Anasayfa Makaleler İndirim Marketlerinde Ekonomik Mobbing ve...

Makale

Bu makale, indirim marketi çalışanlarının maruz kaldığı satış baskısı, SKT dayatmaları ve kasa açıklarının işçi ücretinden kesilmesi gibi hukuka aykırı uygulamaları, ekonomik mobbing ve ücretten kesinti yasağı bağlamında iş hukuku perspektifiyle ve Yargıtay ilkeleri ışığında incelemektedir.

İndirim Marketlerinde Ekonomik Mobbing ve Kesinti Yasağı

Neoliberal ekonomi politikalarının emek piyasalarında yarattığı esnekleşme dalgası, işgücünün giderek güvencesizleşmesine ve prekarya olarak adlandırılan yeni bir kırılgan sınıfın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönüşümün en yoğun hissedildiği alanlardan biri olan perakende sektörü ve özellikle indirim marketleri, kâr marjını maksimize etmek amacıyla ticari riskleri tamamen işçinin omuzlarına yükleyen bir sömürü düzeni inşa etmiştir,. İşletmelerin kendi ticari faaliyetlerinden doğan olağan riskleri çalışanlara yansıtması, iş hukukunun işçiyi koruma ilkesiyle taban tabana zıttır. İndirim marketlerinde personelin karşı karşıya kaldığı yoğun satış baskısı, son kullanma tarihi yaklaşan ürünlerin personelin kendisine zorla aldırılması, kasa açıkları ve etiket fiyat farklarının doğrudan işçinin ücretinden tahsil edilmesi gibi uygulamalar, salt birer işletme politikası değil, hukuka aykırı sistematik eylemlerdir. Bu makalede, işverenlerin kâr hırsıyla devreye soktuğu söz konusu dayatmaların işçi ücretleri üzerindeki yıkıcı etkileri ve bu eylemlerin yasal mevzuat karşısındaki durumu detaylı bir biçimde analiz edilecektir.

Kasa Açıkları ve Etiket Farklarının İşçiye Ödetilmesi

İndirim marketlerinde benimsenen "az işçi ile çok iş yapma" politikası, çalışanların olağanüstü bir fiziksel ve zihinsel yük altında ezilmelerine neden olmaktadır. Çalışanlar mağaza içerisinde yalnızca kasa işlemleriyle ilgilenmemekte; aynı zamanda mal sevkiyatı, reyon düzenlemesi ve mağaza temizliği gibi birbirinden farklı ve yoğun dikkat gerektiren görevleri eşzamanlı olarak yerine getirmeye zorlanmaktadırlar,. Bu yoğun karmaşa içerisinde, artan enflasyon ve merkezden gelen sürekli fiyat güncellemeleri nedeniyle ürün etiketlerini anlık olarak değiştirmek fiilen imkânsız bir hale gelmektedir,,. Müşteriler, rafta gördükleri eski ve düşük fiyattan ürünü satın almak istediklerinde, oluşan fiyat farkı işveren tarafından haksız ve hukuka aykırı bir biçimde doğrudan işçinin cebinden tahsil edilmektedir,,.

Benzer şekilde, personelin gün boyu maruz kaldığı ağır iş temposu ve dikkat dağınıklığı, mesai bitiminde kasa açıklarının oluşmasına yol açabilmektedir. İşletme yönetimi, bu açıkları ticari bir risk veya organizasyonel bir kusur olarak değerlendirmek yerine, faturayı yine çalışana kesmekte ve binlerce lirayı bulan kasa açıkları işçilerin maaşlarından kesilmektedir,. İşçilerin, yoksulluk sınırının dahi çok altında olan ücretleri, bu haksız kesintilerle birlikte açlık sınırının da altına inmekte ve çalışanlar derin bir ekonomik çıkmaza sürüklenmektedir,. İşletmenin, kendi organizasyonel eksikliklerinden kaynaklanan zararları işçiye fatura etmesi, modern iş hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Hukuki açıdan değerlendirildiğinde, işverenin işçinin rızası veya kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın maaşından kesinti yapması, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında düzenlenen ücretten kesinti yasağı ilkesinin açık bir ihlalidir. İşveren, meydana gelen etiket farkı veya kasa açığı zararlarının doğrudan işçinin kasıtlı eylemi veya ağır ihmali sonucunda oluştuğunu kanıtlamakla mükelleftir. Personel eksikliği nedeniyle her işe koşmak zorunda bırakılan bir işçinin, sistemsel yoğunluktan kaynaklanan etiket hatalarından dolayı ağır kusurlu kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. Ticari işletmenin doğasında var olan risklerin, perakende sektörünün ağır şartlarında hayatta kalmaya çalışan güvencesiz işçiye yansıtılması kesinlikle yasalara aykırıdır.

SKT Dayatmaları ve Hukuka Aykırı Satış Baskısı

İndirim marketlerinin kârı koruma stratejilerinden bir diğeri, son kullanma tarihi (SKT) geçmiş veya geçmek üzere olan ürünlerin imhasına yönelik katı fire kotaları uygulamasıdır,. İşletme yönetimi, belirlenen günlük imha kotasının aşılmaması için mağaza sorumluları ve personeli üzerinde muazzam bir baskı kurmakta; SKT'si yaklaşan ürünlerin ne pahasına olursa olsun müşterilere satılması emredilmektedir,. Çalışanlar, bu ürünleri satamadıkları takdirde beceriksizlikle suçlanmakta, liyakatsiz oldukları iddia edilerek ağır hakaret ve tehditlere maruz bırakılmaktadır,,. İşverenin bu dayatması, işçiyi hem ahlaki bir ikileme itmekte hem de müşteri ile işçi arasında çatışmalara zemin hazırlamaktadır.

Söz konusu baskı ve tehditler sonucunda fire kotasını aşmaktan ve yöneticilerin gazabına uğramaktan çekinen çalışanlar, satılamayan SKT'li ürünleri kendi ceplerinden satın almak zorunda bırakılmaktadır,,,. Çalışanların, kendi rızaları hilafına işletmenin zarara uğramaması adına şirket ürünlerini satın almaya mecbur bırakılması, iş akdinin sınırlarını aşan despotik bir uygulamadır,. İşverenin kâr marjını korumak uğruna işçinin ekonomik varlığına el uzatması, ücretin dokunulmazlığı ilkesini ihlal ettiği gibi, işçinin ekonomik bağımsızlığına yapılmış ağır bir saldırı niteliği taşımaktadır.

İşçinin, işverenin deposunda kalan çürük veya tarihi geçmek üzere olan ürünleri satın almaya zorlanması, hiçbir modern hukuk sisteminde himaye edilemez. Bu durum, işçiye yönelik dolaylı bir ücret kesintisi ve ekonomik bir gasp eylemidir. İş Kanunu, işçinin ücretinin tam ve eksiksiz ödenmesini güvence altına alırken, işverenin bu tür hileli yöntemlerle işçinin gelirine el koymasını kesin bir dille yasaklar. İşverenin bu eylemleri, iş ilişkisinin temelini oluşturan güven ve sadakat bağını derinden sarsan, işçiye haklı fesih imkânı tanıyan ağır ve haksız fiillerdir.

Ekonomik Mobbing (Psikolojik Taciz) Olarak Hedef Baskısı

İndirim marketlerinde çalışan personelin maruz kaldığı sömürü yalnızca kasa açıkları veya SKT'li ürünlerle sınırlı kalmamaktadır. İşverenler, ciroyu sürekli olarak yukarı çekmek amacıyla çalışanlara WhatsApp grupları üzerinden "kasa arkası" ve "aktüel" ürünleri satmaları yönünde ağır bir dayatmada bulunmaktadır,. Müşteriye sürekli ürün önermek zorunda bırakılan işçiler, belirlenen yüksek satış hedeflerine ulaşamadıklarında yöneticiler tarafından aşağılanmakta ve psikolojik bir teröre maruz kalmaktadırlar. Mesai saatleri dışında dahi devam eden bu iletişim ve hedef baskısı, işçinin özel yaşamını ortadan kaldırmakta ve çalışanı sürekli bir anksiyete içinde yaşamaya mahkûm etmektedir.

Satış hedeflerinin tutturulması için uygulanan bu kesintisiz ve sistematik eylemler, iş hukukunda psikolojik taciz (mobbing) olarak tanımlanmaktadır. İşveren, işsizliğin yüksek olduğu bir ekonomik konjonktürde, işçinin işini kaybetme korkusunu acımasızca istismar ederek onu mutlak bir itaate zorlamaktadır,. Sürekli daha fazlasını talep eden, işçinin kapasitesini ve çalışma koşullarını hiçe sayan bu satış politikası, çalışanın hem zihinsel hem de fiziksel sağlığını çökertmektedir. Kurumsallaşmış bir yapıya bürünen bu baskı, işverenin yönetim hakkının çok ötesine geçerek işçinin kişiliğine ve onuruna yönelik açık bir saldırıya dönüşmüştür.

Yargıtay içtihatları incelendiğinde, işçiye ulaşılamaz satış hedefleri koymak, hedeflere ulaşılamaması durumunda işçiyi izole etmek, mesai saatleri dışında sürekli işle ilgili iletişime zorlamak ve işçiyi beceriksizlikle itham etmek mobbingin somut delilleri olarak kabul edilmektedir. İndirim marketlerinde sistematik olarak uygulanan bu ekonomik mobbing, işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcunun açık bir ihlalidir. İşveren, kârını artırmak adına işçinin ruh sağlığını ve psikolojik bütünlüğünü tehlikeye atan bu tür kuralsız baskı yöntemlerinden hukuken sorumludur.

İş Hukuku Kapsamında İşçinin Korunması ve İspat Yükü

İş sözleşmesi, taraflar arasında sadece ekonomik bir mübadele değil, aynı zamanda kişisel bağlar da kuran bir sözleşme türüdür. Bu kapsamda işveren, işçinin kişilik haklarını korumak ve ona insan onuruna yaraşır bir çalışma ortamı sunmakla yükümlüdür. Ancak indirim marketlerinde görüldüğü üzere, personelin yetersiz sayıda istihdam edilerek rutin ve ağır işlerde kapasitesinin üzerinde çalıştırılması, işverenin koruma borcunu ağır şekilde ihlal ettiğini göstermektedir,. Çalışanların kasa açıklarından sorumlu tutulabilmesi için işverenin, bu zararın işçinin ağır kusuru veya kastı ile meydana geldiğini kesin delillerle kanıtlaması şarttır; aksi takdirde ispat yükü işverende olup, genel ve sistemsel yoğunluğa dayalı zararlar işçiye rücu edilemez.

İşverenin yönetim hakkı, mutlak ve sınırsız bir hak değildir; dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcu ile sınırlandırılmıştır,. Yöneticilerin, işçilere yönelik uyguladıkları SKT dayatmaları, zorla ürün satın aldırma ve haksız maaş kesintileri, işçinin yasal haklarının açıkça gasp edilmesidir. Bu tür sistematik ihlallere ve psikolojik taciz niteliğindeki ağır satış baskılarına maruz kalan bir işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun kendisine tanıdığı haklı fesih hakkını kullanarak iş sözleşmesini derhal sonlandırabilir. Haklı fesih hakkını kullanan işçi, kıdem tazminatına hak kazanacağı gibi, kendisinden hukuka aykırı olarak kesilen etiket farkları, kasa açıkları ve zorla aldırılan ürünlerin bedellerini de yasal faiziyle birlikte işverenden talep etme hakkına sahiptir.

Sonuç itibarıyla, indirim marketlerinin uyguladığı bu katı ve esnekleşme maskesi altındaki sömürü düzeni, yasal dayanaktan yoksundur. İşçinin, işletmenin ticari risklerine ve fire kotalarına ortak edilmesi, modern iş hukukunun koruyucu normlarıyla bağdaşmaz. Kasa açıklarının işçiden tahsil edilmesi ve SKT'li ürünlerin personelin ücreti pahasına eritilmeye çalışılması, açık birer ücretten kesinti yasağı ihlalidir. İşçiler, kendilerine dayatılan bu ekonomik mobbing karşısında çaresiz değildir; yasal yollara başvurarak gasp edilen haklarını, kesilen ücretlerini ve kıdem tazminatlarını iş mahkemeleri nezdinde talep edebilirler. İş hukukunun temel gayesi, kâr hırsıyla hareket eden sermaye karşısında, güvencesiz ve kırılgan yapıdaki emeği korumak ve adaleti tahsis etmektir.