Anasayfa Emsal Kararlar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7396 E....

Emsal Karar

KurumYargıtay
Daire10. Hukuk Dairesi
Esas No2024/7396
Karar No2025/5574
Tarih10.04.2025

"İşvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir."

"Bu içtihat, bir iş kazası meydana geldiğinde işverenin sorumluluktan kurtulabilmesi için zararın oluşumu ile kendi eylemsizliği veya ihmali arasındaki illiyet bağının koptuğunu kesin olarak kanıtlaması gerektiğini belirterek ispat külfetini net bir çerçeveye oturtmaktadır. Mücbir sebep, zarar gören işçinin ağır kusuru veya üçüncü bir kişinin kusuru gibi hukuken nedensellik bağını kesen haller işveren tarafından ispat edilmedikçe zarardan doğan tüm sorumluluk işverenin üzerinde kalacaktır. Bu kural, iş kazalarında zararın kaynağının aksi ispatlanana kadar işyeri koşullarına bağlanması prensibini pekiştirerek dava süreçlerinde işçinin tazminat taleplerindeki hukuki zeminini sağlamlaştırmaktadır."

Av. Hanifi Bayrı

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7396 E. 2025/5574 K.

MAHKEMESİ: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/597 E., 2024/738 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ: Bolu İş Mahkemesi

SAYISI: 2019/305 E., 2022/31 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde makine bölümünde çalıştığını, 29.09.2018 tarihinde presleme bölümüne geçtiğini, müvekkilinin hiç bir bilgisinin ve tecrübesinin olmaması nedeniyle aynı gün presleme makinesinde sensör olmadığı için iş kazası geçirdiğini ve parmağında kopma, sinir ve his kaybının meydana geldiğini, müvekkilinin yaralanmasında davalı işverenin sorumlu olduğunu, hiçbir bilgi ve tecrübesinin olmadığı presleme bölümüne geçirilmesinde davalı işverenin sorumluluğunun bulunduğunu, iş kazasından sonra müvekkilinin bir takım ihtiyaçlarının ailesi tarafından giderildiğini, bundan sonra da yakınlarının desteği olmadan hayatını idame ettiremeyeceğini, bu yaşanan olay nedeniyle müvekillinin psikolojisinin bozulduğunu, belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı pres makinesinde hiçbir eğitim verilmeden görevlendirildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının iş kazası geçirdiği makineye iş kazasından yaklaşık altı ay önce geçtiğini, bu sürede gerekli deneyimi elde edebilecek zihinsel yeteneğe sahip olduğunu, davacıya işe girdiği tarihten itibaren gerekli eğitimlerin verildiğini, olayda davacının özensiz ve tedbirsiz hareket etmesinden iş kazasının meydana geldiğini, ayrıca davacının dağınık ve tedbirsiz çalıştığını, davacının yaralanmasının basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunu, iş kazasından sonra iş başı yaparak çalıştığını, açılan davanın haksız bir dava olduğunu belirterek reddine karar verilmesini, ayrıca Generali Sigorta Şirketine ihbar edilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"... İşyerinde risk analizi yapmamış olması, alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlememiş, denetlememiş, uygunsuzlukların giderilmesini sağlamamış olması, özel risk taşıyan iş ekipmanı olan presin, sadece o ekipmanı kullanmak üzere görevlendirilen kişilerce kullanılmasının sağlanamamış olması, iş ekipmanını kullanmakla görevlendirilen davacı çalışanın, tecrübe durumu da gözetilerek iş ekipmanının kullanımından kaynaklanabilecek riskler ve bunlardan kaçınma yollarına ilişkin yeterli eğitim almasının ve bilgilendirilmesinin ve bilinçlendirilmesinin sağlanamamış olması, özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davalı işveren... Metal San. ve Tic. A.Ş.'nin % 60 (yüzde altmış) oranında kusurlu olduğu, İşe girişte pres makinaları ile ilgili oryantasyon ve iş güvenliği ile ilgili temel eğitimleri almış olması, normalde makina bölümünde çalışıyor olması, pres tezgahı ile ilgili tecrübesinin bulunmaması, kaza anında kendisine verilen iş eldivenlerini kullanmamış olması, dikkatinin dağılması neticesi elini tezgahın tehlikeli alanından çekmeden ayak pedalına basmak suretiyle pres tezgahını çalıştırmış olması, dikkatsiz ve tedbirsiz davranmış olması, bu davranışı ile kendi kişisel güvenliğini tehlikeye düşürmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davacı kazalı çalışan...'ın % 40 (yüzde kırk) oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Raporun hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli yapılan değerlendirmelerin Mahkememizce yerinde olduğu görülmekle rapor hükme esas alınmıştır. Dosyaya celbedilen belgelerden davacının 29.09.2018 tarihinde geçirdiği kaza sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Yüksek Sağlık Kurulunun 25.01.2021 tarih ve 2021/1145 sayılı raporu ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği Çerçevesinde maluliyetinin gerekmediği tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.09.2021 tarih ve 16737 sayılı kararı ile davacının geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı yaralanmasının 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan sürekli maluliyet oranının % 0 olduğuna karar verildiği..." gerekçesiyle;

"1-Davanın kısmen kabulü ile

6.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.09.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,

2-Davacının maddi tazminat talebinin reddine," şeklinde karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

-Mahkemece verilen kararın manevi tatmin ve caydırıcılık unsurlarından son derece uzak iş kazası yaşayan ve yaşanılan kaza sonrasında mobbing uygulanarak işten çıkarılan işçinin mağduriyetinin hiçbir şekilde gidermeyen hatta takdir edilen miktarın yargılama giderlerini bile karşılayamaması sebebiyle müvekkilinin daha çok mağdur olmasına sebep olan bir karar olduğunu,

-İş yerinde iş kazası geçiren işçiyi iş kazasından sonra mobbing uygulayarak işten çıkarmanın karşılığın da 6.000-TL manevi tazminata hükmedilmesinin özellikle günümüz şartları düşünüldüğünde işçiler açısından büyük mağduriyetler oluşturduğunu,

-İşçilerin güvenliği için gerekli önlemleri almaması, iş yerinde ki makinelerin iş güvenliğini tehlikeye atarak sensörsüz bir şekilde çalıştırılması, gerekli iş güvenliği ve makine başı eğitimlerin verilmemesi, iş kazası yaşayan işçiyi mobbing uygulayarak işten çıkarması 6.000 TL ile ölçüldüğünü, bu durumların emsal oluşturduğun da takdir edilen miktarın işverenler açısından hiçbir caydırıcılık unsuru bulunmadığı gibi işçinin karşı karşıya kaldığı iş kazası gerek yaralanması, gerek kaza neticesinde işsiz kalması gerekse de; kazanın, yaralanmanın ve maruz kaldığı mobbingin psikolojik etkenlerin bıraktığı manevi zararının karşılığı olmadığını,

-Davacının maluliyeti olmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebimizin reddedilmesini kabul etmemiz mümkün olmadığını, dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporlarına itirazlarımız da da açıkça görüldüğü üzere müvekkilinin davalı iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası sonrasında parmağını kaybetmesi, uzuv kaybına uğraması, stres bozukluğu ve psikolojik rahatsızlık geçirmesi sonrasında bir kısım tedavi ve tetkikler dikkate alınmayarak maluliyetin gerekmediğine şeklinde karar verilmesinin ve bu raporlar hükme esas alınarak maddi tazminat talebimizin reddedilmesinin son derece hatalı olduğunu,

-Yargılama aşamasında itirazlarının değerlendirilmediğini, itirazları doğrultusunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmamış sensor olmaması sonucu presleme makinasının aşağı inmesi neticesinde iş kazası geçiren ve işaret parmağında kopma, sinir ve his kaybı olan müvekkilin maluliyet oranının %0 olduğu belirten ve müvekkilinin psikolojik durumunu hiçbir şekilde değerlendirmeyen hükme elverişli olmayan rapor esas alınarak karar verildiğini ve bu kararın hatalı olduğunu,

-Mahkemenin kararı gerçekleşen kazada müvekkilinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen müvekkiline %40 davalı işverene %60 kusur atfeden bilirkişi raporunu hükme esas alması yönüyle de hatalı olduğunu, rapora yaptığımız itirazlar değerlendirilmediğini, bizim bu raporda belirtilen kusur oranlarını ve denetime elverişli olmayan iş bu rapor hükme esas alınarak karar verilmesini kabul etmediklerini, gerçekleşen kazada müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, kazanın meydana gelmesine sebebiyet veren olay işverenin işçilere emniyetli çalışma ortamı sağlayamamasından kaynaklanmadığını, işverenin iş yerinde iş güvenliği önlemlerini almadığı ve bunları izlemediği açık olduğunu, bu nedenle müvekkilnin meydana gelen olayda kusursuz olup tüm kusur işverene ait olduğunu,

-Hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde dahi çelişkiler barındırdığını,

-Raporda tespit edilen tarafların ihlal ettiği kanun ve ilgili mevzuat maddeleri bile karşılaştırıldığında kusur oranlarının bu şekilde olmayacağının açık olduğunu, raporun bu yönüyle kendi içinde dahi çeliştiğini,

-Bilirkişilerce işverene yönelik tüm kusurlu durumların tespit edilmiş olmasına rağmen müvekkiline neredeyse sadece işveren bünyesinde çalıştığı için davalı işveren kadar kusur oranı izafe edildiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını,

-Kazanın meydana geliş nedeni: kısa süredir davalı iş yerinde çalışan müvekkiline bu makina hakkında hiçbir eğitim verilmeden ve makinada el makina üzerinde iken makinanın inmesini engelleyici sersör bulundurulmadan müvekkilinin bu makinede çalışmasının istendiğini, nitekim müvekkili bu makinede görevlendirdiği ilk gün maalesef bu kaza meydana geldiğini, makinede sersör bulunmuş olsa bu kazanın meydana gelmeyeceğini bu durumda işverene %60 müvekkiline ise%40 gibi neredeyse aynı oranda kusur atfının kabulünün mümkün olmadığını,

-Müvekkiline işe girişte genel eğitim verilmesinin müvekkilinin aleyhine yorumlanarak kusur atfedildiğini, müvekkilinin makine bölümünde çalışırken gerekli eğitim verilmeden kaza tarihinden hemen önce pres makinasında çalışmasının istendiğini,

-İşveren tarafından yerine getirildiğinde iş bu kazanın gerçekleşmeyeceğinin ortada olduğunu,

-Davacının uğramış olduğu manevi zarar ve olayın meydana gelme şekli, paranın alım gücü gözetildiğinde 6.000,00 TL. manevi tazminatın son derece yetersiz olduğunu, yargı kararları ile de bilindiği üzere en basit bir hakaret eyleminde dahi hükmedilen iş bu tazminat miktarının üzerinde tazminat bedelleri hüküm altın alındığı bir durumda iş kazısına maruz kalan müvekkili adına yargılama giderlerini dahi karşılamayacak boyutta 6.000,00-TL. manevi tazminat hükmedilmesi son derece hatalı olduğunu,

-Mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın tüm talepleri ile birlikte kabulüne yargılama giderleri vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

-Davalı şirkette çalışan davacının iş kazası geçirerek parmağından yaralandığından ve malul kaldığından bahisle maddi ve manevi tazminat davası açtığını, yargılama esnasında davacının yaralanma iddiası ile ilgili rapor alındığını,

-Adli tıp kurumundan istihsal edilen raporda davacının 2. parmağında kesi olduğu, periferik motor ve duygusal ileti yanıtlarının normal sınırlar içerisinde olduğu kaslarda deformasyon bulunmadığı raporlandığını, yeni günlük anlatım ile davacının parmağından derin kesi meydana gelmiş şifa bulmuş ve araz bırakmadığı gibi maluliyet oranı sıfır olduğunu,

-Hal böyle olmasına ve davacının %40 oranında kusurlu bulunmasına karşın olayın oluş şekli ve yaralanmanın niteliği ortaya çıkan zararın kolayca iyileşen bir kesiden ibaret olduğu gözetilmeksizin olayla asla örtüşmeyen 6.000 -TL manevi tazminata hükmettiğini,

-Böylesi basit ve rutin bir olayda hükmedilen manevi tazminat manevi tazminatın takdirindeki ölçütlere aykırı olduğunu, basit bir kesi için %40 kusur da gözetilmeden verilen manevi tazminat fahiş olduğundan manevi tazminata ilişkin kararın bozularak kaldırılmasını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi

  1. Değerlendirme

Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının davacı kazalı...'ın, davalı işyerinde, 29.11.2018 tarihinde pres tezgahında çalışması sırasında, malzemeyi tezgaha koyduğu esnada kendisine seslenilmesi üzerine dönüp bakması ile aynı anda ayak pedalına bastığı, tezgahın presleme yapması sırasında elini tezgahın tehlikeli bölgesine sokmuş olması nedeniyle sağ işaret parmağının sıkışarak yaralanması şeklinde meydana geldiği, Mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin 24.12.2021 tarihli raporda davacının %40 oranında, davalı işverenin % 60 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, davacının kaza nedeniyle dosya kapsamında mevcut Kurum Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları ile birbiriyle uyumlu şekilde belirlendiği üzere % 0 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, Mahkemece davacının kaza nedeniyle sürekli iş göremezliğinin % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebi yönünden davanın reddi ile manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.

Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:

"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;

a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun... getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.

b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.

c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.

ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.

d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:

a)Risklerden kaçınmak,

b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,

c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,

ç)İşin kişilere uygun... getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,

d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,

e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,

f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,

g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,

ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.

Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.

İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.

Öte yandan, sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde % 100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır. Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK’ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır.

Somut olayda, hükme esas alınan kusur raporuna göre işverene verilen kusur sebepleri arasında özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususlarının sayılması karşısında işverene takdir edilen % 60 oranındaki kusur olayın oluş şekline uygun görülmemiştir. Yine İlk Derece Mahkemesince davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ise de davacı sigortalının dava konusu iş kazası nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek neticeye varıldığı anlaşılmakta olup bu husus da hatalıdır.

O halde Mahkemece yapılacak iş, tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek üzere dosyada mevcut kusur raporları arasındaki çelişki meydana gelmesi halinde çelişkinin gerekçesini de açıklar mahiyette rapor aldırmak ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının tespitinden sonra davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre maddi zarar tutarını bilirkişiye hesaplattırmak ile tüm delilleri bir arada değerlendirip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmalıdır.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Davacı temyiz edenin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.