Anasayfa Makaleler Demografik Riskler Işığında İşverenin Gözetme...

Makale

İşyerinde psikolojik taciz (mobbing) riskinin çalışanların yaş, cinsiyet, medeni durum, kıdem ve eğitim gibi demografik özelliklerine göre değişiklik gösterdiği bilimsel verilerle sabittir. Bu farklılıklar, işverenin işçiyi gözetme borcu kapsamında mobbingle mücadele stratejilerini özel olarak şekillendirmesini zorunlu kılmaktadır.

Demografik Riskler Işığında İşverenin Gözetme Borcu

İş hukuku disiplini içerisinde işveren ile işçi arasındaki ilişkinin en temel ve bağlayıcı unsurlarından biri, şüphesiz ki işverenin işçiyi gözetme borcu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu borç, sadece mevzuatın emrettiği asgari fiziksel iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmasını değil, aynı zamanda işyerinde her açıdan sağlıklı, huzurlu ve güvenli bir çalışma ikliminin tesis edilmesini emretmektedir. Günümüzde modern organizasyonların en karmaşık ve tahrip edici sorunlarından biri haline gelen psikolojik taciz (mobbing) eylemleri, işverenin bu temel hukuki yükümlülüğünün açık bir ihlalidir,. Yürütülen detaylı bilimsel araştırmalar, mobbingin kurum içinde herkese eşit dağılan homojen bir tehdit olmadığını; aksine çalışanların yaş, cinsiyet, medeni durum, kurumdaki çalışma süresi ve eğitim seviyesi gibi demografik risk faktörlerine göre çok ciddi sapmalar ve farklılıklar gösterdiğini somut verilerle ortaya koymaktadır,. Bu değişkenler ışığında, işyerindeki psikolojik taciz risk haritasının uzmanlarca çıkarılması ve yüksek risk gruplarına yönelik kurumsal koruma kalkanlarının oluşturulması kanuni bir zorunluluktur. Demografik farklılıkların bir dışlama aracına dönüşmemesi için, yöneticilerin adil bir yönetim anlayışı benimsemesi elzemdir.

Cinsiyet ve Yaş Faktörlerinin Psikolojik Taciz Riskine Etkisi

Çalışma hayatında psikolojik taciz vakalarının istatistikleri incelendiğinde, cinsiyet faktörünün mobbing sürecinde son derece belirleyici bir demografik risk unsuru olduğu görülmektedir. Yükseköğretim kurumları gibi kültürel seviyenin yüksek olduğu alanlarda dahi yapılan geniş çaplı araştırmalara göre; kadın çalışanların, erkek çalışanlara kıyasla istatistiksel olarak çok daha yüksek oranda mobbing vakalarına maruz kaldıkları tespit edilmiştir,,,. Özellikle mağdurların yaşam kalitesini, mesleki itibarını, sosyal ilişkilerini ve kurum içi iletişim kurma olanaklarını doğrudan hedef alan düşmanca saldırıların sıklıkla kadınları hedef aldığı bildirilmektedir. Bu sosyolojik gerçeklik, işverenin gözetme borcu kapsamında, toplumsal cinsiyet kalıplarının işyerindeki yıkıcı yansımalarına karşı çok daha hassas, duyarlı ve önleyici bir duruş sergilemesini gerektirmektedir. Kadın çalışanların, işyerindeki örtülü veya açık cinsiyetçi yaklaşımların kurbanı konumunda olabileceği ihtimali sürekli göz önünde bulundurulmalı; belirlenecek ceza ve koruma politikalarında bu savunmasızlık gerçeği merkeze alınmalıdır. Bu bağlamda, eşit işlem yapma yükümlülüğü çerçevesinde, cinsiyete dayalı farklı muamelelerin ve sistematik dışlama pratiklerinin kati surette engellenmesi, işverenin öncelikli yasal görevlerindendir.

Yaş faktörü de psikolojik tacize maruz kalma riski açısından işverenin büyük bir dikkatle analiz etmesi gereken bir diğer kritik demografik değişkendir. Kapsamlı araştırma sonuçları, 18-25 yaş aralığındaki genç ve sektöre henüz yeni girmiş çalışanların mobbinge maruz kalma düzeyinin nispeten daha az olduğunu göstermektedir; ancak yaş ilerledikçe bu tablo dramatik biçimde değişmektedir,. Özellikle 26-33, 34-41, 42-49 ve 50 yaş ve üzeri gruplarda, kişilerin mesleki gelişiminin sekteye uğratılması ve on yıllar içinde edindikleri mesleki itibarın zedelenmesine yönelik sistematik yıldırma davranışlarının ciddi bir ivme kazandığı kanıtlanmıştır,,. Genç çalışanların henüz liyakat basamaklarının başında olmaları sebebiyle bir tehdit olarak görülmedikleri; buna karşın belirli bir tecrübe, birikim ve yaşa ulaşmış çalışanların, işyerindeki güç dengeleri ve terfi rekabeti unsurları nedeniyle daha sık hedef tahtasına oturtuldukları anlaşılmaktadır. İşveren, ileri yaş gruplarındaki yetkin işçilerin, diğer çalışanlar tarafından yersiz bir rekabet unsuru olarak algılanıp örgüt dışına itilmeye çalışılmasını kesin surette bertaraf etmekle mükelleftir.

Eğitim, Kıdem ve Medeni Durum Ekseninde Gözetme Yükümlülüğü

İşyerindeki kıdem süresi ve akademik veya mesleki eğitim düzeyi, bireylerin maruz kalabileceği mobbing şiddetinin yönünü ve dozunu doğrudan etkileyen hayati demografik özelliklerdendir. Çalışma yaşamında, yüksek lisans ve doktora gibi ileri akademik eğitim seviyelerine sahip olan kişilerin, lisans mezunu olan meslektaşlarına göre çok daha fazla psikolojik tacize ve sistematik dışlanmaya uğradığı bilimsel verilerle doğrulanmıştır,,,. Benzer bir korelasyon kıdem bağlamında da incelendiğinde; işyerinde 1-5 yıl gibi çok kısa süredir bulunan çalışanların mobbing bataklığından daha az etkilendiği görülürken, kurumda 11-15 yıl, 16-20 yıl ve 21 yıl üzeri gibi ciddi kıdeme sahip olan köklü çalışanların daha ağır bir tabloyla karşılaştığı saptanmıştır,,. Bu kıdemli grubun; sosyal ilişkileri zedeleyen, özel hayata fütursuzca müdahale eden ve uzun yıllarca inşa edilen kişisel itibarı yerle bir eden düşmanca davranışlara çok daha yoğun şekilde maruz bırakıldığı tespit edilmiştir. Başarı, üstün donanım ve tecrübenin, işyerinde takdir edilmek yerine kıskançlık veya husumet duygularını tetikleyerek nitelikli çalışanları birer günah keçisi haline getirmesi durumunda işverenin aktif müdahalesi şarttır,.

Bireylerin evli veya bekar olmaları gibi medeni durum dinamikleri de işyerindeki sosyal etkileşim süreçlerini ve mobbing boyutlarını değiştirebilmektedir. Bilimsel ve istatistiksel raporlar, evli çalışanların, bekar çalışanlara kıyasla bilhassa kişinin özel hayatına müdahale eden davranışlar boyutunda çok daha fazla ve yıpratıcı psikolojik taciz vakasına maruz kaldıklarını net bir şekilde gözler önüne sermektedir,,,. Bu doğrultuda işverenin gözetme borcu, hiçbir surette sadece mesai saatleri içerisindeki operasyonel güvenliği ve bedensel bütünlüğü sağlamakla sınırlı kalamaz. Aksine bu geniş kapsamlı borç, işçinin aile hayatını, kişisel sınırlarını ve özel yaşamının dokunulmazlığını ihlal eden her türlü maksatlı dedikodu, asılsız söylenti veya mesnetsiz imalardan mutlak surette korunmasını da zorunlu olarak ihtiva eder. Evli çalışanların ailevi sorumluluklarının veya mahrem yaşamlarındaki olağan gelişmelerin, işyerinde bir zafiyet, acımasız bir eleştiri ya da alay konusu yapılması çalışma huzurunu kökünden zehirler. Bu tür sınır aşan eylemlerin varlığında, işverenin önleyici sorumluluğu devreye girmeli; kişilerin özel hayatına saygı ilkesi tüm personelce koşulsuz benimsenmelidir,.

Yönetici Profilinin Kurum İklimine ve Mobbinge Etkisi

Örgütsel hiyerarşi ve yönetim kademesindeki karar alıcı aktörlerin kendi demografik özellikleri de mobbing süreçlerinin kurumsal karakterini yakından belirleyen, atlanmaması gereken bir unsurdur. İşyerindeki müdür, bölge sorumlusu, bölüm başkanı veya dekan gibi üst düzey yöneticilerin cinsiyetinin, alt kademedeki personelin maruz kaldığı mobbing eylemleri üzerinde dahi belirgin istatistiksel farklılıklar yarattığı araştırmalarla sabittir. Elde edilen bilimsel verilere göre, yöneticisi kadın olan çalışanların, yöneticisi erkek olan çalışanlara kıyasla kendi aralarında iletişim kurmalarını, bilgiye erişmelerini veya birim içinde kendilerini ifade etmelerini engelleyen pasif-agresif davranışlara çok daha fazla maruz kaldıkları açıkça tespit edilmiştir,,,. Bu durum, yönetici pozisyonundaki bireylerin demografik özelliklerinin, kurum içi iletişim kanallarını, yatay gruplaşmaları ve hiyerarşik baskı mekanizmalarını nasıl dönüştürdüğünü göstermesi açısından son derece kritiktir. İşveren konumundaki tüzel veya gerçek kişilerin, işletmeye atadıkları yöneticilerin yönetim tarzlarını ve personelle kurdukları asimetrik iletişim biçimlerini objektif ölçütlerle sürekli denetlemesi hukuki bir zorunluluktur,.

İşyerinde Çeşitlilik Yönetimi ve Farkındalık Çalışmaları

Çalışanların bünyesinde barındırdığı yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi veya inanç gibi demografik farklılıkların işyerinde toksik bir ayrımcılık ve mobbing girdabı üretmemesi için, işverenlerin kurumsal düzeyde vizyoner bir farklılıkların yönetimi stratejisi geliştirmesi kesin bir hukuki mecburiyettir,. İşverenin gözetme borcunun çağdaş hukuk sistemlerindeki en somut tecellisi, işyerindeki bu karmaşık sosyo-demografik çeşitliliği bir kamplaşma kaynağı olmaktan çıkarıp, çok sesli bir kurumsal zenginlik unsuruna dönüştürebilmektir. Bu hedefe ulaşmak maksadıyla atılacak ilk ve en önemli adım; işyerinde ayrımcılık, haksız dışlama ve psikolojik taciz teşkil eden tüm düşmanca davranış setlerinin, şirket politika belgelerinde ve bağlayıcı iç yönetmeliklerde yoruma mahal bırakmayacak kati bir netlikte tanımlanmasıdır. Buna ek olarak, belirli periyotlarla tüm personeli eşit ve anonim şekilde kapsayan mobbing ve işyeri iklimi anketlerinin düzenlenmesi, sorunların henüz derinleşmeden erken teşhisi için işverenin rutin olarak başvurması gereken en bilimsel denetim araçlarındandır. Hukuk, tehlikeyi doğmadan boğan, proaktif bir şirket kültürü talep etmektedir.

Kişilerarası çatışmaların henüz büyümeden doğru iletişim kanallarıyla yönetilmesi ve işyerindeki psikososyal risk faktörlerinin zamanında izole edilmesi, mobbing ile sürdürülebilir, tavizsiz bir mücadelenin temel taşıdır. Çalışanların yaşı, cinsiyet kimliği, eğitim geçmişi veya kurumdaki kıdem yılı ne olursa olsun, birbirleriyle saygı çerçevesinde ve yapıcı bir profesyonel dille iletişim kurabilmelerini sağlayacak çatışma yönetimi eğitimlerinin periyodik olarak verilmesi, işverenin yasal eğitim ve bilgilendirme yükümlülüğü kapsamına girmektedir,. Zira bir departman veya küçük bir proje ekibi içinde filizlenen basit, ufak tefek anlaşmazlıklar; müdahale edilmediğinde dedikodu, iftira veya kinayeli imalarla desteklenip bir personelin tam bir sosyal izolasyonuna dönüştüğünde, bu kriz tüm örgüt iklimini zehirler ve şirketin genel kurumsal verimliliğini ağır şekilde tahrip eder,,. Bu sebeple, ilgili departman yöneticilerinin, tüm çalışanları mobbing süreçlerinin iç dinamikleri, doğuracağı psikolojik yıkım ve örgüt içi başvuru yolları hakkında güncel tutması şarttır.

Yönetim Kademesinin Sorumlulukları ve Şikayet Mekanizmaları

Psikolojik taciz sarmalına yakalanan ve uzun süre eziyet çeken mağdurların en büyük çekincesi, yapacakları şikayetlerin üst yönetim tarafından sümen altı edileceği, olayların ciddiye alınmayacağı veya bizzat kendilerinin kurumsal işleyişi bozan, geçimsiz kişi ilan edilerek misillemeye maruz bırakılacakları yönündeki haklı korkularıdır,,. Demografik özellikleri nedeniyle işyerinde halihazırda dezavantajlı konumda hisseden çalışanların bu derin endişeleri çok daha yoğun yaşaması sosyolojik bir beklentidir. Bu kritik kırılma noktasında işverenin en hayati yasal ve yönetimsel sorumluluğu; mobbing, dışlama ve ayrımcılık iddialarına ilişkin son derece etkin, tarafsız işleyen, hızlı sonuç veren ve başvuranın gizlilik haklarına tam riayet eden şeffaf bir şikayet mekanizması kurmaktır,. İşverene ulaşan her türlü yatay veya dikey psikolojik taciz şikayeti, failin rütbesi ne olursa olsun kesinlikle göz ardı edilmemeli; iddialar derhal, büyük bir ciddiyetle ve tüm detaylarına inilerek bağımsız disiplin kurullarınca incelemeye tabi tutulmalıdır.

İşletme bünyesinde güven veren, tarafsız ve etkin bir şikayet sisteminin yokluğu, mağdurların yoğun çaresizlik hissi, ağır uyku bozuklukları, kaygı atakları ve yüksek stres gibi geri dönüşü olmayan bedensel ve psikososyal sorunlarla yapayalnız kalmasına doğrudan zemin hazırlar,,. Özellikle ileri yaş grubundaki, yüksek lisans veya doktora eğitimli ve kuruma on yıllarca emek vermiş kıdemli çalışanların, maruz kaldıkları bu sinsi itibar suikastları sonucunda düştükleri dışlanmışlık hissi, onları büyük bir sessizlik ve izolasyon sarmalına itmektedir,. İşveren, evrensel hukuki güvenlik ilkesi gereğince, sadece resmi bir evrakla şikayet edildiğinde harekete geçen hantal, reaktif bir yapı değil; işyerinin olağan operasyonel rutini içinde kamufle olmuş mağduriyetleri tespit edebilen uyanık ve proaktif bir mekanizma işletmek zorundadır. Yapılan titiz soruşturmaların sonucunda kusurlu bulunan kişilere, eylemlerinin yıkıcılığıyla orantılı, kesin ve emsal teşkil edecek caydırıcı disiplin yaptırımlarının tereddütsüz şekilde uygulanması hukuki bir emirdir.

Sonuç olarak, işyerindeki psikolojik taciz eylemleri tek boyutlu, basit bir zorbalık eylemi olmayıp; çalışanların cinsiyet, yaş, akademik eğitim seviyesi, kurum içi kıdem ve medeni durum gibi kişisel ve demografik özellikleri etrafında şekillenen, çok katmanlı ve karmaşık bir vaka bütünüdür. Bilimsel araştırmalar, demografik unsurların mobbingin hedefini seçmede, uygulanış biçimini tasarlamada ve eylemin şiddetini artırmada kritik, belirleyici bir rol oynadığını net bir şekilde kanıtlamaktadır. İşverenin iş kanunlarından ve dürüstlük kuralından doğan geniş kapsamlı gözetme borcu, bu görünmez risk faktörlerini doğru şekilde analiz etmeyi, dezavantajlı veya mobbing hedefi olmaya yatkın demografik grupları koruyacak özel farkındalık stratejileri ve katı eylem planları geliştirmeyi mecburi kılar. Kurumsal saygı kültürünün üst düzeyde tutulması, her kademedeki yöneticilerin kucaklayıcı ve adil bir iletişim tarzı benimsemesi, iletilen şikayetlerin titizlikle incelenip ihlallerde kati yaptırımların derhal uygulanması, zehirden arındırılmış sağlıklı bir çalışma ortamının inşası için yegâne yoldur.