Anasayfa Emsal Kararlar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2019/5670 E....

Emsal Karar

KurumYargıtay
Daire9. Hukuk Dairesi
Esas No2019/5670
Karar No2019/17210
Tarih02.10.2019

"6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25/1. maddesinde yer alan “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz”. hükmüne göre davacı dava dilekçesinde belirttiği maddi vakıalar kendisini bağlayacağından hakim maddi vakıanın dışına çıkmamalıdır."

"Bu emsal karar, usul hukukunun temel prensiplerinden olan taraflarca getirilme ilkesini vurgulamakta olup, bir davanın inceleme sınırlarının bizzat tarafların sunduğu beyanlarla çizileceğini ifade etmektedir. İşçi veya işverenin mahkemeye sunduğu dava ya da cevap dilekçesinde hiç ileri sürmediği bir iddia, maddi vakıa veya olayın mahkemece resen araştırılamayacağı ve hükme esas alınamayacağı kurala bağlanmaktadır. Bu durum, iddia ve savunmalarını detaylı ve eksiksiz olarak hazırlayan tarafın elini güçlendirirken, eksik beyanda bulunan tarafın sonradan lehine olan bir durumu mahkemenin kendiliğinden dikkate almasını engellemekte ve yargılamada sürpriz kararların önüne geçerek hukuki güvenliği sağlamaktadır."

Av. Hanifi Bayrı

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2019/5670 E. 2019/17210 K.

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 24. İŞ MAHKEMESİ

Davacı vekili tarafından verilen 31.05.2019 havale tarihli dilekçede Dairemizin 06/05/2019 tarihli ve 2016/977 E. ve 2019/9861 K. sayılı onama kararının maddi hataya dayalı olarak verildiği ileri sürülerek kararın ortadan kaldırılması ve hükmün bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Mahkemenin maddi vakıa ve taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak hüküm kurduğu gözden kaçırılarak karar verildiği anlaşılmakla yukarıda tarih ve numarası belirtilen ONAMA KARARININ ORTADAN KALDIRILMASINA ve hükmün aşağıdaki şekilde bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin 2010 yılında stajyer avukat olarak davalının yanında çalışmaya başladığını ve 13/10/2011 tarihinde avukatlık ruhsatını alarak avukat olarak davalı yanında çalışmaya devam ettiğini, 21/07/2014 tarihinde haksız olarak müvekkilinin iş akdine son verildiğini, davalı yanında avukatlık dışında yönetici pozisyonunda çalıştığını, ofise gelen dosya takibi, duruşmalara girme, müvekkillerle görüşme, ofis içi işlerin programlanması ve diğer çalışanların iş listesinin hazırlanması gibi birçok iş yaptığını, çalıştığı dönem boyunca mesleğinin tüm gereğini yerine getirdiğini, kendisinden beklenen tüm özeni ortaya koyduğunu ve çalışmalarına ilişkin herhangi bir uyarı almadığını, tüm iş ahlakı ile çalışmalarına devam ederken ilk olarak staj sonrasında avukat olarak işe başlatıldığında sigortasının geç başlatıldığını fark ettiğini, daha sonra ise sigorta primlerinin hak ettiği ücretin çok daha altında asgari ücretten yatırıldığını tespit ettiğini, davalının işveren bunlarla da kalmayarak müvekkilinin hak ettiği fazla mesai alacaklarını, asgari geçim indirimi alacağını ve zamanla vaat ettiği prim alacaklarını da ödemediğini, müvekkilinin bu konuda davalıya taleplerinin olduğunu ancak herhangi bir ödemenin yapılmadığını, söz konusu haksız ve hukuk dışı davranışların yanı sıra davalı işverence müvekkiline alenen diğer çalışanların önünde mobbing uygulamaya başladığını ve müvekkilinin davalı işverenin davranışları sebebi ile çalışma hayatının çekilmez hale gelmesine istinaden 21/07/2014 tarihinde işten ayrılmaya zorlandığını, müvekkilinin mesai saati bitişinde ofisten çıkmasına surat asıp davacıya hitaben " ben hala ofisteyim" diyerek baskı kurduğunu, müvekkili tarafından yapılacak bir iş olup olmadığının sorulduğunda ise maillerime bakıyorum cevabı ile karşılaştığını, ofiste iş olmamasına rağmen işveren tarafından psikolojik baskı sebebiyle ofiste durmaya zorlandığını, mesai saati bitmesine rağmen zamanında iş yerinden çıkamadığını, müvekkiline yapılan tüm uygulamaların müvekkilini işten yıldırıp işten kendi isteği ile çıkmasını sağlamak hem de başka eleman alma zorunluluğuna girmemek için yapıldığını, birden fazla çalışanın yapması gereken işi müvekkilinin tek başına yaptığını, iş akdinin 21/08/2014 tarihinde sona erdiğini, buna göre her ayın birinde maaş alan müvekkilinin 21 günlük maaş alacağına hak kazandığının aşikar olduğunu, ancak davalı taraf son aya ilişkin maaşını da 1.499 TL olarak 03/08/2014 tarihinde hesabına eksik bir şekilde gönderdiğini, 2013 senesinde kullanmadığı bir günlük 2014 senesinde ise 2 haftalık izin bulunduğunu iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti, maaş alacağı, asgari geçim indirimi alacağı ile 10.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının iş akdinin tarafından feshedilmediğini, davacının kendisinin de vekil olmadığı, kendisi ve ailesine ait olan dosyadaki vekalet ücretinin ödenmesi konusundaki haksız taleplerinin yerine getirilmemesi üzerine iş akdini haklı nedenle feshettiğini söyleyerek ofisi bağırarak terk ettiğini, çalışanların tümünü odaya toplayıp olay çıkarttığını ve neticede kendisinin gittiğini, ancak bu sebepten dolayı İş Kanunu uyarınca kendisi açısından fesih nedenlerinin de oluşmadığını, asgari geçim indirimi alacaklarının her bir aylık maaşının içinde daima kendisine ödendiğini, çalıştığı süre boyunca sözlü ve yazılı hiç bir şikayetinin olmadığını, haftalık 45 saatlik çalışma süresi içerisinde kendi özel işlerini de yaptığını, 45 saatlik çalışma süresinin tümünü hiç bir zaman ofis için kullanmadığını, işe başlama tarihi itibariyle 2014 yılı için yıllık izin hakkının 06/12/2014 tarihinde dolduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davacının davalı işyerinde çalışırken babasının trafik kazasında hayatını kaybettiğini, açılan davanın davalının vekaletinde görüldüğünü, davanın sulh ile sonuçlandığını, vekalet ücretininde davalı hesabına yatırıldığı, davalının aralarında yaptıkları anlaşmaya uymayarak vekalet ücreti kazanarak asıl alacağı davacının hesabına yatırdığını, anlaşmalarının bu şekilde olmadığını, davacının kendisine vekalet ücretinin vermeyeceğini, "sen artık tam anlamıyla avukat oldun benden alacakların için dava aç kendi ofisini açmanın zamanı geldi. Git kendi ofisini aç " demek sureti ile işine son verdiğini, bu konuşmanın ofis çalışanlarının yanında geçtiğini, bu konuşmaları dinlenen davacı tanıklarının teyit ettiği, davalının davacının SGK’ya bildirilen işten çıkış kodunu 04 olarak gösterdiğini (iş sözleşmesinin işveren tarafından sebep bildirilmeksizin feshi), bu hali ile davalı tarafından yapılan feshin haklı yada geçerli olduğunun ispat edilmediği, dolayısı ile davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

D) Temyiz:

Kararı taraflar temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1-Gerekçeli karar başlığında davacının soyadının sadece "Eribol" yerine "Eribolgizem" olarak yazılması mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde olduğundan bozma sebebi yapılmamıştır.

2-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

3-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25/1. maddesinde yer alan “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz”. hükmüne göre davacı dava dilekçesinde belirttiği maddi vakıalar kendisini bağlayacağından hakim maddi vakıanın dışına çıkmamalıdır. Keza aynı Kanun’un 26/1. maddeside “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” hükmünü içermektedir. Bu ilke gereği hâkimin talep edilenin dışında, farklı bir şeye karar veremez. Talep edilenden farklı bir şeye karar verememe, dilekçenin talep sonucu kısmı ile verilen hükmün sonuç kısmının karşılaştırılması suretiyle tespit edilir.

Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece davacının davalı yanında avukat olarak (staj dahil) 01/04/2011 ilâ 21/07/2014 tarihleri arasında 3 yıl, 3 ay, 21 gün süre ile çalıştığı kabul edilip işçilik alacakları buna göre hüküm altına alınmıştır.

Oysa davacı vekili, dava dilekçesinin 1 inci sayfasında, “Müvekkil 2010 yılında stajyer avukat olarak davalının yanında çalışmaya başlamış ve 13.10.2011 tarihinde avukatlık ruhsatını alarak avukat olarak davalı yanında çalışmaya devam etmiştir.” açıklamasına yer verildikten sonra 5 inci sayfasının “Kıdem tazminatına ilişkin olarak” kısmında, “Davalı tarafça iş sözleşmesi haksız olarak feshedildiğinden müvekkile çalışmış olduğu 13.10.2011 tarihi ile 21.07.2014 tarihi arasındaki kıdem tazminatı ödenmelidir.” denilmiştir.

Bu durumda, davacı vekilinin müvekkilinin davalı yanında 13.10.2011-21.07.2014 tarihleri arasında avukat olarak çalıştığı ve bu dönem ile sınırlı olarak işçilik alacaklarını talep ettiği açıktır.

Dolayısıyla Mahkemenin maddi vakıa ve taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak hizmet süresinin başlangıcını 13.10.2011 tarihi yerine 01/04/2011 tarihini esas alıp buna göre işçilik alacaklarını hüküm altına alması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.