Anasayfa Emsal Kararlar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/11875 E....

Emsal Karar

KurumYargıtay
Daire10. Hukuk Dairesi
Esas No2023/11875
Karar No2024/383
Tarih22.01.2024

"Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir."

"Bu hukuki kural, işçinin sigortasız çalıştırıldığı veya hizmetinin eksik bildirildiği iddiasıyla açtığı davalarda işçinin elini oldukça güçlendiren istisnai bir durumu ifade eder. Yargıtay, işverenin Sosyal Güvenlik Kurumuna aylık prim bildirgesi, bordro veya hesap fişi gibi belgelerden sadece birini bile sunmuş olmasını, ilgili kurumun çalışmadan haberdar sayılması için yeterli kabul ederek işçiyi hak düşürücü süre kısıtlamasından kurtarmaktadır. Böylece normal şartlarda işveren lehine işleyen katı dava açma süresi kuralı esnetilmekte, kısmi bildirim yapılan durumlarda dahi işçinin yıllar sonra dahi geçmişe dönük eksik hizmetlerinin tespitini talep edebilmesine imkan tanınmaktadır."

Av. Hanifi Bayrı

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/11875 E. 2024/383 K.

MAHKEMESİ:... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/11 E., 2023/481 K.

KARAR: Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ:... 5. İş Mahkemesi

SAYISI: 2020/165 E., 2022/214 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2002 yılı Temmuz ayında askerden döndüğünü, askerlik öncesi...'nda çalışan müvekkilinin askerden döner dönmez de 08.07.2002 tarihinde aynı konuda faaliyet gösteren davalı şirkette çalışmaya başladığını, müvekkilinin 08.07.2002 tarihinden itibaren iş akdinin feshine kadar davalı şirkette kesintisiz çalıştığını, müvekkilinin geçirdiği bir ameliyat sonrası rapor işlemleri için kuruma gittiği zaman sigortalılık başlangıç tarihinin ve yatırılan primlerin yanlış ve eksik olduğunu fark ettiğini, müvekkilinin hak ettiği ücretin eksik olarak ödenmesi, düzenli ve sistematik olarak mobing uygulanması, işyeri yetkilisi tarafından ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranılması, sigorta primlerinin eksik yatırılması, yıllık izin kullandırılmaması vb.nedenlerden dolayı 4857 sayılı Kanun'un 24 uncu maddesi ve Yargıtay içtihatları uyarınca haklı nedenle fesih hakkını kullanarak, davalı şirket ile aralarında bulunan belirsiz süreli iş sözleşmesini sonlandırdığını, müvekkilinin 08.07.2002 tarihinden itibaren davalı şirket bünyesinde çalışırken sigorta başlangıç tarihinin 06.12.2005 olarak gözüktüğünü, arz ve izah edilen ve resen tespit edilecek nedenlerle, davacı müvekkilinin hizmet dökümünde belirtilen süreler dışında davalı işyerinde 08.07.2002 ve 06.12.2005 tarihleri arasında da kesintisiz çalıştığı hizmet süresinin tespitine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirket bünyesinde 06.12.2005 tarihinde imzalanan belirsiz süreli iş sözlemesi ile işyerinde baklava ustası olarak işe başlamış olduğunu, davacının tüm çalıştığı dönem hizmetlerinin kuruma bildirildiğini ve primlerinin de eksiksiz olarak yatırıldığını, davacının 13.07.2020-16.07.2020 tarihlerinde işyerine mazeretsiz ve izinsiz olarak gelmemesi sonucu işyeri tarafından devamsızlığına ilişkin işyerinde çalışan kişilerin şahitliğinde devamsızlık tutanağı düzenlendiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından fesih bildirimine ilişkin... 1. Noterliğinin 17.07.2019 tarih.... yevmiye numarası ile ihtarname gönderildiğini, tebliğe rağmen davacının ihtarnameye herhangi bir cevap vermediğini, davacının müvekkili firmada 3310 net maaşla çalıştığını, davacının müvekkili şirkette 06.12.2005 tarihinde çalışmaya başladığını ve işe başladığı andan itibaren SGK'ya gerekli bildirimlerin yapıldığını, dava dilekçesinde bahsedildiği gibi 08.07.2002 tarihinde işe başlama durumunun söz konusu olmadığı gibi sigorta primlerinin eksik yatırılmasının dahi söz konusu olmadığını, müvekkili işletmede özel, nadir, çalışması, emeği ve mesaisi kıymetli olan çalışan olduğunu, iddia edildiği üzere 3 yıl sigorta kaydı yapılmamasına ve sürekli mobbing uygulanmasına rağmen yaklaşık olarak 15 yıl çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının 20.06.2020 tarihinde 20 gün süreli doktor raporu aldığını, rapor süresi içerisinde iken bahse konu davayı açmak için uğraştığını, müvekkili firmanın rapor süresi bittikten sonra işe gelmesi için beklediğini ve işe gelmeyince 13.07.2020-16.07.2020 tarihlerinde işe gelmeme raporu tuttuğunu, noter aracılığı ile ihtarname gönderdiğini, ihtarname tebliğ edilmesini takiben 17.07.2020 tarihinde ise iş akdinin feshedildiğini, davacının iddialarının mesnetsiz olduğunu, davanın reddinin gerektiğini, açıklanan nedenlerle, işbu haksız ve dayanaksız davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Feri müdahil SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; hizmet tespiti davalarının yasal dayanağının 506 sayılı Kanun'un mülga 79/10 maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 86 nda maddeleri olduğunu, konuya ilişkin Yargıtay 10 ve 21. Hukuk Dairelerinin emsal kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, (10. Hukuk Dairesi'nin 28.02.2006 tarih ve 2005/11870 esas 2006/2054 karar sayılı ilamı) bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğunu ve bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilerek davalı işverenin tek taraflı kabul beyanının hukuki sonuç doğurmayacağını, bu davaların 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi gereğince 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, bu nedenle hak düşürücü süre yönünden de reddini dilediklerini, işe giriş bildirgesi verilmiş olsa bile işe giriş bildirgesinden önceki sürelerle ilgili hak düşürücü sürenin işleyeceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğinin, (21. Hukuk Dairesi'nin 09.11.2004 tarih ve 2004/6010 esas 2004/9621 karar sayılı ilamı), işyerine ait dönem bordrolarının getirtilip, bordro tanıklarının beyanlarına ya da kayıtlı komşu işyeri sahibi ya da çalışanlarının beyanlarına başvurulması gerektiğini, dinlenecek bordro tanıklarının tespiti istenilen tüm dönemi kapsayan dönemde çalışmış bordro tanıkları olup olmadığı üzerinde durulması gerektiğini, işyerinin resmi işyeri olması durumunda çalışma iddialarının yazılı belgelerle ispatı üzerinde durulması gerektiğini (Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2004 tarih ve 2004/21-27 esas 2004/3 karar sayılı ilamı), davacının, işverenin sigorta primlerini ödemediği gerekçesiyle sigortalı sayılmadığı iddiasının, müvekkil kurumun sorumluluğuna yol açacak bir durum olmadığını, böyle bir iddianın sorumluluğunun davacının çalıştığını belirttiği işveren olduğunu, davacının çalışmasının tespitini istediği dönemlerde ekte sunacakları kurum kayıtlarından da anlaşılacağı üzere davacının, davalıya ait işyerinde daha önce de çalıştığını gösterir bir tespit ve belge bulunmadığından kurum kayıtları ile çelişen davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı istinaf dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçmediğini, usul ve yasaya açıkça aykırı yerel mahkeme ilamının kaldırılmasını ve haklı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı temyiz dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçmediğini, usul ve yasaya açıkça aykırı kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

1.Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun'un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3 uncu maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır.

2.Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur.

3.İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 1. fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır.

  1. Değerlendirme

Somut olaya gelince, dava konusu dönem olan 08.07.2002-06.12.2005 tarihleri arası dönem açısından hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi bakımından, davalı adına kayıtlı 1002433 ve 1055413 sicil sayılı işyerlerinden 06.12.2005- 31.12.2008 ve 01.01.2009- 28.07.2020 tarihleri arası bildirimli çalışmanın bulunduğu, davanın 13.08.2020 tarihinde açıldığı, hizmetin sona erdiği 28.07.2020 tarihini izleyen yılın sonundan başlayan hak düşürücü sürenin geçmediği anlaşılmakta olup, davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI.KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz başvurusunun kabulü ile,

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

22.01.2024 gününde oybirliğiyle karar verildi.