Makale
İş hukuku ve idare hukuku disiplinlerinde, idareye veya âmirlere tanınan takdir yetkisinin sınırlarının aşılması, kamu görevlileri üzerinde telafisi güç zararlar doğurabilmektedir. Bu makale, takdir yetkisinin keyfî kullanımı ile disiplin cezalarının hukuka aykırı bir biçimde nasıl sistematik bir mobbing aracına dönüştüğünü incelemektedir.
Disiplin Cezalarında Takdir Yetkisinin Mobbing Aracı Olarak Kullanımı
Hukuk sistemimizde kamu kurumlarının ve özellikle hiyerarşik yapının temel taşı olan askerî ve sivil idarelerin düzenli işleyişi, disiplin kurallarının tavizsiz bir şekilde uygulanmasına bağlıdır. İdareye ve disiplin âmirlerine tanınan takdir yetkisi, mevzuatın her somut olayı önceden öngöremeyeceği gerçeğinden hareketle, hizmetin gereklerine en uygun müdahalenin yapılabilmesi amacıyla kurgulanmıştır. Ancak bu yetkinin kamu yararı ve objektif kriterler gözetilmeksizin kullanılması, takdir yetkisinin keyfîliğe dönüşmesine zemin hazırlamaktadır. Özellikle üst-ast ilişkisinin yoğun yaşandığı kurumlarda, disiplin cezaları adil bir yaptırım aracı olmaktan çıkarak personeli psikolojik olarak yıpratmayı hedefleyen sistematik bir yıldırma, yani mobbing aracı hâline gelebilmektedir. İş hukuku ve idare hukuku doktrinleri açısından mobbing, sadece kişisel husumetlerle değil, kanunun verdiği yasal yetkilerin örtülü bir şekilde kötüye kullanılmasıyla da vücut bulur. Âmirin sahip olduğu disiplin yetkisi, çalışanı sürekli bir cezalandırılma tehdidi altında bırakarak mesleki aidiyetini ve psikolojik bütünlüğünü tahrip eden bir silaha dönüşmektedir. Bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesini zedelediği gibi, çalışanın insan onuruna yaraşır bir çalışma ortamında bulunma hakkını da doğrudan ihlal edebilmektedir.
[Takdir Yetkisinin Hukuki Çerçevesi ve Sınırları]
İdare hukukunda takdir yetkisi; idarenin eylem ve işlemlerinde, kesin ve bağlayıcı bir hukuk kuralının bulunmadığı durumlarda, somut olayın özelliklerine göre birden fazla meşru seçenek arasından tercih yapabilme serbestisidir. Kanun koyucu, disiplin ihlallerinin çeşitliliğini ve her olayın kendine has dinamiklerini göz önüne alarak, idareye olayları değerlendirme ve uygun yaptırımı belirleme konusunda belirli bir hareket alanı bırakmıştır. Ancak bu serbesti, idarenin mutlak ve sınırsız bir özgürlüğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Takdir yetkisinin kullanımı, anayasal güvenceler, eşitlik ilkesi ve kamu yararı gibi üstün hukuk normlarıyla sıkı sıkıya sınırlandırılmıştır,. Bir disiplin âmiri ceza verirken, fiilin işleniş biçimini, hizmete olumsuz etkisini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kusur derecesini ve geçmiş disiplin safahatını objektif bir biçimde değerlendirmek zorundadır,. Kamu gücünü kullanan idare, takdir yetkisini uygularken kanunun getirdiği özel şartlara haklı bir gerekçe ortaya sunarak yaklaşmakla yükümlüdür; aksi eylemler idarenin yasal meşruiyetini tartışmalı hâle getirecektir.
Bu bağlamda takdir yetkisinin sınırlarını aşan veya bu yetkiyi yasanın öngördüğü amacın dışında kişisel saiklerle kullanan idari işlemler, açık bir biçimde hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Âmirler, disiplin işlemlerini tesis ederken eylemlerini mutlaka gerekçelendirmeli ve aldıkları kararların makul sebeplere dayandığını her türlü şüpheden uzak bir şekilde ispat etmelidirler. Gerekçesiz, subjektif değer yargılarına dayanan ve personeli dezavantajlı konuma düşürerek eşitlik ilkesini ihlal eden uygulamalar, idarenin keyfiliği anlamına gelir ve hukuk devleti ilkesini temelinden zedeler,. Disiplin âmirinin, benzer disiplin ihlallerinde bulunan farklı personele sırf kişisel husumet, statü farklılığı veya keyfi tercihler nedeniyle farklı ağırlıkta cezalar vermesi, takdir yetkisinin açık bir şekilde kötüye kullanılmasıdır. İdare, kanunun kendisine tanıdığı ayrıcalıkları haklı bir nedene dayandırmadan kullanamaz; aksi takdirde idari işlemin amaç unsuru yönünden sakatlanması ve kamu menfaatinin zarar görmesi kaçınılmazdır,. Bu nedenle işlemlerin nesnel sınırlar içinde kalması zaruridir.
[Disiplin Cezalarının Silaha Dönüşmesi: Mobbingin İnşası]
Çalışma hayatında mobbing, bir çalışana yönelik olarak hiyerarşik üstleri, eşitleri veya astları tarafından sistematik biçimde uygulanan, onu iş yerinden dışlamayı, yıldırmayı ve psikolojik çöküntüye uğratmayı amaçlayan düşmanca davranışlar bütünüdür. Takdir yetkisinin kötüye kullanılması bağlamında mobbing, çoğunlukla yasal görünümlü disiplin işlemlerinin ardına saklanarak gerçekleştirilir. Hiyerarşik üstünlüğünü ve disiplin cezası verme salahiyetini şahsi bir baskı aracına dönüştüren âmir, astını sürekli bir soruşturma ve cezalandırma tehdidi altında tutarak onun mesleğine olan saygısını, aidiyet duygusunu ve motivasyonunu yok eder. Özellikle sınır ötesi operasyonlarda veya kritik lojistik ve operasyonel bölgelerde, âmirine duyduğu güveni tamamen kaybeden ve her an ceza alacağı korkusunu taşıyan personelin görevini gereği gibi ifa etmesi beklenemez; bu durum kurumsal zafiyetlere ve telafisi imkânsız maddi veya manevi kayıplara yol açarak kamu hizmetinin doğrudan çökmesine neden olabilmektedir.
Disiplin cezasının asıl amacı bozulan kurum düzenini yeniden tesis etmek, çalışma barışını korumak ve personeli ıslah ederek sisteme kazandırmak iken, mobbing sürecinde ceza bizzat bir tahrip ve tasfiye aracına dönüşür. Üstlük nüfuzunu şahsi egoları veya kişisel husumetleri doğrultusunda kullanan disiplin âmirleri, personelin en ufak hatalarını dahi büyüterek en ağır yaptırımlarla karşılamakta veya kanuni haklarını kullanmalarını dahi örtülü bir disiplinsizlik olarak nitelendirebilmektedir. Örneğin, personelin kanundan doğan şikayet hakkını kullanması veya meşru bir mazeret bildirmesi, mobbing uygulayan âmir tarafından hiyerarşiye itaatsizlik veya saygısızlık olarak kurgulanarak haksız disiplin cezalarına konu edilebilmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, disiplin ve hiyerarşinin tesisi bahanesiyle dahi olsa, bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin ölçüsüzce sınırlandırılması, personelin sindirilmesi ve mesleki itibarının zedelenmesi demokratik bir hukuk toplumunda kesinlikle kabul edilemez bir uygulamadır.
[Kıyas Yetkisinin Keyfiliğe ve Bezdirme Eylemlerine Etkisi]
Disiplin mevzuatında yer alan ve âmirlere yoruma açık eylemleri cezalandırma imkânı tanıyan kıyas hükümleri, mobbing eylemlerinin yasal bir kılıfa büründürülmesinde en sık başvurulan yöntemlerden birisidir. Ceza hukukunun temel prensibi olan "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi, disiplin hukukunda tam anlamıyla katı bir şekilde uygulanmadığında, idareye personelin eylemlerini disiplin suçu olarak keyfince tanımlama konusunda çok tehlikeli bir esneklik sunulmuş olur. Disiplin kanunlarında "nitelik ve ağırlıkları itibarıyla benzer eylemler" şeklinde ifade edilen muğlak ve kıyas yapılmasına yasal zemin hazırlayan kurallar, kötü niyetli âmirlerin hedef aldıkları astlarını cezalandırmak için kolayca gerekçe üretebilmelerine olanak tanır,. Sınırları net çizilmeyen bu tür orantısız yetkiler, personelin hangi davranışının ne tür bir yaptırımla karşılaşacağını öngörememesine, dolayısıyla hukuki güvenlik ilkesinin ağır biçimde ihlaline neden olur. Kıyas yasağının bulunmaması, âmirin kişisel takdiriyle her türlü olağan davranışı dahi disiplin suçu sayarak personele yönelik yıkıcı ve sistematik bir yıldırma süreci başlatabilmesine kapı aralamaktadır.
[Sistematik Yıldırma: Disiplin Ceza Puanı Sisteminin Kötüye Kullanımı]
Mobbingin idari işlemler silsilesiyle en somut ve yıkıcı şekilde ortaya çıktığı durumlardan bir diğeri, disiplin ceza puanı sistemlerinin hiyerarşik üstler tarafından kasten kötüye kullanılmasıdır. Çeşitli kamu mevzuatlarında, personelin belirli bir süre içinde aldığı basit nitelikli cezaların birikerek belirli bir puana veya önceden saptanmış bir ceza sayısına ulaşması durumunda, kişinin meslekten çıkarılmasını veya sözleşmesinin tamamen feshedilmesini öngören düzenlemeler bulunmaktadır,. Normal şartlarda kurumda disiplinsizliği alışkanlık hâline getiren ve ıslahı mümkün olmayanları sistem dışına çıkarmayı amaçlayan bu kural, takdir yetkisini bir tasfiye silahı olarak kullanan âmirlerin elinde son derece tehlikeli ve meşru görünümlü bir araca dönüşür. Âmir, hedefe koyduğu personeli kurumdan uzaklaştırmak için ağır ve nitelikli bir suç ispatı gerektiren meşakkatli yola başvurmak yerine, çok basit ve yoruma açık konularda art arda hafif cezalar vererek yasal ceza puanı kotasını doldurma stratejisini izler.
Söz konusu bu yöntem, mobbingin doğasındaki "sistematik ve sürekli olma" unsurunun doğrudan ve resmi olarak idari kayıtlara yansımış en net hâlidir. Personel, tek başına meslekten ihracı asla gerektirmeyecek kadar önemsiz ve sıradan olan eylemler silsilesi üzerinden adım adım inşa edilen kusursuz bir hukuki tuzakla karşı karşıya bırakılır. Kanunilik ve belirlilik ilkelerinden tamamen uzak, âmirin son derece geniş takdir yetkisiyle keyfi olarak verilen bu cezalar, nihayetinde personelin en temel anayasal hakkı olan çalışma ve kamu hizmetinde bulunma hakkını acımasızca elinden alır. Üstelik bu tür hafif cezaların verilmesi usulen çok daha kolay ve hızlı olduğundan, çoğu zaman bağımsız ve derinlemesine bir soruşturma süreci işletilmeden salt matbu bir savunma alınarak tesis edildiğinden, çalışanın itiraz ve kendini koruma imkânları da fiilen zayıflatılmış olur. Bu bağlamda ceza puanı sistemi, kötü niyetli idarecilerin elinde çalışanları sistematik olarak yok etmeye yarayan yasal bir mobbing makinesine dönüşmektedir.
[Mobbingin İspatı Bağlamında Hukuki Sorumluluklar]
Disiplin cezaları yoluyla gerçekleştirilen mobbingin hukuki boyutu, iş ve idare hukukunda idarenin sorumluluğunu doğuran en kritik alanlardandır. Kamu görevlilerinin maruz kaldığı bu tür yıldırma eylemleri, kâğıt üzerinde hukuka uygun görünen idari işlemlerin ardına ustalıkla gizlenir. Ancak idarenin eylem ve işlemlerinin salt hukuka uygunluk karinesinden yararlanması, bu işlemlerin mutlak ve sarsılmaz olduğu anlamına gelmez. İdari yargı içtihatlarına göre, birbiri ardına çok kısa aralıklarla verilen disiplin cezaları, soruşturma usullerine riayet edilmeden alelacele tesis edilen yaptırımlar ve eşit konumdaki diğer çalışanlara müsamaha gösterilirken spesifik bir personele sürekli en üst sınırdan ceza uygulanması, idari yetkinin mobbing amacıyla kullanıldığının en güçlü karinelerindendir. Âmirin, takdir yetkisini kullanırken aldığı kararların somut, hukuki ve maddi gerekçelerini ortaya koyamaması, bu üstün yetkinin yasanın ruhuna uygun olarak değil, tamamen kişisel husumet ve personeli bezdirme saikiyle tatbik edildiğinin net bir kanıtı niteliğini taşımaktadır.
Sonuç itibarıyla, idare hukukunun disiplin makamlarına tahsis ettiği takdir yetkisi, yalnızca kamu hizmetinin kesintisizliğini ve etkinliğini sağlamak için kanunla verilmiş bir emanettir. Bu istisnai yetki hiçbir koşulda personeli ezmek, ona psikolojik şiddet uygulamak veya şahsi kin güderek onu meslekten tasfiye etmek için kullanılamaz. Disiplin mekanizmalarının sistematik bir mobbing aracına dönüştürülmesi, sadece mevzuatın değil, aynı zamanda insan onurunu merkeze alan evrensel hukuk normlarının da çok ağır bir ihlalidir. Âmirlerin, kanunun arkasından dolanarak art arda verdikleri ölçüsüz cezalar ve kıyas yoluyla keyfi olarak ürettikleri disiplin suçları, hukuki güvenlik ilkesini derinden sarsmakta ve devlete duyulan itimadı yok etmektedir. Kamu kurumlarında adil, sağlıklı ve verimli bir çalışma barışının sürdürülebilmesi için takdir yetkisinin sınırlarının objektif kriterlerle net bir biçimde çizilmesi, eylemlerin mutlaka mantıksal bir gerekçeye dayandırılması şarttır. Disiplin hukukunda yasal zırha bürünmüş bu tür örtülü mobbing vakalarının engellenmesi ancak hukukun üstünlüğüne kayıtsız şartsız riayet edilmesiyle mümkün olacaktır.