Anasayfa Makaleler İşyerinde Psikolojik Tacizin Sonuçları: Fesih...

Makale

İşyerinde uygulanan psikolojik taciz, çalışanın fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü ciddi şekilde zedeleyen, nihayetinde işten ayrılma ve yasal haklarını kullanarak dava açma süreçlerini tetikleyen ağır bir ihlaldir. Bu makale, psikolojik tacizin çalışan ve örgüt üzerindeki yıkıcı etkilerini, tazminat taleplerini ve fesih haklarını incelemektedir.

İşyerinde Psikolojik Tacizin Sonuçları: Fesih ve Tazminat Hakları

Çalışma hayatında bireylerin sıklıkla karşılaştığı en yıkıcı ve ciddi problemlerden biri olan, literatürde mobbing olarak da adlandırılan psikolojik taciz, çalışanın iş sözleşmesini haklı nedenle sonlandırmasına ve çeşitli yasal yollara başvurmasına zemin hazırlayan çok boyutlu ve sistematik bir ihlal sürecidir. Bu olgu, birdenbire ortaya çıkan anlık bir tartışma veya sıradan bir fikir ayrılığından ziyade, belirli kişi veya kişilerin düşmanca davranışlara sistematik bir süreç içerisinde hedef belirlemesiyle yavaş yavaş ve planlı bir şekilde oluşmaktadır,. Günlük hayatta veya iş yaşantısında her zaman var olan ancak genellikle görmezden gelinen bu durum, başarı kaygısının yüksek olduğu rekabetçi ortamlarda bireyin fiziksel ve ruhsal sınırlarını son derece tehlikeli boyutlarda zorlamaktadır. İşçi ile işveren arasındaki güven ve sadakat temelinin onarılamaz biçimde sarsılmasına yol açan bu sistematik eylemler bütünü, mağdurun çalışma ortamında tamamen istenmeyen bir kişi haline getirilmesi ve neticede istifaya zorlanarak veya doğrudan işten çıkarılma yoluyla çalışma hayatından tamamen uzaklaştırılması gibi haksız amaçlar taşıyabilmektedir. Bu denli ağır, acımasız ve onur kırıcı bir baskı altında kalan çalışanın, maruz kaldığı olumsuz muamelelere karşı çok güçlü bir hukuki korumaya ihtiyaç duyması ve yaşanan ihlaller neticesinde iş sözleşmesini tek taraflı olarak sonlandırma iradesi göstermesi, iş hukuku pratiğinde karşılaştığımız en doğal ve kaçınılmaz hukuki sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşyerinde Psikolojik Tacizin Birey Üzerindeki Yıkıcı Etkileri

Psikolojik şiddet niteliği taşıyan bu eylemlere sistematik olarak maruz kalan işçi, yaşamının her alanında sahip olduğu yeteneklerini derinlemesine sorgulamaya ve mesleki olarak yapabileceklerine olan inancını hızla kaybetmeye başlamaktadır. Normal şartlar altında büyük bir başarı ve özgüvenle yerine getirdiği rutin görevleri bile artık yapamamaya, alacağı sonuçlardan korkmaya ve işyerine adım attığı andan itibaren çok yoğun bir stres hali yaşamaya başlayan bireyin, iş hayatında karşılaştığı bu ağır ve karanlık tablonun kişisel sosyal hayatına da son derece olumsuz yansıdığı açıkça görülmektedir. Birey üzerindeki etkiler daha derinlemesine incelendiğinde; sürekli bir kaygı durumu, yoğun stres, ilerleyen depresyon, ciddi psikolojik ve psikosomatik fiziksel rahatsızlıklar, mesleki kişilik kaybı, sosyal çevreden ve arkadaş ortamından tamamen uzaklaşma, hatta intihar düşünceleri, doktor ve ağır ilaç eşliğinde ayakta veya yatarak psikiyatrik tedavi görme gereksinimi gibi son derece yıkıcı bedellerin ortaya çıktığı kesin olarak tespit edilmektedir,.

Mobbing sürecinin zaman içinde daha da ilerlemesiyle birlikte mağdur bireyin yaşadığı sosyal statü kaybı ve derin yalnızlaşma duygusu, yok olan mesleki kimliğiyle birleştiğinde çalışanın geleceğe dair daha fazla kaygı, korku ve derin bir içsel sarsıntı duymasına neden olabilmektedir. Hukuka aykırı eylemler neticesinde tamamen dengesizleşen ve ağır hasar gören ruh hali nedeniyle, bireyin aile içi iletişiminin de oldukça sıkıntılı, tahammülsüz ve zorlu bir hale geldiği, mağdurun iş yerinde mecburen içine attığı öfkeyi ve çaresizliği ev ortamında eşine ve çocuklarına kontrolsüzce yansıtabildiği gözlemlenmektedir,. Bu sürekli çatışmalı durum neticesinde mağdur işçi, en yakınlarına daha fazla zarar vermemek adına kendini tamamen sosyal hayattan soyutlamakta, en temel arkadaşlık, akrabalık ve komşuluk ilişkileri dahi zayıflamaya başlamakta ve giderek günlük hayatın en basit sorumluluklarından bile kaçan, bütünüyle içine kapanık, izole bir bireye dönüşmektedir.

İşyerinde pervasızca uygulanan sistemli baskı ve zorbalık, zamanla çalışanda çevresindeki olaylara karşı duyarsızlaşma, çalışma ortamından tamamen bıkma, yaşanan adaletsizliklere ve haksızlıklara karşı tepkisizlik ve asli görevlerini yerine getirme konusunda hiçbir çaba göstermeme gibi pasif direniş durumlarına yol açmaktadır. Bu mutlak psikolojik çöküş, doğal bir sonuç olarak çalışanın iş performansına ve konsantrasyonuna son derece olumsuz bir biçimde yansıyarak kurumsal verimliliği ve işyeri motivasyonunu ciddi şekilde aşağı çekmektedir. Sürekli bir başarısızlık duygusu ve amirleri ya da iş arkadaşları tarafından haksız yere eleştirilme korkusuyla tek başına bırakılan işçinin, bu noktadan sonra o kurumda profesyonel iş yaşamına verimli bir şekilde devam etmesi fiilen imkânsız hale gelmektedir. Bu dayanılmaz ve insan onuruna aykırı çalışma koşulları altında her gün ezilen işçi için iş akdini sonlandırmak, artık salt bir kariyer tercihi olmaktan çıkarak ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü koruyabilmek adına atılması gereken hayati bir zorunluluk statüsüne kavuşmaktadır.

Psikolojik Tacizin İşverene ve Örgüt Yapısına Getirdiği Külfetler

İşçi açısından telafisi imkânsız son derece yıkıcı sonuçlar doğuran psikolojik taciz eylemleri, sadece bu eylemleri bilfiil uygulayan zorbalar ile mağdur edilen çalışanlar arasında sınırlı kalmamakta, olayın yaşandığı işverenin kurumsal yapısını, marka değerini ve yıllarca inşa edilen örgüt kültürünü de derinden sarsmaktadır. Sadece mağdur değil, aynı çalışma ortamını paylaşan ve işyerindeki mobbing sürecine seyirci konumunda şahitlik eden diğer bireylerin iş performanslarında da belirgin bir düşüklük, kuruma duyulan güvensizlik, çeşitli bahaneler üreterek işe gelmeme eğilimi, artan iş kazası, dikkatsizlik sonucu artan hata oranı ve oldukça düşük bir motivasyon düzeyi açıkça gözlemlenmektedir. Çalışanlar arasındaki azalan iletişim ve kurum içi sürekli gerginlik hali, tüm personelin örgüte karşı beslediği aidiyet, sadakat, saygı ve güven duygusunun telafisi çok güç bir biçimde azalmasına neden olmaktadır. Tüm bu negatif çatışma ve kalıcı huzursuzluk ortamı; kolektif yaratıcılık kaybı, sürekli değişen personel sirkülasyonu, artan sağlık raporları ve iş kalitesinde yaşanan ağır bozulmalarla birlikte tamamen çürümüş, toksik bir örgüt kültürüne sebebiyet vermektedir.

İşveren açısından bakıldığında, örgüt içindeki deneyimli ve kalifiye işgücünün hukuka aykırı eylemler neticesinde kaybı, telafisi en zor kurumsal ve mali zararların başında gelmektedir. Normal ve sağlıklı işleyen şartlarda bireysel başarıyla birlikte kurumun ortak finansal amaçlarına odaklanan nitelikli çalışanlar, işyerinde baş gösteren bu psikolojik şiddet süreciyle birlikte asıl üretim amaçlarından hızla uzaklaşarak sadece iş yerinde hayatta kalmanın yollarını aramaya çalışmakta veya doğrudan işten ayrılma planları yapmaktadır. Psikolojik tacize maruz kalan yetişmiş bireyin işten haklı nedenle ayrılması, özellikle de kurum hafızasına sahip kilit çalışanların iş yerini mecburen terk etmesiyle sonuçlanan bitmek bilmeyen yeni eleman arayışı süreçleri, örgüte maddi ve manevi olarak tahmini zor çok ciddi zararlar vermektedir. Deneyimli personelin maddi ve manevi tazminat talepleriyle işten ayrılması sonucunda, yüksek personel sirkülasyonu nedeniyle sürekli olarak acemi çalışanlara ihtiyaç duyan bu basiretsiz örgütler, sektördeki duyulan olumsuz şöhretleri sebebiyle nitelikli yeni eleman bulmakta büyük bir zorluk çekmekte ve piyasadaki rekabet güçlerini tamamen yitirmektedirler,.

İşçinin İş Sözleşmesini Haklı Nedenle Fesih Hakkı

İşyerinde tahammül edilemez boyutlara ulaşan, çalışanın kişilik haklarını ihlal eden sistematik baskı ve sürekli yıldırma eylemleri, mağdur işçi açısından mevcut iş sözleşmesinin devamını bütünüyle imkânsız kılmakta ve işçiye iş kanunları çerçevesinde sözleşmeyi derhal ve haklı nedenle sonlandırma hakkı vermektedir. Genellikle uzun bir zaman dilimine yayılan, sinsi bir şekilde başlayan ve sürece yayıldıkça şiddeti giderek artan bu kötü niyetli muameleler karşısında, işçinin en temel insani onurunu, bedensel ve ruhsal sağlığını koruyabilmek için işyerinden derhal ayrılmak istemesi, hukukun mutlak surette koruduğu ve desteklediği temel bir savunma refleksidir. Üst düzey yöneticilerin veya aynı statüdeki çalışma arkadaşlarının, mağdur işçinin aleyhine açıkça düşmanca bir tutum sergilemesi, performans kriterlerini adil olmayan, tamamen subjektif şekilde değerlendirmesi ve işçiyi kasten yalnızlaştırmayı tercih etmesi, işverenin işçiyi gözetme borcuna ve eşit işlem yapma yasal yükümlülüklerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir,.

Bu tür son derece dışlayıcı, aşağılayıcı ve onur kırıcı bir çalışma ikliminde çalışmaya zorlanan işçinin, o işyerinde çalışma barışının tamamen ortadan kalktığı ve dürüstlük kuralı çerçevesinde iş ilişkisinin sürdürülemeyeceği gerekçesiyle haklı nedenle fesih yoluna başvurması, hukuki doktrinde ve Yüksek Mahkeme süreçlerinde çok sıklıkla karşılaşılan, işçiyi koruyan en önemli haktır. Mobbing sürecinin genellikle son aşaması olarak kabul edilen noktada, işyerindeki olayların sistematik olarak sürekli işçinin aleyhine işlemesi ve kişinin bulunduğu ortamda bütünüyle izole edilmiş, istenmeyen bir birey haline getirilmesi sonucunda, çalışanın kendi hür iradesiyle ayrılıyormuş gibi görünse de aslında çok yoğun bir psikolojik baskı altında kalarak işten ayrılmaya mecbur bırakıldığı açıkça tespit edilmektedir,. Bu kritik aşamada, işçinin işverene sunduğu standart bir istifa dilekçesinin arka planında yer alan karanlık psikolojik şiddet ve çalışandaki tükenmişlik tablosunun, hukukçular tarafından çok derinlemesine incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sürekli ve kasıtlı düşmanca davranışlara haksız yere maruz kalan mağdur birey, yaşadığı derin çaresizlik, tükenmişlik ve olay anındaki hukuki destekten yoksunluk hissiyle iş sözleşmesini sonlandırdığında bile, bu irade beyanının alelade bir istifa olarak değil, işverenin veya vekillerinin ağır kusuru neticesinde gerçekleşmiş, yasal alacakları doğuran haklı bir fesih eylemi olarak nitelendirilmesi iş yargılamasında büyük önem taşımaktadır,. İşçinin sahip olduğu yasal fesih hakkını kullanmasında, sürecin ne kadar uzun süredir devam ettiği ve işletme yönetiminin bu ağır ihlal durumuna karşı takındığı umursamaz veya kayıtsız tutum son derece belirleyici bir unsurdur. Üst düzey yöneticilerin yönetim görevlerini profesyonelce ve tarafsızca yerine getirmemeleri, işçiyi rahatsız edici sistematik davranışlar fark edildiğinde duruma çok geç müdahale etmeleri veya mağduru korumak yerine bu haksız ihlalleri tamamen görmezden gelmeleri, işverenin maddi ve manevi hukuki sorumluluğunu doğrudan doğuran temel etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır,.

Psikolojik Taciz Kapsamında Tazminat Talepleri ve Dava Süreci

Tüm bu zorlu sürecin sonunda işçinin bağımsız mahkemeler nezdinde yasal yollara başvurarak meşru hakkını arama iradesi, işvereni telafisi son derece güç, prestij zedeleyici ve çok ciddi hukuki ve devasa mali yaptırımlarla karşı karşıya bırakmaktadır. İşletme sınırları içerisinde yaşanan ağır psikolojik şiddet vakaları ve ihlaller nedeniyle mağdur edilen işçi, anayasal ve yasal haklarını sonuna kadar özgürce kullanmak isteyebilir ve süreç boyunca uğradığı maddi ile telafisi imkansız manevi zararların tam ve eksiksiz tazmini için sorumlu kuruma karşı doğrudan tazminat davası açabilir. Bu yargılama aşamasında işçinin mahkemeye ileri sürdüğü detaylı tazminat talepleri, sadece kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai gibi standart yasal işçilik alacaklarını değil, aynı zamanda işçinin şeref, haysiyet ve kişilik haklarına yapılan çok ağır saldırı nedeniyle ortaya çıkan yüksek tutarlı manevi tazminat taleplerini de mecburen içermektedir. Bu bağlamda, psikolojik baskılarla istifaya zorlanan ve yasal haklar çerçevesinde işten ayrılmak durumunda bırakılan kişilerin başlattığı davalar, iş yeri bütçesinde ve yıllık finansal planlamasında öngörülemeyen çok büyük maddi kayıplara ve sarsıntılara neden olabilmektedir.

Dava ve uyuşmazlık sürecinin resmen başlamasıyla birlikte, davalı kurum açısından bilançoda görünen ve ilk anda öngörülemeyen görünmeyen birçok ağır maliyet kalemi peş peşe ortaya çıkmaktadır. Şirket muhasebesinde ilk bakışta göze çarpan yargılama giderleri, harçlar ve karşı taraf ile kendi vekillerine ödenen yüklü avukatlık ücretleri, yaşanacak ekonomik sarsıntının sadece görünen yüzüdür. Tüm bunların yanı sıra, kurumdaki üst düzey yöneticilerin, insan kaynakları personelinin ve diğer şahit çalışanların mahkemelerdeki duruşmalar, ifade süreçleri veya savunma evrakı hazırlıkları için dava sürecine ayırmak zorunda kaldığı mesai saatleri ve büyük zaman kaybı, işletmenin asıl üretim veya hizmet faaliyetlerini ciddi anlamda aksatmakta; verimsizlikle birlikte artan çalışan maliyetleri ve sürekli ağırlaşan yasal harcamalar işletme ekonomisini derinden sarsmaktadır. Sözleşme ilişkisinde mutlak surette uyulması gereken objektif ve nitelikli hukuki ihtiyat prensibinden tamamen uzaklaşan, kriz anlarını yönetemeyen ve işyerindeki huzurlu çalışma barışını sağlayamayan basiretsiz işveren, mağdur işçinin bileğinin hakkıyla kazandığı emsal tazminat davaları neticesinde hem kasasından ciddi bir nakit kaybı yaşamakta hem de bulunduğu sektördeki kurumsal itibarını, marka değerini ve işveren olarak güvenilirliğini onarılamaz biçimde bir çırpıda yitirmektedir.

Sonuç itibarıyla, işyerinde uygulanan psikolojik taciz, yalnızca çalışanın ruhsal ve fiziksel sağlığını ağır şekilde tahrip etmekle kalmayan, aynı zamanda buna göz yuman işverenin de ekonomik hedeflerini, verimliliğini ve kurumsal itibarını bütünüyle sarsan tehlikeli ve yıkıcı bir süreçtir. Aylarca süren sistematik yıldırma ve dışlama eylemlerine maruz kalarak çalışma onuru zedelenen işçinin, bu katlanılmaz koşullar altında iş sözleşmesini derhal ve haklı nedenle feshetmesi, uğradığı zararlar karşılığında çok boyutlu tazminat talebinde bulunması en doğal yasal hakkıdır,. Uzman hukuk büromuz, çalışma barışını bozan ve işçiyi kasten istifaya zorlayan haksız uygulamalar karşısında, mağduriyetlerin adil şekilde giderilmesi adına titiz, kararlı ve profesyonel bir hukuki destek sunmaktadır. İşverenlerin de kurumsal yapılarını ayakta tutabilmek ve doğacak ağır tazminat yükümlülüklerinden kaçınabilmek adına, taciz vakalarına karşı sıfır tolerans ilkesiyle hareket etmeleri ve önleyici yasal denetim mekanizmalarını derhal devreye sokmaları etiğin en temel gerekliliğidir.