Emsal Karar
"yöneticinin görevini yapmak için otoriter olması mobbingin uygulandığı anlamına gelmeyeceği"
"Bu kural, amirlerin işyerindeki yönetim ve denetim hakları kapsamında, işin yürütümünü sağlamak maksadıyla sergiledikleri disiplin odaklı tutumların tek başına psikolojik taciz oluşturmayacağına işaret etmektedir. Bir yöneticinin üslubunun sert veya kuralcı olması, çalışanı sırf küçük düşürme veya kasıtlı olarak işten uzaklaştırma amacı taşımadığı müddetçe olağan sevk ve idare yetkisi sınırları içinde kabul edilir. Bu ayrım, yöneticilerin işyeri disiplinini sağlama konusundaki yasal haklarını koruyarak işverenin elini güçlendirirken, işçilerin olağan yönetimsel uygulamalar ile kasıtlı yıldırma politikaları arasındaki farkı doğru tespit etmesini gerektirmektedir."
Av. Hanifi Bayrı
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2014/6325 E. 2014/9396 K.
MAHKEMESİ: İŞ MAHKEMESİ
Davacı vekili, davacı işçiye mobbing uygulandığını belirterek, manevi tazminatı davalı işveren ve vekili konumundaki davalı çalışanından tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 12.02.2013 gün ve 2010/38293 Esas, 2013/5390 Karar sayılı kararı ile “Somut olayda, davacının öncelikle iddia ettiği olayları, sonrasında da kişilik haklarının ihlal edildiğini ispat etmesi gerektiği, dosyadaki e-maillerin içeriği incelendiğinde gayet nezaketli bir dil kullanıldığı gibi, verilen talimatların işin gereği, bankanın işleyişi için, hatta geçici görevlendirme kapsamında olduğu izleniminin doğmadığı, davacının konumu itibariyle talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğu kabul edilecek olsa dahi mobbingde herşeyden önce sürekliliğin esas olduğu, kaldı ki, böyle bir sonuç çıkarmaya çalışmanın zorlama bir yorum olacağı, yöneticinin görevini yapmak için otoriter olması mobbingin uygulandığı anlamına gelmeyeceği, ayrıca, davacının pek tabii olarak 4857 sayılı yasanın 22. maddesi uyarınca iş koşullarında esaslı değişiklik sebebiyle bu tür görevlendirmeleri kabul etmeme hakkının bulunduğu, davacının tek tanığının beyanlarının da olayların ispatı açısından yetersiz olup, koşulları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddi yerine kabulünün hatalı olduğu” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, “işveren tarafından verilen talimatlarda nezaketli bir dil kullanılmış ve talimatlar işin gereği için verilmiş olsa da davacının kendi alt kadrosunda bir kere bile görevlendirilmiş olmasının mobbing için yeterli olduğu, işveren tarafından davacıya alt kadrosunun denetiminde çalışma talimatı verilerek çalışmaya zorlanması ile davacının psikolojik tacize uğradığı, davalı...'ün davacının performansı ile ilgili olumsuz sözler söyleyerek, davacıyı kendi alt kadrosunun yaptığı işleri yapmaya zorlayarak ve alt kadrosunun denetiminde çalışması konusunda talimat vererek psikolojik tacize uğramasına neden olduğu ve bu taciz nedeni ile davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı, davacının üst amirlerinin ve davalı bankanın davacı tarafından yapılan uyarılara rağmen sorunu çözme yoluna gitmeyerek davacının iş akdini sonlandırdıkları, bu nedenle davacının manevi üzüntü duyduğu davalı bankanın işveren olarak, davalı...'ünde haksız eylemi nedeni ile sorumlu olduğu” gerekçesi ile bozmaya karşı direnilmiştir.
Direnme kararının süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş olup, Dairemizin 6352 sayılı kanunun 40. maddesi ile eklenen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun geçici ikinci maddesi uyarınca öncelikle inceleme yetkisi olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
YARGITAY KARARI
Dairemizin “Somut olayda, davacının öncelikle iddia ettiği olayları, sonrasında da kişilik haklarının ihlal edildiğini ispat etmesi gerektiği, dosyadaki e-maillerin içeriği incelendiğinde gayet nezaketli bir dil kullanıldığı gibi, verilen talimatların işin gereği, bankanın işleyişi için, hatta geçici görevlendirme kapsamında olduğu izleniminin doğmadığı, davacının konumu itibariyle talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğu kabul edilecek olsa dahi mobbingde her şeyden önce sürekliliğin esas olduğu, kaldı ki, böyle bir sonuç çıkarmaya çalışmanın zorlama bir yorum olacağı, yöneticinin görevini yapmak için otoriter olması mobbingin uygulandığı anlamına gelmeyeceği, ayrıca, davacının pek tabii olarak 4857 sayılı yasanın 22. maddesi uyarınca iş koşullarında esaslı değişiklik sebebiyle bu tür görevlendirmeleri kabul etmeme hakkının bulunduğu, davacının tek tanığının beyanlarının da olayların ispatı açısından yetersiz olup, koşulları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddi yerine kabulünün hatalı olduğu” gerekçesi ile verdiği bozma kararı usul ve yasaya uygun olup direnmenin yerinde olmadığı anlaşıldığından, temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun geçici ek ikinci maddesi uyarınca yetkili ve görevli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na GÖNDERİLMESİNE, 24.03.2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.