Anasayfa Makaleler Göçmen İşçilerin Kayıt Dışı İstihdamı ve...

Makale

Küresel göç hareketleri, işgücü piyasasında kayıt dışı istihdam sorununu derinleştirmektedir. Bu makale, göçmen işçilerin çalışma koşullarını, uzun mesai saatlerini ve sigortasızlık olgusunu iş hukuku perspektifiyle inceleyerek, işçi-işveren ilişkilerindeki güncel hukuki riskleri değerlendirmektedir.

Göçmen İşçilerin Kayıt Dışı İstihdamı ve Çalışma Koşulları

Günümüzde küreselleşme süreci ve çeşitli coğrafyalarda ardı ardına yaşanan siyasi veya ekonomik istikrarsızlıklar, milyonlarca insanın daha iyi ve güvenli yaşam koşulları arayışıyla farklı ülkelere göç etmesine zemin hazırlamaktadır,. Ülkemiz, bulunduğu jeostratejik konum itibarıyla tarih boyunca yoğun göç dalgalarına ev sahipliği yapmış olup, bu durum güncel işgücü piyasasında çok derin yapısal dönüşümleri beraberinde getirmektedir,. İstihdam piyasasına dâhil olmak, ekonomik refah elde etmek veya geldikleri ülkelerdeki can güvenliği tehditlerinden uzaklaşmak amacıyla Türkiye'ye sığınan göçmenler, ağırlıklı olarak vasıfsız işgücü piyasasında faaliyet göstermektedir,. Bu noktada, yabancı uyruklu çalışanların istihdam ediliş biçimleri, iş hukuku mevzuatımız açısından hassasiyetle incelenmesi gereken çok boyutlu bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir hukuk bürosu perspektifiyle konuya yaklaşıldığında, resmi prosedürlerin tamamen dışında cereyan eden bu istihdam modeli, salt bir sosyolojik vaka olmanın ötesine geçmektedir. Bu durum, iş mevzuatının emredici kurallarının uygulanabilirliği ve devletin denetim mekanizmaları bağlamında ciddi hukuki tartışmalara yol açmaktadır. Göçmen işçilerin yasal statülerindeki sistemsel belirsizlikler, onları kayıt dışı ekonominin vazgeçilmez ancak hukuken güvencesiz bir unsuru haline getirmektedir,.

Göçmen İşçilerin İşgücü Piyasasına Katılımı ve Sektörel Dağılımı

Türkiye'ye göç eden yabancı uyruklu işçiler, işgücü piyasasına genellikle enformel ağlar üzerinden, özellikle de daha önce Türkiye'ye gelmiş olan göçmen arkadaşları veya akrabalarının oluşturduğu referans sistemleri aracılığıyla entegre olmaktadır,. Yapılan sosyolojik saha araştırmaları, göçmenlerin büyük bir kısmının ülkeye giriş yaptıktan sonraki ilk birkaç gün içinde son derece hızlı bir biçimde iş bulabildiklerini açıkça göstermektedir,. Bu hızlı istihdam süreci, göçmenlerin yoğunlukla tekstil, mobilya, inşaat, ticaret ve çeşitli vasıfsız hizmet sektörlerinde istihdam edilmesiyle açıklanmaktadır,. Hukuki açıdan değerlendirildiğinde, bu sektörlerdeki potansiyel denetim boşlukları ve işverenlerin işçilik maliyetlerini en aza indirme motivasyonu, yabancı çalışanları yasal koruma kalkanından mahrum bırakarak doğrudan kayıt dışı istihdam alanına itmektedir.

İşgücü piyasasına bu denli hızlı ve tamamen denetimsiz bir giriş yapılması, taraflar arasındaki işçi-işveren ilişkileri bağlamında yasanın aradığı şekil şartlarına uygun yazılı bir iş sözleşmesinin kurulamamasına neden olmaktadır. Göçmenlerin kendi ülkelerinde edindikleri mesleki yeterliliklerin ve diplomaların Türkiye'deki istihdam talepleriyle uyuşmaması veya resmi makamlarca tanınmaması, kendi ülkesinde kalifiye olan bireylerin dahi Türkiye'de vasıfsız ve güvencesiz işlerde çalışmasına yol açabilmektedir. İş hukuku prensipleri çerçevesinde, geçerli ve yazılı bir iş akdine dayanmayan bu tür fiili çalışma ilişkileri, işçinin ilerleyen süreçte kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yasalardan doğan diğer temel haklarını talep etmesini hukuken oldukça zorlaştırmaktadır. İşverenler ise ucuz ve esnek işgücü avantajından faydalanırken, mevzuattan doğan yasal yükümlülüklerinden kaçınma eğilimi göstermekte ve hukuki risk almaktadır,.

Sektörel bazda göçmen işçilerin üstlendiği ve genellikle fiziksel güce dayalı ağır işler, çalışma mevzuatının koruyucu hükümlerinin fiilen askıya alındığı, yasa dışı bir çalışma ekosisteminin doğmasına zemin hazırlamaktadır. Göçmenlerin önemli bir çoğunluğunun ülkeye yasadışı yollarla girmesi ve resmi kayıtlarının bulunmaması, istihdam edildikleri sektörlerde hukuken görünmez bir işgücü ordusu oluşturmalarına sebebiyet vermektedir,. Bu mevcut durum, sadece bireysel boyutta hak kayıplarına neden olmakla kalmamakta, aynı zamanda işgücü piyasasında yasal yükümlülüklerini yerine getiren işverenler aleyhine haksız rekabetin doğmasına ve ulusal istihdam politikalarının zafiyete uğramasına yol açan makro ölçekli bir hukuki problem teşkil etmektedir.

Kayıt Dışı İstihdamın Temel Nedenleri ve Hukuki Boyutu

Göçmen işçilerin Türkiye'deki istihdam süreçlerindeki en belirgin hukuki ihlal, araştırmalara yansıyan şekliyle çalışanların neredeyse tamamının sosyal güvenlik hakları olmaksızın, yani tamamen sigortasız bir biçimde çalıştırılmasıdır,. Bu hukuka aykırı fiili durumun temelinde, işçilerin yasal statü eksiklikleri ve buna doğrudan bağlı olarak gelişen sınır dışı edilme korkusu yatmaktadır,. Göçmenler, resmi kurumlara kayıt olmaları halinde kolluk kuvvetleri tarafından deşifre olacakları endişesiyle, sigortalı ve güvenceli bir istihdam modelinden ziyade, gizliliğin sonuna kadar korunduğu kayıt dışı çalışma alanlarını tercih etmek zorunda kalmaktadır. İş ve sosyal güvenlik hukuku dogmatiği açısından incelendiğinde, sosyal güvenlik hakkı anayasal bir hak olup işçinin rızasıyla dahi feragat edilemez mutlak bir nitelik taşımaktadır.

Kayıt dışı istihdam olgusunun bir diğer boyutu ise işverenlerin, yabancılar için alınması zorunlu olan çalışma izinleri konusundaki bürokratik engelleri ve maliyetleri aşmak istememeleridir. Göçmen işçilerin resmi olarak istihdam edilebilmesi için mevzuatın aradığı prosedürlerin karmaşıklığı ve sürecin uzunluğu, işverenleri kanunu dolanarak yasadışı çalıştırma yöntemlerine sevk etmektedir,. İşveren nezdinde sigorta primleri, vergiler ve diğer yasal kesintilerden kaçınma amacı, kısa vadede şirkete ekonomik bir avantaj sağlıyor gibi görünse de, durumun idari mercilerce tespiti halinde işletmelerin çok ağır idari para cezaları ve hukuki yaptırımlarla karşılaşma riskini barındırmaktadır,. İşçi ve işveren arasındaki bu hukuki zeminsizlik, taraflar arasında zımni bir rıza varmış gibi cereyan etse de, yasanın emredici kamu düzeni hükümlerine açıkça aykırıdır.

Yasal statüsü hiç bulunmayan veya ülkeye turist vizesiyle giriş yapıp vize süresi dolmasına rağmen fiilen çalışmaya devam eden göçmenlerin durumu, göç idaresi hukuku ile iş hukuku arasındaki kesişim noktasında içinden çıkılmaz yasal boşluklar yaratmaktadır,. İş hukuku uyuşmazlıklarında ispat yükü genellikle iddia eden tarafa, yani işçiye düşse de, kayıtsız çalışma durumlarında işçinin fiili hizmet süresini ve aldığı ücreti somut delillerle kanıtlaması hukuken meşakkatli bir süreçtir. Türk iş ve yabancılar mevzuatında göçmenlerin istihdamını düzenleyen ve kurallara bağlayan açık hükümler mevcut olmakla birlikte, yasadışı göçmenlerin nüfus yoğunluğu ve idari denetim mekanizmalarının yetersizliği, hukuki güvencelerin uygulamada kâğıt üzerinde kalmasına sebebiyet vermektedir,.

Temel Çalışma Koşulları: Uzun Mesai Saatleri ve Ücret Politikaları

Göçmen işçilerin çalışma sahasındaki fiili koşulları hukuki bir çerçevede incelendiğinde, günlük mesai saatlerinin kanun koyucu tarafından öngörülen yasal sınırların çok ötesinde uygulandığı tespit edilmektedir. Saha verileri ve araştırmalar, göçmenlerin genellikle haftanın 6 günü, günlük ortalama 11 ila 12 saat arasında aralıksız çalıştırıldıklarını şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır,,. İş Kanunu'muzda açıkça belirlenen haftalık 45 saatlik azami çalışma süresi ve günlük 11 saatlik mutlak sınır dikkate alındığında, bu kişilerin yasal mevzuatı açıkça ihlal eden, olağanüstü ve yıpratıcı bir mesai yükü altında tutuldukları ortadadır. Fazla çalışma süreleri için yasaların emrettiği zamlı ücretlerin hiçbir şekilde ödenmemesi, kayıt dışı çalışmanın getirdiği hukuksuzluğun doğrudan bir sonucudur.

Ücret politikaları ve işçilik alacakları bağlamında yaklaşıldığında, göçmen işçilerin çok büyük bir kısmının asgari ücret dolaylarında veya yasal asgari ücretin bile altında kazançlar elde ettiği görülmektedir,,. İşçiler, anavatanlarındaki son derece olumsuz ekonomik standartlarla kıyaslama yaptıklarında Türkiye'deki mevcut kazançlarından göreceli olarak memnuniyet duysalar da,, bu subjektif memnuniyet durumu, hukuki kriterler çerçevesinde işvereni haklı çıkarmaz ve asgari ücretin altında işçi çalıştırma yasağını ortadan kaldırmaz. Göçmenlerin büyük bir kısmının bekar olması, ailelerinin memlekette bulunması ve konaklama masrafından kaçınmak için doğrudan işyerlerinde barınmaları gibi etkenler, zorunlu yaşam maliyetlerini düşürdüğü için hukuka aykırı düşük ücret politikalarını mecburen kabullenmelerine yol açabilmektedir,.

İşveren ile yabancı işçi arasında kurulan bu orantısız mutabakat, modern iş hukukunun işçiyi ve emeği koruma ilkesiyle hiçbir surette bağdaşmamaktadır. Göçmen işçilerin sosyal haklardan tamamen mahrum bırakılması, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin gibi anayasal temeli olan temel haklardan fiilen faydalanamamaları, istihdam piyasasındaki hukuki kırılganlıklarını hat sahhaya taşımaktadır. Göçmenlerin sınır dışı edilme endişesiyle yasal yollardan hak arama kapasitelerinin neredeyse hiç olmaması, işverenlerin bu yasadışı uzun mesai ve düşük ücret politikasını sürdürülebilir bir kâr modeli olarak benimsemelerine neden olmaktadır. Bu durum, nihayetinde piyasa dinamiklerini bozmakta ve adil rekabet ortamını zedelemektedir.

Barınma Şartlarının Çalışma Koşullarına Etkisi

Göçmen işçilerin birçoğu ekonomik yetersizlikler ve kayıt dışı statülerinin getirdiği engeller nedeniyle bağımsız bir konut kiralayamamakta, bunun yerine bizzat çalıştıkları işyerlerinin bir bölümünde veya son derece kalabalık, hijyen standartlarından tamamen uzak ortak odalarda konaklamak mecburiyetinde kalmaktadır,,. Kiralık ev tutma süreçlerinde mülk sahipleri tarafından talep edilen yasal kimlik belgeleri ve resmi fatura abonelikleri gibi zorunlu bürokratik gereklilikler, resmi hüviyeti dahi bulunmayan bu bireyleri mecburi olarak işyeri barınmasına mahkûm etmektedir. Bu zorunlu yaşam biçimi, işverenin gözetimi altındaki çalışma saatleri ile işçinin şahsi dinlenme zamanı arasındaki yasal sınırları tamamen ortadan kaldırmaktadır.

Hukuki normlar açısından meseleye yaklaşıldığında, işverenin işçiye kendi rızasıyla barınma imkânı sunması veya buna göz yumması durumunda, tahsis edilen bu alanların asgari insani sağlık ve güvenlik şartlarını taşıması emredici bir yasal zorunluluktur. Göçmen işçilerin dinlenme alanlarını, tuvalet ve banyo gibi temel hijyen gerektiren mekanları son derece sağlıksız koşullarda ortaklaşa kullanmaları,, işverenin kanunlardan doğan iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini açık ve net bir biçimde ihlal ettiğini kanıtlamaktadır. İşyerinin aynı zamanda bir yaşam alanına dönüştürülmesi, mesai dışı saatlerde dahi meydana gelebilecek kazaların iş kazası olarak nitelendirilmesi riskini doğurmakta, böylece işverenin hukuki, idari ve cezai sorumluluk çerçevesini son derece tehlikeli bir boyutta genişletmektedir.

İşveren Yükümlülükleri ve Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele

Göçmen işçilerin kayıt dışı istihdam sorununun önüne geçilebilmesi ve çalışma hayatının evrensel hukuk kuralları zeminine oturtulması için devletin düzenleyici kurumlarına ve işverenlerin kendisine düşen çok kritik yasal yükümlülükler bulunmaktadır. İlk ve en önemli adım olarak, işverenlerin yabancı uyruklu kişi çalıştırma prosedürlerini kesinlikle yasal mevzuata uygun hale getirmesi, sektördeki haksız rekabeti önlemek ve kayıt dışı işçi haklarını hukuki teminat altına almak adına vazgeçilmez bir zorunluluktur. Bu bağlamda, yasa koyucu ve politika yapıcı merciilerin göçmenlerin çalışma izni alma süreçlerini işverenler açısından rasyonel bir şekilde basitleştirmesi ve gereksiz bürokratik engelleri asgariye indirmesi, çalışma hayatındaki yasadışılığın ve kayıt dışılığın azaltılması yönünde atılacak en stratejik hukuki adımlardan biri olarak hukuken tavsiye edilmektedir,,.

Diğer bir yönden, devletin idari ve teftiş mercilerinin işgücü piyasasındaki denetim mekanizmalarını çok daha proaktif ve tavizsiz bir şekilde işletmesi hukuki bir zorunluluktur. Yasalara aykırı olarak kayıtsız yabancı işçi çalıştıran işletmelere yönelik uygulanan idari ve mali yaptırımların caydırıcılığının artırılması, hem yasal yükümlülüklerini yerine getiren dürüst işverenlerin ve yerli işgücünün ekonomik olarak korunması hem de göçmenlerin asgari insani çalışma standartlarına fiilen kavuşması için elzem bir devlet politikası olmalıdır,. Hukuk sistemimizin en temel gayesi, kişinin milliyeti veya statüsü ne olursa olsun sömürüye karşı emeğin üstün tutulması ve her türlü istihdam ilişkisinde evrensel adaletin tesis edilmesinin sağlanmasıdır.

Sonuç itibarıyla, göçmen işçilerin Türkiye'deki istihdam süreçleri ve temel çalışma koşulları, modern iş hukukunun çözülmesi gereken en karmaşık ve acil inceleme alanlarından birini teşkil etmektedir. Sistematik hale gelen kayıt dışı çalışma, yasal sınırları fersah fersah aşan uzun mesai saatleri ve anayasal sosyal güvenlik hakkından yoksunluk, göçmen işçilerin ekonomik mecburiyetlerden ötürü kendi rızalarıyla kabul ettikleri bir durum gibi yansısa da, hukuki emredici normlar karşısında işverenin ağır idari ve tazminat sorumluluklarını kesinlikle ortadan kaldırmamaktadır. Bu dezavantajlı bireylerin yasal istihdam çerçevesine ivedilikle dâhil edilmesi, çalışma izin süreçlerinin günün şartlarına göre rasyonelleştirilmesi ve devletin denetim mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilmesi, evrensel hukukun üstünlüğü ilkesinin tartışılmaz bir gereğidir. İşgücü piyasasında hukuki adaletin sağlanması ve çalışma barışının korunması, ancak yasal düzenlemelere harfiyen uyulmasıyla mümkündür.