Emsal Karar
"Borçlar Yasası'nın 47. maddesi gereğince yargıcın, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir."
"Bu emsal karar, haksız fiil veya kışkırtma neticesinde meydana gelen uyuşmazlıklarda mahkemenin hükmedeceği manevi tazminatın bir zenginleşme aracı veya karşı tarafı cezalandırma yöntemi olamayacağını kesin bir dille ortaya koymaktadır. İşçi ve işveren arasındaki husumetlerde veya işyeri içi çatışmalarda manevi tazminat talep eden tarafın fahiş bedeller isteyemeyeceğini, bu tutarın yalnızca bozulan manevi huzuru onarmaya yetecek adil bir seviyede tutulması gerektiğini belirterek, özellikle kendisine karşı asılsız veya abartılı manevi tazminat davası açılan işverenin veya işçinin haksız zenginleşme taleplerine karşı hukuki elini güçlendirir."
Av. Hanifi Bayrı
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2010/5813 E. 2011/5727 K.
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı... vekili Avukat... tarafından, davalı...... aleyhine 03/02/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 21/10/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazına gelince; dava, etkili eylem nedeniyle yaralanmadan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Dosya içeriğinden; etkili eylem nedeniyle cezalandırılmasına karar verilen davalının, dava konusu edilen eylemi, davacının kışkırtması (haksız tahriki) nedeniyle gerçekleştirdiğinin belirlendiği anlaşılmaktadır.
Borçlar Yasası'nın 47. maddesi gereğince yargıcın, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden yargıç, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir.
Dava konusu olayın gelişim biçimi, olayda davacının kışkırtma eyleminin etkili olması ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına takdir edilen manevi tazminat tutarı fazladır.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davacı yararına daha alt düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ, Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA; öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23/05/2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Önemli bir hukuki sorun haline gelen ve işyerinde gerçekleşen olayın öncesi çalışma barışı açısından gözetilmek zorundadır. Olayın meydana geldiği yer kamu kurumudur. Taraflar belli bir kamu çalışanı sınıfındadırlar. Yönetici düzeyindeki kişilerin işyeri arkadaşlarına yaygınlaştırılabilir düşmanlık uygulaması bazı çalışanlara karşı cephe oluşturulması bu olaydaki gibi bazı kamusal yetkilerin kötüye kullanılmasıyla gerçekleşmektedir. Bu düşünceyle soruna bakıldığında sağlık sorunu olan memurun tedavi ettirmekle yükümlü olan devletin ilgili temsilcisi olan davacı devletin yükümlülüğünün aksine hareket etmekte ve hatta kişisel hasımlığını doğum randevusu alan davalı tarafın doğacak çocuğuna yaygınlaştırmaktadır. Olay bir MOBBİNG örneğidir. Davacının yoğunlaşan MOBBİNG baskıları artık doğacak çocuğu da etkiler boyutlara ulaşmıştır. Diğer ifadeyle doğacak çocuğun ve annenin hayatını etkileyen bir MOBBİNG söz konusudur. Bu derece kusurlu-kasıtlı hareket eden davacı (yöneticinin) kendi yoğun kusuruna rağmen hak elde etmesi hiç bir şekilde düşünülemez. Ayrıca bu olaylara sebep teşkil ettirdiği "sevk evrakı" uygulamasının sona erdirilmesinin ne kadar yaşamsal ve yerinde olduğu bu olaydan da anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle davacıya manevi tazminat ödenmemesi gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 23/05/2011