlı ve düşmanca eylemler, kişiyi derin bir çaresizliğe itmekte ve işyerinden zorunlu olarak uzaklaşmasına, yani fiilen iş sözleşmesini bitirme noktasına gelmesine sebep olabilmektedir. İşverenin eşit işlem ve koruma borcunu alenen ihlal eden bu tür yıkıcı ihlaller, hukuki değerlendirmeler ve yargısal süreçler neticesinde çalışana iş sözleşmesini haklı nedenle fesih etme hakkı ve imkânı tanımaktadır. Bu fesih hakkının kullanımı, psikolojik taciz sonucu tükenmişlik yaşayan mağdurun, daha fazla zarar görmeden kanuni yollara başvurabilmesinin ve yasal haklarından eksiksiz olarak faydalanmasının önünü açan en temel hukuki enstrümandır.

Hukuki Süreçte Tazminat ve Yasal Taleplerin Çerçevesi

İşyerinde yaşanan mobbing sürecinin son aşaması, genellikle mağdurun haksız yere işini kaybetmesi, zorunlu istifaya sürüklenmesi veya ağır bir ruhsal çöküntü yaşayarak çalışma hayatından tamamen kopmasıyla sonuçlandığından, uğranılan bu devasa zararların hukuki yollarla eksiksiz bir şekilde tazmin edilmesi gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve İş Kanunu'nun yaratmış olduğu ortak koruma şemsiyesi altında, işyerinde sistematik ve kasıtlı psikolojik saldırılara maruz bırakılan mağdurun çok yönlü tazminat hakları gündeme gelmektedir. Mobbing mağduru olan birey, yaşadığı ağır psikolojik travma, yoğun stres, öz güven zedelenmesi, mesleki itibar kaybı ve bedensel olarak ortaya çıkan psikosomatik rahatsızlıklar nedeniyle ciddi anlamda manevi zarar gördüğünü hukuken ileri sürerek mahkemelerden maddi ve manevi güvence, telafi ve yaptırım talep edebilmektedir. İhtiyatla belirtmek gerekir ki; iddia edilen mağduriyetin tespiti noktasında, mobbingin uygulanma süresi, şiddeti, sistematik yapısı ve mağdur üzerinde yarattığı sonuçlar hukuki merciler tarafından titizlikle incelenmektedir.

Özetlemek gerekirse, işyerinde meydana gelen psikolojik taciz (mobbing), bireyin çalışma şevkini, bedensel sağlığını, sosyal ilişkilerini ve ruhsal bütünlüğünü doğrudan hedef alan, telafisi son derece güç ve yıkıcı etkilere sahip hukuk dışı bir süreçtir. Bu zorlu süreçte mağdurun yaşadığı sosyal izolasyon, iş performansı düşüklüğü ve yoğun strese bağlı olarak gelişen ağır sağlık sorunları, bireysel bir mesele olmaktan çıkarak sorunun çok boyutlu hukuki bir düzleme taşınmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Türk hukuk sistemi, Anayasa, Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve İş Kanunu gibi son derece geniş ve koruyucu bir mevzuat yelpazesiyle çalışanların onurunu ve kişilik haklarını kati bir biçimde teminat altına almıştır. Bu yasal mekanizmaların doğru ve ihtiyatlı bir şekilde işletilmesi, mağdurların haklı nedenle iş sözleşmelerini sona erdirebilmeleri ve uğradıkları sarsıcı maddi ve manevi zararlar karşısında yasal haklarını arayabilmeleri için hayati bir önem taşımaktadır.