Anasayfa Makaleler İşçi-İşveren İlişkileri Bağlamında Mobbingin...

Makale

İşyerlerinde çalışanlara yönelik sistematik ve kasıtlı olarak gerçekleştirilen psikolojik taciz (mobbing) eylemleri, işçi ve işveren ilişkilerinin temelini derinden sarsan hukuki bir ihlaldir. Bu makale, mobbing eylemlerinin iş hukuku bağlamındaki niteliğini, işverenin sorumluluklarını ve mağdur işçinin tazminat haklarını incelemektedir.

İşçi-İşveren İlişkileri Bağlamında Mobbingin Hukuki Sonuçları ve Tazminat Hakları

İş ilişkisi, taraflar arasında karşılıklı güven, dürüstlük ve sadakat esasına dayanan, işverenin işçiyi gözetme borcunu, işçinin ise iş görme edimini tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirdiği çok boyutlu hukuki bir bağdır. Ancak modern çalışma hayatında giderek daha sık karşılaşılan psikolojik şiddet türlerinden biri olan mobbing, bu hukuki bağın zedelenmesine ve işçi üzerinde telafisi son derece güç olan ağır tahribatlara yol açmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan resmi bilgilendirme rehberinde açıkça ifade edildiği üzere, işyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan eylemler bütünü hukuki anlamda psikolojik taciz olarak tanımlanmaktadır. Bu kötü niyetli, kasıtlı ve olumsuz tutumlar, sadece mağdur işçinin ruhsal veya fiziksel sağlığını bozmakla kalmaz, aynı zamanda iş sözleşmesinin kurucu ve temel unsurlarını da doğrudan ihlal ederek işçi lehine çeşitli hukuki sonuçların, fesih ve tazminat haklarının doğmasına zemin hazırlar. İşverenin, kendisine kanunlarla verilmiş olan bu gözetme yükümlülüğünü yerine getirmemesi, çalışma hayatının temel dinamiklerini sarsan hukuki bir kusur olarak kabul edilmektedir.

İş Hukuku Bağlamında Mobbing Eyleminin Temel Kriterleri ve Unsurları

Bir işyerinde yaşanan her türlü çatışma, fikir ayrılığı veya dönemsel olumsuzluğun hukuki anlamda mobbing olarak değerlendirilebilmesi için belirli kriterlerin kümülatif olarak gerçekleşmiş olması ve bu durumun şüpheye yer bırakmayacak şekilde varlık göstermesi gerekmektedir. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelere ve iş hukuku doktrinine göre, bir davranışın psikolojik taciz niteliği taşıyabilmesi için öncelikle eylemlerin belirli bir süreklilik arz etmesi ve tamamen sistematik bir yapıya sahip olması şarttır. Bu alandaki en temel ve uluslararası ölçekte kabul gören çalışmalardan birini yapan Heinz Leymann, bir davranışın mobbing olarak nitelendirilebilmesi için söz konusu eylemlerin en az altı ay boyunca kesintisiz devam etmesi ve en az haftada bir kez tekrarlayan bir sıklıkta gerçekleşmesi gerektiğini bilimsel olarak belirtmiştir. Bu süreklilik ve kasıt unsuru, çalışma hayatındaki anlık öfke patlamaları, geçici işyeri anlaşmazlıkları veya anlık stres kaynaklı tepkileri psikolojik taciz kavramından ayıran en temel hukuki ölçüttür. İşverenin veya diğer çalışanların, mağdurun kişilik değerlerine, mesleki durumuna veya sosyal ilişkilerine doğrudan ve kasıtlı olarak zarar vermesi, eylemin hukuka aykırı ve kötü niyetli doğasını açıkça ortaya koymaktadır.

Psikolojik taciz kapsamına giren eylemler, mağdurun işyeri içerisindeki itibarının kasıtlı olarak sarsılması, iş görevlerini etkin bir şekilde yerine getirme olanaklarının tamamen elinden alınması veya diğer iş arkadaşlarıyla iletişim kurma yollarının manipüle edilmesi gibi çok çeşitli ve zarar verici şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Leymann, bu sistematik yıldırma eylemlerini kırk beş ayrı davranış modeli üzerinden spesifik olarak beş ana gruba ayırarak; mağdurun sosyal koşullarının, iletişim olanaklarının, mesleki itibarının ve hatta fiziksel bütünlüğünün hedef alındığını ayrıntılı bir şekilde ifade etmiştir. İş hukukunda bu tür zarar verici davranışlar, işverenin işçiyi gözetme, koruma ve işyerinde eşit davranma borcunun en açık ve ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir. Zira mağdurun fiziksel veya psikolojik sağlığına yönelik sistematik saldırılar ve uygulanması muhtemel fiziksel zorlama tehditleri, işçinin anayasal bir hakkı olan güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir ortamda çalışma hakkını derinden zedelemektedir. Bu bağlamda, mağdurun tamamen pasifize edilmesi veya en nihayetinde işten uzaklaştırılması amacıyla yürütülen bu kötü niyetli davranışlar bütünü, iş sözleşmesinin sürdürülemez hale gelmesinin başlıca nedenlerinden birini oluşturur.

İşyerindeki Hiyerarşik Yapıya Göre Mobbing Türleri ve İşverenin Sorumluluğu

Çalışma hayatında hukuka aykırı bir şekilde gerçekleştirilen psikolojik taciz eylemleri, faillerin ve mağdurların işyerindeki hiyerarşik konumlarına göre farklı türlerde sınıflandırılmakta ve bu durum işverenin hukuki sorumluluğunun sınırlarını doğrudan etkilemektedir. Genel kabul gören hukuki sınıflandırmaya göre mobbing; uygulayıcıların statüsüne bağlı olarak dikey mobbing ve yatay mobbing olmak üzere iki ana kategoriye ayrılmaktadır. Dikey mobbing, işyerindeki hiyerarşik yapıda üst konumda bulunan yöneticilerden, amirlerden astlara doğru yöneltilebileceği gibi, daha nadir görülmekle birlikte astlardan üstlere doğru da gerçekleştirilebilmektedir. İşverenin veya işveren vekillerinin sahip oldukları yasal yönetim hakkını ve hiyerarşik gücü kötüye kullanarak işçiyi kasıtlı olarak yıldırması, görevleri dışında işler vererek pasifize etmesi ve nihayetinde bezdirerek işten uzaklaştırmayı amaçlaması, dikey mobbingin en tipik ve zarar verici örneğidir. İş hukuku bağlamında, işverenin bizzat kendi fiilleriyle gerçekleştirdiği veya yetkilendirdiği yöneticileri aracılığıyla uyguladığı bu tür kasıtlı eylemler, işverenin gözetme borcu ve dürüstlük kuralına aykırılığın en ağır hallerinden birini teşkil eder ve doğrudan doğruya hukuki yaptırımları beraberinde getirir.

Öte yandan, literatürde yatay mobbing olarak adlandırılan tür ise aynı hiyerarşik seviyede bulunan, eşit statüdeki iş arkadaşları veya departman çalışanları arasında yaşanan psikolojik taciz eylemlerini ifade etmektedir. Aynı düzeydeki çalışanların birbirlerine karşı acımasızca uyguladıkları kasıtlı ima, alay etme, asılsız dedikodu çıkarma ve mesleki yeterliliği aşağılama gibi sistematik davranışlar sonucunda, mağdur işçi kendi çalışma grubu içerisinde çok daha aşağı bir pozisyona düşürülmekte ve sosyal olarak izole edilmektedir. Hukuki açıdan işverenin sorumluluğu sadece kendi hiyerarşik gücünü kullanarak gerçekleştirdiği eylemleriyle sınırlı kalmayıp, işyerindeki yatay mobbing vakalarını tespit etme ve önleme yükümlülüğünü de mutlak surette kapsar. İşveren, çalışma ortamında huzuru ve eşitliği sağlamak, işçilerin birbirlerine yönelik uyguladıkları her türlü psikolojik şiddet ve yıldırma eylemlerini engellemekle mükelleftir. Bu tür kasıtlı ve olumsuz tutumların işyerinde uzun süre hüküm sürmesine göz yuman veya bu durumu derhal durdurmak için gerekli denetim önlemlerini almayan işveren, yasal yükümlülüklerini ihlal etmiş sayılır ve meydana gelen tüm zararlardan hukuken asli fail olarak sorumlu tutulur.

Psikolojik Tacizin İşçi ve İşveren Arasındaki Sadakat Borcuna Etkileri

İş sözleşmesi, doğası gereği sadece bir ücret karşılığında emek arz edilmesini kapsayan basit bir ticari anlaşma değil; aynı zamanda tarafların birbirlerinin haklarına, kişiliğine ve onuruna saygı duymasını emreden, sadakat ve bağlılık üzerine kurulu çok yönlü hukuki bir müessesedir. İşyerinde meydana gelen ve belirli bir süre sistematik biçimde devam eden psikolojik taciz eylemleri, bu kutsal sadakat borcunun temellerine yerleştirilmiş bir dinamit görevi görmektedir. İşveren, kendi bünyesinde çalışan işçinin onurunu korumak, onun sosyal ilişkilerine ve sağlığına zarar verecek her türlü olumsuz tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır. Leymann'ın tespitlerine göre mağdurun itibarının ve iş görevlerini yerine getirme olanaklarının kasıtlı olarak manipüle edilmesi, işçinin iş yerine duyduğu aidiyet hissini tamamen yok eder. Bu denli ağır bir psikolojik tahribata uğrayan bir işçiden, sözleşmesel yükümlülüklerini tam bir sadakatle yerine getirmesini beklemek hukuken ve vicdanen mümkün değildir. Dolayısıyla mobbing, sadece bireysel bir zarar doğurmakla kalmaz, sözleşmenin üzerine inşa edildiği tüm hukuki felsefeyi de çökertir.

İşverenin sadakat borcuna aykırı hareket etmesinin bir diğer yansıması da, işçinin mesleki gelişiminin ve kariyer olanaklarının haksız yere engellenmesidir. Çalışma hayatında psikolojik tacize uğrayan işçi, sadece mevcut anındaki huzurunu kaybetmekle kalmaz, aynı zamanda geleceğe dair mesleki umutlarını ve ilerleme fırsatlarını da yitirir. Kötü niyetli ve kasıtlı olarak yürütülen bu pasifize etme veya işten uzaklaştırma çabaları, işçinin anayasal güvence altındaki çalışma ve kendini geliştirme hürriyetine doğrudan bir müdahale niteliğindedir. Hukuk sistemi, işçinin ekonomik ve hiyerarşik olarak daha zayıf konumda bulunduğunu kabul ettiği için, işverene işçisini maddi ve manevi tüm tehlikelere karşı koruma yükümlülüğü yüklemiştir. Yöneticilerin, işyerindeki hiyerarşik düzeni bir baskı aracı olarak kullanıp işçiyi yıldırması, iş hukukunun emredici kurallarının açıkça çiğnenmesi anlamına gelir. Bu tür ihlaller, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sürdürülemez bir hal almasına ve işçi açısından haklı fesih prosedürlerinin tetiklenmesine yol açan temel unsurdur.

Mobbing Mağduru İşçinin Haklı Fesih Hakkı ve Kıdem Tazminatı

Sistematik bir biçimde uygulanan psikolojik taciz eylemlerine maruz kalan bir işçinin hukuki anlamda başvurabileceği en etkili ve temel haklardan biri, iş sözleşmesinin haklı nedenle ve derhal feshidir. İşyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından koordineli olarak gerçekleştirilen ve mağdurun kişilik değerlerine, mesleki onuruna ve sağlığına kasteden bu kötü niyetli davranışlar bütünü, çalışma hayatını işçi için telafisi imkansız ve katlanılamaz bir boyuta taşır. Amacı açıkça ve kasıtlı bir şekilde işçiyi yıldırmak, pasifize etmek veya en nihayetinde psikolojik baskı kurarak işten kendi rızasıyla ayrılmaya zorlamak olan bu eylemler, işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına ağır aykırı davranışları kapsamında değerlendirilir. Mağdurun işyerindeki sosyal ilişkilerine zarar veren, iletişim olanaklarını kısıtlayarak veya manipüle ederek itibarını zedeleyen bu uzun ve yorucu süreç, işçiye sözleşmeyi ihbar veya bildirim süresi beklemeksizin derhal sonlandırma hakkı verir. İşçinin yasal mevzuattan doğan bu haklı fesih hakkını kullanması, kendisini mevcut psikolojik tahribattan korumasının ve hukuki haklarını güvence altına almasının en birincil adımıdır.

İşçinin iş sözleşmesini psikolojik taciz ve yıldırma gerekçesiyle haklı nedenle feshetmesi, hukuki anlamda doğrudan doğruya kıdem tazminatı hakkının doğmasına kesin surette sebebiyet verir. İş hukuku prensiplerine göre normal şartlar altında kendi isteğiyle, herhangi bir haklı gerekçe göstermeksizin işten ayrılan (istifa eden) bir işçi kıdem tazminatına hak kazanamazken; mobbing nedeniyle adeta kaçarcasına gerçekleşen ayrılmalar hukuken meşru ve haklı fesih statüsünde kabul edildiğinden, işçi yasal kıdem süresi koşullarını taşıması halinde tüm kıdem tazminatını işverenden talep edebilir. İşverenin işçiyi kasıtlı, kötü niyetli ve olumsuz tutumlarla işten uzaklaştırmaya çalışması, aslında hukuken örtülü ve haksız bir işten çıkarma eylemi olarak yorumlanmaktadır. Mağdurun itibarının zedelenmesi, çalışma koşullarının dayanılmaz hale getirilmesi ve fiziksel yorgunluğun ötesinde ruhsal bir çöküntü yaratılması neticesinde gerçekleşen bu zorunlu ayrılış, hukukun mutlak koruması altındadır. Ancak burada önemle ve titizlikle vurgulanması gereken husus, feshe neden olan sistematik yıldırma eylemlerinin, Leymann'ın da açıkça belirttiği gibi, geçici bir tartışmadan veya anlık krizden ziyade uzun süreli ve sürekli tekrarlayan bir yapıda olması hukuki gerekliliğidir.

Psikolojik Taciz Nedeniyle Talep Edilebilecek Tazminat Hakları

Mobbinge uğrayan işçinin yürüteceği hukuki mücadelesi sadece sözleşmenin haklı feshi ve kıdem tazminatının tahsili ile sınırlı kalmamakta, aynı zamanda bu süreçte yaşanan ağır psikolojik ve fiziksel tahribatın giderilmesi amacıyla maddi ve manevi tazminat yollarını da eksiksiz olarak içermektedir. İşyerinde maruz kalınan sürekli ve sistematik yıldırma eylemleri, mağdurun sadece mevcut mesleki durumuna değil, aynı zamanda ruhsal dengesine ve fiziksel sağlığına da öngörülemez ve kalıcı boyutlarda ciddi zararlar verebilmektedir. Psikolojik taciz eylemleri sonucunda işçinin mevcut çalışma kapasitesinin dramatik şekilde düşmesi, uzun süreli tıbbi tedavi veya psikolojik destek görmek zorunda kalması ya da mesleki itibarının sarsılarak yeni bir iş bulma olanaklarının haksız yere manipüle edilmesi, doğrudan talep edilebilecek maddi zarar kalemlerini oluşturur. İşveren, işçiyi gözetme borcunu ağır bir şekilde ihlal ettiği ve bu kasıtlı, kötü niyetli davranışlar bütününe engel olmayarak ortam hazırladığı için, işçinin uğradığı tüm maddi kayıpları eksiksiz olarak karşılamakla hukuken yükümlüdür. İş hukuku öğretisinde bu durum, işverenin sözleşmesel sorumluluğunun en ağır mali sonuçlarından biri olarak kabul edilir.

Manevi tazminat talepleri ise psikolojik taciz vakalarının yıkıcı doğası gereği yargısal süreçlerde en sık başvurulan hukuki yollardan birini teşkil etmektedir. Mobbing sürecinde işçinin sürekli olarak toplum içinde alay edilmesi, hakkında asılsız dedikodular çıkarılması, mesleki becerilerinin aşağılanması ve diğer iş arkadaşlarıyla olan sosyal iletişiminin kasıtlı olarak engellenmesi, kişinin iç dünyasında derin ve onarılması güç yaralar açar. Mağdurun kişilik haklarına, kişisel onuruna ve mesleki şerefine yönelik gerçekleştirilen bu periyodik ve sistematik saldırılar, telafisi son derece güç manevi zararlar doğurur. Hukuk sistemi, işçinin aylarca veya yıllarca yaşadığı bu ağır elem, keder ve psikolojik yıpranmanın bir nebze olsun hafifletilmesi ve adaletin tesisi amacıyla işverene mutlak surette manevi tazminat ödeme yükümlülüğü getirir. Özellikle yatay mobbing durumlarında dahi hiyerarşik olarak eşit statüdeki çalışanların uyguladığı bu psikolojik şiddeti engellemeyen ve denetim görevini ihmal eden işveren, bu pasifliğinden ve kusurundan dolayı mağdurun manevi zararlarını bizzat tazmin etmek mecburiyetindedir. Ödenecek tazminatın miktarı, uygulanan psikolojik şiddetin ağırlığına, mağdur üzerindeki yıkıcı etkilerine ve devam ettiği süreye göre hukuki çerçevede son derece titizlikle belirlenmektedir.

İşçi ve İşveren Arasındaki Güven İlişkisinin Yeniden Tesisi ve İhtiyati Önlemler

İş ilişkisinin sağlıklı, verimli ve hukuka uygun bir şekilde yürütülebilmesi, ancak işverenin işyerinde psikolojik tacizi ve yıldırmayı engelleyici proaktif önlemler almasıyla, kurum içi etkin denetim mekanizmalarını hayata geçirmesiyle mümkündür. Hukuki yaptırımların ağırlığı ve yüksek tazminat yükümlülükleri, işverenleri işyerinde insan onuruna ve karşılıklı saygıya dayalı bir kültür oluşturmaya, mobbing eylemlerini henüz ortaya çıkmadan veya başlangıç aşamasındayken engellemeye zorlamaktadır. Özellikle üst düzey yöneticilerin astlarına karşı sahip oldukları yönetim hakkını ve hiyerarşik gücü kötüye kullanmalarını sınırlandıran şeffaf mekanizmaların kurulması, mağdurların haksız yere pasifize edilmesini ve tüm çalışma ortamının geri dönülemez şekilde zehirlenmesini önlemek adına son derece elzemdir. İşverenler, çalışanların şikayetlerini ve bildirimlerini büyük bir ciddiyetle ele alarak, işyerinde kasıtlı ve olumsuz tutumlar sergileyen faillere karşı derhal objektif disiplin süreçlerini işletmekle hukuken yükümlüdür. Bu tür etkili ve caydırıcı ihtiyati önlemler, işvereni sadece yasal tazminat risklerini ortadan kaldırmakla sınırlandırmaz, aynı zamanda çalışanın en temel anayasal güvencesi olan onurlu, huzurlu ve sağlıklı çalışma hakkının da işyerinde eksiksiz olarak tesis edilmesini sağlar.

Sonuç olarak, modern çalışma hayatının en karmaşık ve yıkıcı hukuki ihlallerinden biri olan mobbing, basit bir işyeri anlaşmazlığının çok ötesinde, doğrudan çalışanın kişiliğine, ruh sağlığına ve mesleki kariyerine yöneltilmiş sistematik bir şiddet türüdür. İşverenin, bu tür kötü niyetli ve kasıtlı eylemleri bizzat gerçekleştirmesi veya işyerindeki diğer çalışanlar tarafından uygulanmasına göz yumması, iş hukuku kapsamında gözetme borcunun ve sadakat ilkesinin onarılamaz bir şekilde ihlalidir. Mobbing mağduru işçi, uğradığı bu haksızlık karşısında iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme özgürlüğüne sahip olduğu gibi, sürecin yarattığı psikolojik tahribat ve maddi kayıplar için de geniş çaplı tazminat haklarını kullanabilir. Çalışma ortamında saygının, huzurun ve güvenin egemen kılınması, sadece yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda işverenlerin insan onuruna yakışır bir iş etiği inşa etme sorumluluğunun da en büyük kanıtıdır. Hukuki mekanizmalar, mağdurun haklarını korurken işverenleri de daha şeffaf ve denetlenebilir sistemler kurmaya teşvik etmektedir.