Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Akit Televizyon ve Radyo A.Ş. Kararı 2021/18189 B.

Anayasa Mahkemesi Akit Televizyon ve Radyo A.Ş. Kararı 2021/18189 B.

Bu karar, demokratik bir toplumda basın ve ifade özgürlüğünün sınırları ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengenin yargı mercilerince nasıl kurulması gerektiği hususunda temel bir hukuki rehber niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamuoyunu yakından ilgilendiren ve siyasi öneme sahip meselelere dair basında yer alan haberlerde kullanılan sert, çarpıcı ve kışkırtıcı ifadelerin, yalnızca yüzeysel bir okumayla ve bağlamından koparılarak doğrudan hakaret olarak nitelendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle siyasi parti liderleri, milletvekilleri ve kamuoyunca tanınan diğer siyasi figürlere yöneltilen eleştiriler söz konusu olduğunda, bu kişilerin üstlendikleri toplumsal rol gereği sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek bir hoşgörü eşiğine sahip olmaları gerektiği anayasal bir zorunluluk olarak vurgulanmıştır. Medya kuruluşlarına verilen idari para cezalarının, basın üzerinde caydırıcı bir etki (soğutucu etki) yaratma potansiyeline sahip olduğu ve bu durumun kamusal tartışma ortamını zedeleyebileceği tespiti hukuki bir uyarı niteliğindedir.
search
8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/18189
Karar Tarihi 17.09.2024
Taraf Akit Televizyon ve Radyo A.Ş.
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Siyasi tartışmalarda eleştiri sınırları daha geniştir.
  • gavel İfadeler bağlamından koparılarak soyut değerlendirilemez.
  • gavel Basın özgürlüğü demokratik toplumun zorunlu temelidir.
  • gavel Müdahaleler zorunlu toplumsal bir ihtiyacı karşılamalıdır.
  • gavel Derece mahkemeleri ilgili ve yeterli gerekçe sunmalıdır.

Bu karar, demokratik bir toplumda basın ve ifade özgürlüğünün sınırları ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengenin yargı mercilerince nasıl kurulması gerektiği hususunda temel bir hukuki rehber niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamuoyunu yakından ilgilendiren ve siyasi öneme sahip meselelere dair basında yer alan haberlerde kullanılan sert, çarpıcı ve kışkırtıcı ifadelerin, yalnızca yüzeysel bir okumayla ve bağlamından koparılarak doğrudan hakaret olarak nitelendirilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle siyasi parti liderleri, milletvekilleri ve kamuoyunca tanınan diğer siyasi figürlere yöneltilen eleştiriler söz konusu olduğunda, bu kişilerin üstlendikleri toplumsal rol gereği sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek bir hoşgörü eşiğine sahip olmaları gerektiği anayasal bir zorunluluk olarak vurgulanmıştır. Medya kuruluşlarına verilen idari para cezalarının, basın üzerinde caydırıcı bir etki (soğutucu etki) yaratma potansiyeline sahip olduğu ve bu durumun kamusal tartışma ortamını zedeleyebileceği tespiti hukuki bir uyarı niteliğindedir.

Benzer davalar ve yayıncılık faaliyetleri açısından bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) gibi idari düzenleyici otoritelerin ve derece mahkemelerinin, yayın içeriklerini denetlerken yalnızca kelimelerin sözlük anlamlarına odaklanan şekilci bir yaklaşımdan uzak durmaları gerektiği tescillenmiştir. İnceleme makamlarının haberin bütünselliğini, kamu yararı amacını, ifadenin yöneltildiği kişinin siyasi konumunu ve güncel tartışmalara olan katkısını mutlaka detaylı bir şekilde tartışmaları gerektiği netleşmiştir. Mahkemelerin, ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde zorunlu toplumsal ihtiyacı ve orantılılığı ilgili ve yeterli gerekçelerle temellendirmemesi durumunda, uygulanan bu tür idari para cezalarının doğrudan bir anayasal hak ihlali doğuracağı kesin bir biçimde hüküm altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Akit Televizyon ve Radyo A.Ş.ne ait "Akit TV" logolu televizyon kanalında 21 Aralık 2016 tarihinde yayınlanan ana haber bülteninde dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve bir CHP milletvekili hakkında kullanılan sert ifadeler nedeniyle başlamıştır. Haber içeriğinde, başkanlık sistemi tartışmaları ve yaşanan terör eylemleri bağlamında siyasi figürlere yönelik olarak "Kandil'in sözcülüğünü üstleniyor", "vatan haini", "tescilli şerefsiz" ve "İran ajanı" gibi ibareler kullanılmıştır.

Bu yayının ardından Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), haberde geçen ifadelerin insan onuruna aykırı, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşürücü ve aşağılayıcı nitelikte olduğu gerekçesiyle yayıncı kuruluşa 14.359 TL idari para cezası kesmiştir. Başvurucu televizyon kanalı, söz konusu ifadelerin tamamen siyasi eleştiri mahiyetinde olduğunu, haberin yaşanan güncel olaylar ve siyasi figürlerin kendi açıklamaları üzerine olgusal temellere dayanılarak hazırlandığını, dolayısıyla basın özgürlüğü sınırları içinde kaldığını savunarak cezanın iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İptal davasının Ankara 14. İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesi, ardından istinaf ve Danıştay temyiz incelemelerinden geçerek onanması ve idari para cezasının kesinleşmesi üzerine yayıncı kuruluş, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde ve anayasal denetimde temel alınan yasal dayanakların başında 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun m.8/1-ç ile idari yaptırımların çerçevesini belirleyen 6112 sayılı Kanun m.32 hükümleri gelmektedir. İlgili kanun maddesi, radyo ve televizyon yayın hizmetlerinin insan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olması gerektiğini, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremeyeceğini kesin bir kurala bağlamaktadır.

Diğer yandan, normlar hiyerarşisinin zirvesinde yer alan Anayasa m.26 (İfade Özgürlüğü) ve Anayasa m.28 (Basın Özgürlüğü) uyarınca, ifade ve basın özgürlükleri demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olup, toplumun ilerlemesi ve bireylerin gelişimi için vazgeçilmez bir işleve sahiptir. Basın özgürlüğü, kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi, siyasi iktidarın ve siyasi figürlerin denetlenmesi ile toplumsal kanaat oluşturulması bağlamında en önemli araçlardan biridir. Bu özgürlüklere yapılacak herhangi bir müdahalenin, Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kanunla yapılması, başkalarının şeref ve itibarının korunması gibi meşru bir amaca dayanması ve en önemlisi demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ile orantılı olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, basın özgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkı (Anayasa m.17) arasında her zaman adil bir denge kurulması zorunludur. Bu hukuki denge testinde; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kimliği ve kamusal rolü, siyasetçiler için katlanılması gereken eleştiri sınırlarının çok daha geniş olduğu gerçeği, ifadelerin genel yarara ilişkin kamusal bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, konunun güncelliği, değer yargısı veya maddi vakıa olup olmadığı ve ifadelerin kullanıldıkları bağlamından kopartılıp kopartılmadığı gibi ölçütler titizlikle incelenmelidir. Derece mahkemelerinin bu dengelemeyi yaparken sunacakları gerekçelerin ilgili ve yeterli olması hukuki bir gerekliliktir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucuya ait televizyon kanalında yayınlanan haber bültenindeki ifadeleri dar ve soyut kalıplar yerine, dile getirildikleri siyasi ve toplumsal bağlam çerçevesinde çok yönlü olarak detaylı biçimde incelemiştir. Habere konu edilen ve RTÜK tarafından cezalandırılan ifadelerin, olay tarihinde kamuoyunun bir numaralı gündem maddesi olan, toplumda derin tartışmalara sahne olan başkanlık sistemi görüşmeleri ile artan terör eylemleri hakkında siyasi parti yetkililerinin kendi söylemlerine yönelik sert bir siyasi eleştiri niteliği taşıdığı tespit edilmiştir. Hedef alınan kişilerin ana muhalefet partisi genel başkanı ve tanınmış bir milletvekili olması hususu özellikle dikkate alınmış; bu konumdaki kamusal kişilerin sade vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek bir eleştiri eşiğine sahip olmaları ve demokratik bir toplumda en sert siyasi tartışmalara ve sarsıcı ifadelere dahi katlanmaları gerektiği önemle vurgulanmıştır.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin ve idari otoritenin ifadeleri hukuki olarak değerlendirme biçimini oldukça eksik bularak eleştirmiştir. Derece mahkemelerinin, haberde kullanılan ifadeleri haberin genel bütünselliğinden, olayların arka planından ve dile getirilme nedenlerinden tamamen kopararak, sadece kelimelerin soyut sözlük anlamları üzerinden sığ bir incelemeyle küçük düşürücü ve aşağılayıcı olarak nitelendirdiği belirlenmiştir. Mahkemelerin, başvurucunun basın özgürlüğü ile karşı tarafın şeref ve itibarının korunması hakkı arasında kurulması elzem olan adil dengeyi gözetmediği, Anayasa Mahkemesi ve evrensel hukuk tarafından daha önce açıkça ortaya konulan kriterlere (kimin kime söylediği, bağlamı, kamu yararı) uygun bir dengeleme testi yapmadığı yargısal bir eksiklik olarak ifade edilmiştir.

Yargı mercilerinin, başvurucu medya şirketine idari para cezası verilmesinin demokratik bir toplumda zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamadığı tespit edilmiştir. Kamuoyunu yakından ilgilendiren siyasi meselelerde basının sert ve kışkırtıcı eleştiriler yapabilmesinin demokratik tartışma ortamının ve basının kamu bekçiliği rolünün bir gereği olduğu, yeterli gerekçe olmadan uygulanan idari cezaların medya üzerinde otosansür ve caydırıcı etki yaratacağı açıkça göz önüne alınmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Siyasetçilere ağır eleştiri yapmak hakaret sayılır mı? expand_more
Siyasetçiler, üstlendikleri toplumsal rol gereği sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek bir hoşgörü eşiğine sahip olmalıdır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, siyasi parti liderleri ve milletvekilleri gibi kamuoyunca tanınan figürlere yöneltilen eleştiriler söz konusu olduğunda eleştiri sınırları daha geniştir. Kamuoyunu ilgilendiren güncel ve siyasi meselelerde basında yer alan sert, çarpıcı, kışkırtıcı ve hatta sarsıcı ifadeler doğrudan hakaret olarak nitelendirilemez; demokratik bir toplumda siyasetçilerin bu tür ifadelere katlanması anayasal bir zorunluluktur.
Haberdeki sert sözler yüzünden televizyona ceza kesilebilir mi? expand_more
Bir haberde kullanılan ifadelerin sadece sözlük anlamlarına odaklanan şekilci bir yaklaşımla, bağlamından koparılarak değerlendirilmesi ve bu temelde ceza kesilmesi anayasal hak ihlali doğurur. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) gibi idari otoritelerin, haberin bütünselliğini, kamu yararı amacını ve ifadenin siyasi güncel tartışmalara katkısını dikkate alması şarttır. Zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmeyen ve yeterli gerekçe sunulmadan uygulanan idari para cezaları, basın üzerinde caydırıcı (soğutucu) bir etki ve otosansür yaratacağından hukuka aykırıdır.
Mahkemeler televizyondaki siyasi eleştirileri nasıl değerlendirmeli? expand_more
Derece mahkemeleri, basın özgürlüğü ile hedef alınan kişinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurmakla yükümlüdür. Bu dengeleme testinde yargı mercileri; ifadelerin kim tarafından dile getirildiğini, hedef alınan kişinin kimliğini ve kamusal rolünü, konunun güncelliğini ve ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığını titizlikle incelemelidir. Mahkemelerin, sözleri olayların arka planından ve siyasi bağlamından kopararak sığ bir şekilde değerlendirmesi ve uygulanan yaptırımın orantılılığını ilgili ve yeterli gerekçelerle temellendirmemesi açık bir ihlal nedenidir.
RTÜK'ün haber kanallarına kestiği cezalar Anayasa Mahkemesinden döner mi? expand_more
Evet, hukuki kriterlere uymayan cezalar Anayasa Mahkemesinden dönmektedir. Örneğin Anayasa Mahkemesinin 2021/18189 numaralı kararında; bir televizyon ana haber bülteninde dönemin ana muhalefet partisi genel başkanı ve bir milletvekili hakkında başkanlık sistemi ve terör eylemleri bağlamında kullanılan "vatan haini", "tescilli şerefsiz" gibi çok sert ifadelere RTÜK tarafından verilen idari para cezası ifade ve basın özgürlüklerinin ihlali sayılmıştır. Mahkeme, kamuoyunu ilgilendiren siyasi meselelerde basının sert eleştiriler yapabilmesinin kamu bekçiliği rolünün bir gereği olduğunu ve müdahalenin zorunlu toplumsal bir ihtiyacı karşıladığının kanıtlanamadığını belirterek cezayı hukuka aykırı bulmuştur.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir